Tema değişilikliği

Kullandığım Water Color teması güvenlik açığı nedeniyle sorun yarattı. Blogum görüntülenemedi. Hacklenmiş gibi görünüyor dedi host teknik ekibi. Bende yeni bir tema bulacağım. O zaman kadar bu basit tema ile idare edeceğim.

Posted in Kategorilenmemiş | 1 Comment

Bir mim sözüm vardı benim :)

Vardı değil mi? Hikaruivy  2 ay önce sevgili Hikaru bana bir mim pasladı. Mim yanıtlamayla ilgili durumu bildiğinden (sevmiyorum malum :) ) önceden sordu ben de aaa konu şahaneymiş pasla gitsin, yanıtlarım dedim. Dedim ancak o zamanlar boş gezenin asistanlığını yapıyordum :) Neyse gecikme için özürlerimi sunup, başlıyorum yazmaya.

KORE DİZİLERİ ÖDÜLLERİ

En Romantik: Coffee Prince Aslında daha romantikleri de vardır ama aklıma ilk bu geldi. Choi Hyan Kul I am an alien ;)

En Pamuk Şekeri: My Princess -Honey, honey diyorum başka da bir şey demiyorum. Anlayan, anlar :)

En Zaman Kaybı: My Girl Ahh yorum bile yapamıyorum.

En Eğlenceli: Protect the Boss Jaejong oyunculuğunu geliştirmişti bu dizide bir tık. Kız bir garipti ama Patron bütün klişelerden arınmış sevimli mi sevimli bir oppamızda eğlendim ben izlerken :)

En Sıkıcı-Gereksiz: Mary Stayed Out At Night Jang Geun Seuk gibi bir ‘güzelliğin’ yeteneğin heba edildiği bir yapım. Kim Jae Wook da kendini doğru düzgün gösterme şansı bulamadı bu dizie ı-ıhh olmamış.

En Lezzetli: Pasta :) Öyle bir şefim olsun ben azara razıyım :)

En Gerçekçi: Secret Garden Bakmayın öyle Kim Jong Woo’nun kıza ilişki hakkında söylediği her şey çok gerçekçiydi :)

En Hüzünlü: Tabii  ki I am sorry, I love you bir 49 Days var :(

En Umut Veren: City Hall, çalışarak dürüstlükle, samimiyetle de var olabileceğin kazanabileceğin mesajını veren bir Kim Sun Ah güzellemesi :) Scent of woman. Ölmediğin sürece umut vardır mesajı veriyordu sonuçta Lee Dong Wook da bonusu :)

En Hayal Kırıklığına Uğratan: Lie To Me Yoon Eun Hee ve Kang Ji Wan gibi iki dev isim ancak bu kadar harcanabilirdi. Olmamıştı.

Aslında o kadar çok dizi ve o kadar çok kategori oluşturulabilir ki ama ben mimi burada sonlandırıyorum gecikme ve yavanlığı için tekrar Bianeyooooo diyorum.

Posted in Kategorilenmemiş | Tagged | 7 Comments

Ajuşi / Won Bin

Image and video hosting by TinyPic

Bu filmi internete düştüğü ilk zamanlarda indirmiş epey süre bekletmiştim bilgisayarda. Biraz ön yargılıydım..  Leon tarzı bir konusu mu var acaba dedim? Sonuçta Leon da çok başarılı bir film olmasına karşın arka planda-alt metinlerde ‘kafa karıştırıcı’ mesajlar veriyordu. Hatta bir kitapta kitabın kadın kahramanı, bu filmi seven erkeklere duyduğu antipatiyi anlatıyordu. Öncelikle belirteyim ki hayır çok temel anlamda benzerlikleri olabilir ama Leon filmi ile alakası yok ‘Ajuşi’ nin.

