Secret Garden – So Ji Sub Kitapları Çekiliş

Mart 6th, 2017

Facebook sayfamda Secret Garden 1-2 ve So Ji Sub’un yolu kitaplarını hediye ediyorum. Katılmak isterseniz detaylar aşağıda.

Yapmanız gereken 3 şey var.

1. Facebook sayfasnı beğenmek.


2. Sayfadaki gönderiyi herkese açık bir şekilde kendi sayfanızda ya da sosyal medya hesaplarınızda paylaşmak.


3. Paylaştığınız linki Facebook sayfasındaki iletinin altına yorum olarak bırakmak.

21 Mart 2017 Tarihinde de çekiliş sona ersin

https://www.facebook.com/lafeablog/

Yıl Dönümü 8. Yıl

Şubat 11th, 2017

1 Şubat 2009’da başladım bu blogu yazmaya. 8 yıl önce bir hevesle başladım. Hala kör topal devam ediyorum. Aslında bu sene yıl dönümü yazısı yazmayacaktım. Geçtiğimiz iki yıl hem ülkemiz hem benim özel hayatım adına çok zordu. Önce amcamın, sonra halamın rahatsızlığı sonra babamın felç geçirmesi. Sonuncusu tabii ki en zoruydu. Sonra yeni bir iş. Devlet memuru oldum. Herşey daha güzel ve kolay olacak derken korkunç bir ortama düştüm. Neyse dertlerimle boğmak istemiyorum. Amacım uzun süren yokluğumu açıklamaktı :)

Blog bana çok şey kattı. Defalarca söylediğim gibi çok güzel insanlar tanıdım. Dostlar edindim. Bazıları hayatımda hala. Bazıları yaşadığım en büyük hayal kırıklığı olarak tarih sahnesinde yerini aldı. Meğer dost sandıklarım arkamdan konuşurmuş, beni üzmek için en zayıf anımı bekliyorlarmış. Meğer hiç dostum olmamışlar. Olsun yaşadığımız her şey bir hayat tecrübesi neticesinde.

Ayy 8 sene mi oldu? Çocuğum olsa okula giderdi. Belli bir düzende yazsam fanomen olur Kerimcan Durmaza’a rakip olamazdım tabii :P O başka bir kulvarda. Sanırım yaşlandım arkadaşlar. En yaşlı uzakdoğu blogcusu olarak köşeye mi çekilsem? :P 10. yılı da görüp kutlayabiliriz inşallah. Beni bu kadar süre takip eden herkese yürekten teşekkürler.  Seçtiğim görsel size bir şey çağrıştrdı mı?

Kore Dizilerine Dair/ Önce Biz Başlattık…

Ocak 24th, 2017

 

Kore’ye olan ilginiz ne zaman nasıl başladı hatırlıyor musunuz? Benim için şöyle oldu: 2007 sonuydu TV de bir dizi görmüştüm. Oturup baştan sona hiç seyretmedim ama göz ucuyla baktığımda hangi ülke olduğunu merak ettim. Evet, Uzakdoğuydu ama Japon’a benzemiyordu. Çinli desem değildi çünkü bir bölümde Çin’e gitmek söz ediyorlardı. Bir keresinde Malezya’da geçen bir film izlemiştim acaba Malezya mı? Diye geçirdim aklımdan. O kadar düşündüm fakat Güney Kore aklımın ucundan geçmedi. Halbuki tarihi ve kültürel olarak içlerinde bize en yakın olanı G. Kore’ydi. 

Derken bir gün TRT’de başka bir dizi başlayacağının tanıtımını gördüm. ‘Saraydaki Mücevher’ Çok uzun yıllar evvel Sabır Çiçeği Oşin diye bir Japon dizisi izlemiştim. Süpermarket zincirleri sahibi bir kadının çocukluktan başlayarak hayat-başarı hikayesini anlatıyordu. Çok severek seyrettiğimi hatırlıyordum. Bu dizi de ben de heyecan uyandırdı ve hiç bir bölümünü de kaçırmadan izlemeye başladım. Evet insanlar birbirine benziyordu. Ancak biraz dikkatli bakınca aynı saç, makyaj ve kostümün benzerliği artırdığının hatta başlı başına sebebi olduğunu anlaşılıyordu. Dahası bu insanlar genel geçer anlamda oldukça güzeldiler. 

Image and video hosting by TinyPic

Sonra İnternet’te araştırmaya başladım. Gelsin filmler gitsin diziler. Benim gibi düşünen, hisseden aynı beğenileri paylaştığım insanlar olduğunu gördüm. Bir kısmı arkadaşım oldu. Bazıları küçük hesaplar peşinde olan kişilerdi. Sevdayla birlikte bir sürü kişi ile buluştuk. O kadar enteresan olmadığımızı anlayanlar bir daha iletişime geçmedi :P

Biz rafine zevkleri olan mutlu bir azınlıktık. Yani burada böyle tepeden bakan bir tavır içinde falan değilim ama öyle hissediyordum ben. Mesela benim blogumu gerçekten ilgilenenler dışında pek kimse bilmez. Kore ile ilgili yazan ilk bloglardan olduğum halde bir takım teknik sebeplerden ama çokça da canım ne zaman isterse, neyi isterse onu yazdığımdan hiç bir zaman Google’da ön sıralara çıkamadım.

Pek çok insanı bu Kore dünyası ile biz tanıştırdık. Biz derken hepimiz. Tabiri caizse biz kaşındık. Hele ben, hiç tanımadığım insanlara CD’ler yazdım, renkli zarflara koyup iyi dilek notları yazdım. Zorum neydi bilmiyorum. :) Bu da yetmedi. Dünyanın öbür ucunda İnternet vesilesi ile tanıdığım daha önce aynı dizileri, filmleri izlediğim insanları Kore dizilerini izlemeye ikna etmeye çalıştım. Brezilyalı ve Fransız arkadaşlarla bunu başardım.

Aslında kimseye bahsetmemiz gerekirdi. Bizim küçük sırrımız olarak mı kalsaydı Kore sevgisi?

Sonra korkulan oldu biz ne olduğunu fark etmeden Kore dizileri, filmleri, müzikleri ‘biz’den başka birileri tarafından fark edilmeye başladı. En başta hak ettikleri itibarı almalarına sevindik belki ama sonrasında işin boyutları değişti. Senaryoları ‘uyarlar’ oldular. Bir süre sonra sanki yeni temizlik yaptığım evime çamurlu ayakkabılarıyla girmişler gibi hissettim. Sinirlendim. Hele orijinal hikayeleri Türk filmi klişeleriyle boğduklarını görünce daha da öfkelendim.

(Şu kızın turist hallerinde kendini bulan parmak kaldırsın :P )

Bir tarafım Kore dalgasının yayılmasına sevinirken, diğer yanım ufak çapta bir kıskançlık yaşıyor. Biz buralardayken hep dutluktu ya buralar :)  İşin şakası bir yana elini attığını kurutan, kirleten bir güruh var. İşte onlar hiç keşfetmeselerdi keşke Kore dizilerini, filmlerini vs. Bizde de çok yetenekli değerli oyuncular var. Başarılı senaristlerin elinde uyarlamalar izlemesi keyifli işlere dönüşebiliyor. Bknz: Hayat Şarkısı..  Ama She Was Pretty uyarlaması Seviyor Sevmiyor başarılı oyunculara rağmen rezalet bir hikayeyle devam ediyor. Diziyi sevenler internette isyan etseler de sesleri yapımcı tarafında karşılık bulmuyor.

Ha bir de Secret Garden senaryosunun Türkçe’ye çevrilmesi var. İyi, güzel ama en başında dediğim noktaya geliyoruz. Ne kadar sürecek bu heves? Ne zaman tüketecekler bu membayı da? Sonunda yine biz bize mi kalacağız? Yoksa kardeş ülke olarak dünyada, avrupada cazibe merkezi haline mi geleceğiz? Mesela bizde de Uzakdoğu’da olduğu gibi fan meetingler düzenlenecek mi? Music banki hatırlarsınız. Tanıdığımız, tanımadığımız online alemde bir şekilde iletişim kurduğumuz herkes oradaydı ve hepimiz çok mutluyduk.

Bu yazıyı çok uzun zamandır bekletiyorum. Daha fazla yazıp sizi sıkmak istemiyorum. Bunlar benim kişisel görüşlerim, kişisel endişelerim. Elbette kimse bu fikirlere katılmak ve benimle aynı duyguları paylaşmak zorunda değil. Kore sevdamın bir numaralı sebebi olan bu adamı da unuttum sanmayın. Onu sona sakladım. Ahhh ahh diyorum siz beni anladınız değil mi arkadaşlar :P

 

Birth of Beauty & Another Miss Oh

Temmuz 30th, 2016

Uzun uzun zaman sonra (yaklaşık 1.5 yıl) Kore dizilerime geri döndüm. Alışkanlıklar kolay terk edilemiyor malum :) Bu sırada ancak iki dizi izleyebildim. Başlangıç için fena değil. Birth of Beauty ve son zamanlarda herkesin dilinde olan Another Oh Hae Young ya diğer adıyla Another Miss Oh. Öncelikle Birth of Beauty ile başlamak istiyorum.