Won Bin güzel bir yüzden öte iyi bir oyuncu olduğunu çoktan kanıtladı. Aynı şekilde Kim Sae Ron da  küçük yaşına rağmen geleceğin aranan oyuncularından olacağını ispatladı. Takip ettiğim bir sinema blogunda ‘işte uzakdoğu bu’ denmiş. Fazlasıyla aksiyon-şiddet sahneleri barındırdığı için bazı izleyicilerin kafasındaki uzakdoğu imajıyla örtüşmesi muhtemel. Çok belirgin bir durum olmadığı sürece ben kamera açılarından, teknik detaylardan anlamam. Benim için önemli olan filmin ne hissettirdiğidir.

Konusunu kısaca anlatmam gerekirse; bir tarafta dünya yıkılsa umurunda olmayacak bir adam var, rehinecilik yapıyor. Kendi halinde kimse ile iletişim olmayan birisi. Diğer yanda annesi dahil kimseden sevgi görmemiş ama sevgi dolu küçük bir kız. 

Hayatın adaletsizliğine karşı daha fazla sessiz kalamayacağı bir an geliyor ve işte o noktada ‘hiçlikten gelen’ bu adamın neler yapabileceğine tanık oluyoruz. Küçük kızın tehlikede olduğunu öğrenmesiyle, kelimenin tam anlamıyla adamların dünyayı başlarına yıkması. Korkusuzca üzerlerine gitmesi, hem hüzünlendiriyor seyredeni hem de  kararlılığıyla ürkütüyor. Geçmişine dair hiç bir bilgi bulunmayan bu adamın karşısında nasıl duracağını bilemeyen mafya-organ çetesi ilk darbesini buradan alıyor belkide. Filme dair çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. 

Beni tek rahatsız eden şiddet sahnelerin fazlalığıydı ama filmin akışı içinde gerekliydi o başka bir konu. Won Bin sevenlerin zaten izlediği-izleyeceği, hakkında bir fikri olmayanların da oyunculuk adına mutlaka seyretmetleri gereken bir film Ajushhi.

Posted in Dizi, Film vs | Tagged , , , , , , , | 4 Comments

Biraz ondan, biraz bundan ortaya karışık

Başlıktan da anlayacağınız üzere karmaşık bir yazı ile karşı karşıyasınız dostlar :) Öncelikle zaten çok sık güncelleme yapmayan, hatta bundan çok hoşlanmayan bir blogcu olmama rağmen fazlasıyla ara verdim. Farkındayım ama mazaretim var işe başladım :) 5 gün sonra 1 ay olacak tam ben daha işleri oturtamadım. Benden önce yolunda giden bir sistem olmaması da beni zorluyor. Gece yarılarına kadar vampirella edasıyla oturan, güneşi üzerine doğurmadan yatmayan ben, artık  21:00 gibi uyuklamaya en geç 23:00 gibi derin bir uykuya dalmış oluyorum. Hey gidi, hey bu günleride mi görecektik? :)

Bu esnada dizilerimden, filmlerinden uzak kaldım tabii ama önceden izlediklerim yazılmak üzere sıra bekliyorlar. Hem izleyecek iyi bir şeyler bulamamak, hem de yaşadığımı acı günler beni yavaşlatsa da durdurmadı. Haberleri hala takip ediyorum. Bu yaz Kore camiasından iyi yapımlar çıkacak diye ümit etmekteyim.

Image and video hosting by TinyPic
Bunların başında Gong YOO aşkımın bir dizi ile ekranlara dönecek olması var. Konu  çok bildik, hem Kore’de hem de Holywood da defalarca işlenmiş vücut değiştirme olayı. Tom Hanks’in yıllar önce oynadığı ‘Big’ filminden esinlenilmiş aynı  zamanda 13 going to 30 de aynı durumu konu alan başka bir Hollywood romantik komedisi bu iki filmle ve bundan öncekilerle ciddi benzerlikler taşıyor. Gong Yoo söz konusu rol için biçilmiş kaftan.  Yine de Hong sisters dizisi olacak bu yapım beni çok da heyecanlandırmıyor. Sadece Gong YOO dönecek diye mutluyum. Malum Hong sisters absürd komedi yapıyor ve ben bunu hiç sevmiyorum. Öte yandan Gumihoyu çok sevmiştim bu da bir istisna olabilir. Bu arada başrol kadın oyuncusu Gong Yoo’nun katalog çekimlerindeki partneri Lee Min Jung. Ben bu kızı bir tek Boys Before Flowersda izledim hakkında fazla bir bilgim yok. İyi olur umarım.

Aslında çok da karışık bir yazı olmadı. Bir şeylerden daha bahsedecektim ama unuttum. En kısa zamanda kafamı toparlayıp, yazılarıma dönmek istiyorum. Kpop aleminde, Kdrama aleminde sonra Avrupa sinemasında, Amerikan Tvlerinde yeni neler var bir göz atmak  gerek Adele denen kızı yeni keşfettim sayılır bu aralar ‘Rolling in the deep’ i dinliyorum ama meğerse ben onu ‘Chasing pavements’ ile çok daha önce keşfetmişim ama haberim yokmuş ha ha :)

Bu arada Jeang Geun Seouk’n yeni dizisi Love Raine başlamayı düşünüyorum nasıldır bilemedim. Her türlü, görüş, öneri, tavsiye vs. açığım… Böyle varsa çookk romantik film-dizi önerileriniz çok sevaba girersiniz benden söylemesi : ) Az romantik de olur ha ha ha. Özetle boşluk bulduğum ilk fırsatta yazılarımı depolayacağım. O zamana kadar beni özleyin…

Posted in Dizi, Film vs | Tagged , , , , | 14 Comments

Kimi Wa Petto/ You’re My Pet/Beslenir ki bu…

Uzakdoğulu genç oyuncularla ilgili en çok kulllandığımız cümle: Beslenir ki bu…. Eh her zaman ki gibi Japonlar yapmış :) Nerede genel geçer kuralları zorlayan konular var, Japonlar orada :) Bir manga uyarlaması olan bu dizinin Kore versiyonu bir filmi de var. Çok ilginçtir ki ben Kore yapımını değil, Japon yapımı olan diziyi beğendim. Normalde Japonya’yı Kore’ye tercih ettiğim görülmemiştir ama iyi bir işin hakkını vermemek olmaz.

Kimi Wa Petto genç bir kariyer kadının yalnızlığını anlatıyor. Iwaya Sumire burnu düşse yerden kaldırmayacak bir karakter. Güçlü ve soğuk bir profil çiziyor. Tabii ki bu maskenin altında yalnız ve güvensiz bir kadın var. Sumire yorgun, yoğun ve kötü geçen bir günün ardından kapısının önünde bir kutu buluyor. Kutunun içinde yaralı bir genç var. Evine alıyor, pansuman yapıyor. İyileşmesine yardım ediyor. Fakat iyileştikten sonra ayrılmak istemeyen bu genç adam, Sumire’ye istediği herşeyi yapabileceğini söylüyor. Yarı şaka, yarı ciddi köpeğim ol o halde diyor kızımız. Tamamdır diyor oğlan :)

Iyawa ona çocuken sahip olduğu ve çok sevdiği köpeğinin adını veriyor. ‘Momo’ Köpeğin olayım tabirinin hayat bulmuş hali bu geç adamın gerçek adı ‘Goda Takeshi’ yetenekli bir dansçı ama ilk bölümden anlıyoruz ki başını belaya sokmuş.

Image and video hosting by TinyPic
Zamanla bu sahip-evcil hayvan ilişkisi derinleşiyor. Bir taraftan sadece ‘pet’ olarak yaşayan ‘Momo’ taraftan da Sumire’nin bağlandığı, sevdiği yegane şey haline geliyor. ‘Köpeğimi’ besleyeceğim diye alelacele işten çıkmalar, günün stresini saçını okşayarak atma vs. gibi alışkanlıklar ikili arasında bir duygusal yakınlaşma doğuruyor. Olmazsa olmazdı zaten :)

Matsumoto Jun köpek olarak çok başarılı. Gerçekten bir köpeğin bütün haraketlerini bir insan bedeninde görebiliyorsunuz. Tatlılığı da cabası. Ben de şahsen öyle bir ‘hayvanı’ besleyebilirim evde. : ) Kadın oyuncu da çok başarılı ama Japonların emekli öğretmen gibi giyinelim moda anlayışı ve o içtiği sigaralar sinirimi bozuyor. O da iyi oynamış işte gerisi teferruat :P

Peki ben neden şekerler şekeri Jang Geun Seuk yerine Matsumoto’yu tercih ettim? İzleyin görün derim ve yazımı burada sonlandırırım :)

Posted in Dizi, Film vs | Tagged , , , , , , , , , , , | 4 Comments

City Hall / Biraz Politik, Biraz Romantik

Photobucket

Kim Sun Ah, Güney Kore’nin gelmiş, geçmiş en iyi aktristlerinden olduğunu her izlediğim dizisiyle bir kez daha kanıtlıyor. City Hall başlıkta da belirttiğim gibi biraz politik, biraz romantik çoğu zaman eğlenceli bir dizi. Fakat politika kısmına katlanamam diyorsanız -ki ben bir ara epey sıkıldım- size o kadar keyifli gelmiyor. Neyse ki hikaye içinde tüm politik çatışmalar ve günlük yaşam çok iyi harmanlanmış. Böylelikle dizi sıkıcı olmaktan kurtuluyor.

Image and video hosting by TinyPic

Shin Mi Rae: In Ju City denen küçük bir şehirde en düşük dereceden devlet memurudur. Herkese yardım eden ve sevilen biridir. Bunun yanı sıra geçinmek için birden fazla part-time işte çalışmaktadır. Shin Mi Rae tam anlamıyla ‘içimizden biri’

Jo Gook: Genç (bir politikacı olarak) ve hırslı bir adam. Onun için  kazanmak adil oynamaktan çok daha önemli. Shin MiRae’ye önce ortak çıkarları için yardım ediyor ama daha sonra işler elbette değişiyor. Yürüdüğü büyük yolda kendisine yardım edecek bir kadınla nişanlı.

Photobucket

BB: Hırslı ve tecrübeli bir iş adamı ve siyasetçi. Herkesin saygı duyduğu, güçlü ve liderlik özellikleri taşıyan bir adam. Jo Goo ve annesini yıllar önce terketmiş. Kendi büyük hayallerini oğlunun üzerinden gerçekleştirme çabasında.

Photobucket

Go Hae: Jo Gook’un nişanlı olduğu kadın. Da Haen grubun varisi. Fazla söze gerek yok. Hikayedeki kötü kadın kendisi :) The bitch diyebiliriz kısaca :) Hatta dedik bile :)

Photobucket

Jong Waa: Bitch the second : ) İkinci sevimsiz kadın da kendisi oluyor. Jung Do’nun karısı farklı politik amaçları var. Shin Mi Rae’nin eski arkadaşı yeni rakibi.

Photobucket

Jong Du: Shin Mi Rae’nin sağ kolu. Politik destekçisi ve Jong Wa’nın kocası. Karısının aksine sadık ve güvenilir.

Photobucket

BoMi: Shin Mi Rae’nin en yakın arkadaşı. Evli 3 çocuk annesi. Kore Cumhuriyetinin ulusal Ajummalarından biri : )

Bütün bu karakterlerin yanı sıra bir grup büro şefi, sadık destekçiler gibi kişiler de mevcut. Eğlenceli anları dizinin ağır bir politik havada ilerlemesinin önüne geçiyor. Ama bu demek değil ki sabun köpüğü bir drama ile karşı karşıyayız. En başta da dediğim gibi, siyasi hırslar, politik oyunlar ve günlük yaşamın dertlerini aynı potada eritip, çok iyi dengeliyor.

Elbette aşk gibi hayatın tam ortasından bir duyguyu vermeyi de ihmal etmiyor:) Gereksiz egoların, saçma kavgaların olmadığı bir ilişki Jo Gook ve Shin Mi Rae’nin yaşadığı. Hiç bir şey kolay olmuyor tabii ama karakterler size, buna değeceğini gösteriyor.

Aş demişken Kdrama tarihinden daha tutkulu bir öpücük görmedim ben :) İşte gerçek oyuncuların farkı :)

Photobucket

Photobucket

Bana bir hayal ver, içi boş kampanya sözlerindense bana gerçekleştirebileceğim bir hayal ver.

İşin içinde Kim Sun Ah varsa benim için o yapımın kötü ya da başarısız olması mümkün değil. City Hall da bunun bir kanıtı. Çoğumuzun Dok Go Jin olarak tanıdığı Chae Seung Won ve Kim Sun Ah’nın kimyaları çok uymuş. Gerçi Kim Sun Ah’nın kimyasının uymadığı bir aktör yok sanırım :) Yine de hem yaş, hem de tecrübe itibariyle bu ikiliyi diğerlerinden daha falza beğendim. Yoksa bir Hyun Bin, bir Lee Dong Wook  aynı derecede başarılı aktörler. Chae Seung Won burada çok daha gerçek bir karakter canlandırmış ve bu işin altından son dererece başarıyla kalmış. Çok beğendim.

City Hall samimiyetle de var olabileceğinizi, insanların üzerinden basmadan da yükselebileceğinizi gösteren bir romantik-politik dizi. Politika denen zor ve çoğu zaman kirli işte, kirlenmeden gerçekten halka hizmet ederek yer alabileceğiniz mesajlarını veriyor. Sana inanan tek bir kişi bile varsa o insan için yola devam etmelisin. Ben çok sevdim, sabırla izlerseniz sizin de seveceğinizi düşünüyorum ve öneriyorum.

Son olarak diyorum ki… KİM SUN AH MUHTEŞEM  :)

Posted in Dizi, Film vs | Tagged , , , , , , , , , , | 10 Comments

Özlem Pansiyon Bizi Sevdi :)

Geçtiğimiz haftalarda bana bu güzel hediyeleri gönderen, Özlem Pansiyonla tanıştık. Hatırlayacağınız üzere Özlem modern bir seyyah. 50′den fazla ülke gezmiş bir seyahat bloggerı.  Nefertitininde dediği gibi daha önceden planlanmış ama hayatın kötü sürprizleri yüzünden ertelemek zorunda kaldığımız bir buluşmaydı. Ama verdiğimiz sözleri tutmadığımız görülmemiştir öyle değil mi? :) Buluşmamız öncesinde, sadece bir ya da iki kez telefonla konuştuğumuz Özlem’den aldığım elektrik beni yanıltmadı. Son derece doğal ve neşeli bir insan. Neticede çok istediğimiz buluşmayı gerçekleştirdik. Mekân olarak Cevahir AVM deki Cafe Braisere seçtik. Daha önce Arwenciğimizle ile gidip beğenmiş, aklımıza yazmıştık. Ama bu konuda lanetli olduğumuzu düşünüyorum. Ne zaman, ah burası güzel bir yer, fiyatları da uygun desek, ikisinden birinde çoğunlukla ikisinde birden sorun çıkıyor. Eğer Özlemle ilk kez karşılaşmamış olsaydık, çirkefe bağlardım orada o kadar aptal bir garson, kötü bir servis vardı. Allahtan mekân rahattı, fazla kalabalık değildi. Rahat, rahat konuştuk.

Photobucket

Konuştuk derken, aslında biz konuştuk. Nefim sağolsun 1 dk susmadı. Beni de konuşturmadı ha ha ha :) Bir şey anlatıyorum, sus dedim sonunda 1 dk ben anlatıyorum diye devam ediyor. Tabii başka biri olsa bir daha ağzımdan harf çıkmazdı ama söz konusu çitlembiğim olunca durum değişiyor. Bu durum karşısında Özlem, kendisinden daha ‘konuşkan’ insanlar olduğumuza kanaat getirdi. Neden öyle düşündü hiiiiççç anlamadım :P

Özlem Kore’ye arkadaşı Yonca ile beraber gitmiş. Kore dışında fazla bir yerden bahsedemedik ama anladığım kadarıyla pek çok kez birlikte seyahat etmişler. Ne güzel insanın bu kadar kafa dengi bir arkadaşının olması. O gün Yonca’da bizimleydi.  Ahhh Aslında biz 5 kişiydik. Nasıl mı? Sevgili Özlem ve Yonca’nın arkadaşları Aslı da mesajlarıyla sürekli bizimleydi ha ha ha. Bizimle alakası yok elbette. Sevilen insanlar oldukları her şekilde belli olan Özlem ve Yonca’yı akşamki planlarına, olabildiğince erken dahil etmek isteyen arkadaşları oldukça kararlıydı :)

O kadar çok şey konuştuk ki, gün sonunda yorgun düştüğümü hissettim resmen. Anlattıklarımızla ürkmediğini düşündüğümüz Özlem ve Yonca ile çok keyifli vakit geçirdik. En kısa zamanda tekrar buluşmayı ve bu sefer dünyanın diğer ülkelerindeki seyahat maceralarını dinlemeyi iple çekiyorum.

Posted in Kategorilenmemiş | Tagged , , , | 5 Comments

So Ji Sub Ekranlara Dönüyor

Güney Kore’nin en çok sevilen Aktörlerinden So Ji Sub yeni bir drama ile Televizyon ekranlarına döneceğini doğruladı. ‘Ghost’ adı verilen bir bilimkurgu dizisinde rol alacak olan So Ji Sub ajuşi Kim Woo Hyun isimli, iş kolik bir polis memurunu canladıracakmış. İşini kurallara uygun, diğer bir deyişle kitabına göre yapan Kim Woo Hyun polis akademisinden yüksek  notlarla mezun olmuş ‘Cyber’ soruşturma departmanında çalışan bir memurdur ama söz konusu ilişkiler olunca son derece objektif bir kişi haline geliyor. Kim Woo Hyun bir de Ki Young isimli bir rakibi olacağı dizi ile ilgili verilen bilgiler arasında. So Ji Sub hayranları ve So Ji Sub ansiklopedik verilerine bile yer veren Kaktüs Çiçeği  daha detaylı bilgi verecektir takipte kalın :)

Posted in Oyuncular | Tagged , , | 9 Comments

Won Bin / Kusursuz Yakışıklı

Won Bini ilk kez Madeo-Mother filmde izledim ve oyunculuğuna hayran kaldım. Daha öncesinde adını sıkça duyduğum, reklam filmlerinin tercih edilen yüzlerinden olan bir aktör olduğunu biliyordum. Gerçek olamayacak kadar yakışıklı, fazla kusursuz. Soğuk ve uzak bir havası var. Ama sanırım bu onu çekici kılan etkenlerden biri. Yüzü altın orana uygun sanıyorum. Görsel olarak kesinlikle çok yakışıklı ama beni fazla etkilemediğini söylemek isterim. Korelilierin A list olarak nitelendirdikleri oyunculardan. Yılda bir kere falan film çekiyor sanırım. Dizi piyasasına dönmesi hasretle beklenen isimlerden.

Bir de böyle kalbe zara bir şey var :) Kore’nin en yakışıklı aktörleri aynı sahnede…

 

* İsim: Won Bin / 원빈
* Gerçek isim: Kim Do Jin / 김도진
* Meslek: Aktör ve model
* Doğum tarihi: 10 Kasım 1977
* Doğum yeri: Jeong-seon, Kangwon-do, Güney Kore
* Boy: 178cm
* Kilo: 62kg
* Burcu: Akrep
* Kan Grubu:0

DİZİLERİ

* Friends (MBC, 2002)
* Autumun Tale (KBS, 2000)
* Kkokji Tough Guy’s Love 꼭지 (KBS, 2000)
* A Light at the Small Station (KBS, 2000)
* Kwangki Ad Maniac / Want You (KBS, 1999)
* Ready, Go (1998)
* Our Story (1997)
*Propose (KBS, 1997)

FİLMLERİ

* This Man/Mister (2010)
* Mother (2009)
* My Brother (2004)
* Taegukgi (2004)
* Guns & Talks (2001)

Posted in Oyuncular | Tagged , | 17 Comments

3 Yıllık Zaman aşımı…

Bu bir blog doğum günü yazısıdır. 1 Şubat itibari ile 3. yılını dolduran blogum bir süre daha yayında olacak gibi görünüyor. Normalde benim bir şeye ya da birilerine olan hayranlığım maksimum 3 yıl sürer. Bu kendime koyduğum sadakat sınırıdır :) 3 yıldır blog yazıyor olabilirim ama dizi-film yorumcusu kimliğim daha eskilere dayanıyor. Hep bahsederim hayatımda önemli bir yere sahip bir dizi vardır Dawson’s Creek diye. İşte o dizinin yerli-yabancı forumlarında yorum yapardım. Sonra bir internet sitesinde kendime ait köşem oldu :) O site vasıtasıyla tanıdığım ve hala görüştüğüm arkadaşlarım var. Söylemiştim… Neyse asıl olay şu aradan onca yıl geçmiş fakat benim  tavrım değişmemiş…

Yıl 2002  bu yorumlar size tanıdık geliyor mu? : )

520 (5.Sezon 20. bölüm demek) yi kaçırdım ne yazık ki ama bu haftaki bölümü izlediğimde çok sinirlendim. Her ikisi de başarılı karizmatik ve güzel yani istediği her erkeği kolaylıkla elde edebilecek iki kadın Dawson ve Paceye asılıyordu ve gördük ki bir tanesi asılmakla kalmayıp olayı daha da ileri boyutlara taşıdı. Kendi kendime dedim ki uzak durun esas oğlanlarımızdan. Tabii buldular genç yakışıklı ve toy çocukları baştan çıkarmaya çalışıyorlar çok kızdım çok!

Sonra ben köşe yazmaya başlayınca diğer DC siteleri hatta diğer dizilerin siteleri de aynı uygulamayı başlattı. Ahh taklit edilmek taa o yıllardan bana kalan bir miras ha ha  ha  :P

Ne asil, ne kibar biriymişim ben o zaman :) )

Uzun bir aradan sonra nihayet özlem sona erdi ve dizimize yeniden kavuştuk. Başlamadan önce söylemek istediğim birkaç şey var. Tam 1 sene önce Taner’in fikriyle başlayan haftanın yorumu köşesi çok beğenilmiş olacak ki türevlerimiz çıktı. Örnek alınacak işlere imza atmak son derece mutluluk verici buradan diğer dizilerin sitelerinde bu işi üstlenen herkese tek, tek başarılar diliyorum.

Ben Dawson&Joey’ciydim ve olaylara hep o gözle bakar, öyle yorum yapardım. Az küfür yemedim. Admine şikayet ediyorlardı beni : ) O da sağolsun hep benim tarafımdaydı. Şimdi internetin, pcnin altını üstüne getiriyorum ama o zamanlar Wordde dosya kaydetmeyi bile bilmiyordum. Yukarıdaki çarpı işaretine basıp kaydetmek istiyor musunuz diye sorunca, evet deyip öyle kaydediyordum. Neredennn nereyeee : )

Bu aralar her zamankinden daha yavaşım mazur görün. Zaten hiç bir zaman düzenli post girme derdinde olmadım. 1 yıllık blogların 100 den fazla yazısı oluyor bazen. Söyleyecek sözleri vardır elbet, eleştiri değil asla… Ama ben 3 yılda 266 yazı yazmışım. 1118 etiket kullanmış, kendiminkilerle beraber 3027 yorum almışım. Blogun bana en büyük getirisi tanıdığım insanlardır. Candan arkadaşım olanlar dışında, tanımakdan memnun olduklarım var. Yüzlerini hiç görmediğim ama yorumlarıyla beni yalnız bırakmayanlar var. Hayatta zaten bir dolu, sıkıntı, üzüntü, stres yaşıyoruz. Diziler, fimler, müzikler bu hengamede biraz olsun rahatlamamıza, iyi hissetmemize vesile oluyor. Bütün bunların yanında, benim cümlelerim biraz olsun keyiflenmenizi sağlıyorsa o halde güzel bir şeyler yapıyorum demektir : )

Ben sıkılana kadar bir süre daha buralardayım. Umarım sizde orada olup beni okumaya devam edersiniz.

Posted in Kategorilenmemiş | 15 Comments