Birth of Beauty: Sa Geum Ran kilolu ama pek iyi niyetli, sevimli bir ev hanımıdır. Zaten şişman ve ‘çirkinsen’ bunların aksi bir tutum sergilemen düşünülemez Sea Gem Ran’ın yakışıklı ve yarı ünlü kocası bir gün ondan ayrılmak istediğini söyler. Zaten karısını tv spikeri ile aldatıyordur. Bu noktadan sonra olaylar farklı bir hal alır.

 

Image and video hosting by TinyPic

Sea Geum Ran bir dizi estetik ameliyat geçirir ve Sarah olarak yeniden doğar. Artık zayıf ve güzel bir kadındır. Kore’nin güzellik algısı ve dayatması bana dünyanın geri kalanındaki güzellik anlayışından biraz daha acımasız ve katı geliyor. En azında uzaktan gördüğümüz ve dizi ve filmlerde bize yansıtılan ‘güzellik’ olgusu bütün problemleri çözer nitelikte görünüyor. Sürekli kocası ve ailesi tarafından hor görülen, ezilen Geum Ran estetik ameliyat sonrası bir intikam planı hazırlar ve başta plastik cerrah sandığı daha sonra öyle olmadığını anladığı Han Tae Hee’nin yardımıyla işe koyulur. Elbette süreçte aralarında bir aşk doğar doğmaması doğanın kuralına aykırıdır zaten :) Kaldı ki adamın kocasının iki katı romantik -ki kocası kendisine karşı hiç romantk değildir- iki katı yakışıklı olduğu düşünülürse aşık olmak iş bile değil. Birth Of Beauty zaman zaman sıksa da komedi dozu yüksek, macera, aşk ve intikamın harmanlandığı eğlenceli bir diziydi.

İkinci kadın rolündeki oyuncuyu hep ikinci kötü kadın rollerinde görüyoruz. Yazık değil mi bu kızcağıza halbuki çok temiz bir yüzü var. Biraz da masum rollerde görelim kendisini. Yalnız beni bu güzellik vurgusu bir noktadan sonra rahatsız etti. Artık güzelim onu yapabilirim, artık güzelim bunu yapabilirim tarzı cümleleri çok fazla duyduk başrol karakterin ağzından. Tamam anladım görüntüsü yüzünden çok aşağılanmış, çok acı çekmiş, terk edilmiş, canına kast edilmiş ama bu kadarına gerek yoktu. Ha bir de tamam Güney Kore’de estetik cerrahinin ne kadar gelişmiş olduğunu biliyoruz ama henüz boy uzatan ve ses değiştiren başarılı bir estetik ameliyat vakasını duymadık ;) Bunu da görmezden gelelim. İzleyelim eğlenelim. Bir de iç güzellik de önemlidir diyelim. Dış görünüş elbette mühim ama bir yere kadar. Önemli olan güzel insan olabilmek.

 

 

Another Oh Hae Young:  Oh Hae Young ortalama bir görünüşe sahip sıradan bir genç kızdır. Kendisi ile aynı adı taşıyan güzel Oh Hae Young ile aynı sınıftadır ve lise hayatı bu güzel ve kendisinden daha başarılı kızın gölgesi altında geçmiştir. Her etkinlikte koşulsuz desteklenen, teneffüslerde etrafında pervane olunan güzel Oh Hae Young sevimli ve nazik bir kızdır. İçten içe kendisine yöneltilen ilgiden hoşlansa da mütevazı davranır ve bu da ondan nefret etmeyi zorlaştırır. Öyle ki bu isim benzerliği geleceğini bile etkileyecek niteliktedir. Liseden sonra Hae Young yurt dışına çıkar ve herkes kendi yoluna gider. Sıradan  Oh Hae Young zengin ve yakışıklı bir adamla beraberdir her şey mükemmel görünüyordur ancak düğüne bir gün kala ayrılırlar.

 

Image and video hosting by TinyPic

Eric Mun’un başrolde olması benim için artı bir durumdu. Ayrıca yerli ve yabancı sitelerde diziden çokça ve övgüyle bahsediliyordu. Haliyle  merak ettim. Öncelikle bildiğimiz Kore dizi klişelerine yer vermemesi açısından başarılı bir yapımdı diyebilirim. Yine Kore’nin klasik güzellik anlayışını alt metinde hafiften eleştiren bir konusu olduğunu düşünüyorum. Esas kızın ne istediğini bilen sevmekten ve bunu belli etmekten korkmayan karakteri de etkileyiciydi. Zaten Kore dizilerinde kadınların sevgilerini göstermekte, ısrarcı olmakta ve sevdiğine sıkıca tutunmakta bir sorunları yok. Çok az kadın karakter tersi bir davranış sergiliyor.

Esas oğlan Park Do Kyung ses yönetmeni ve işinde çok titiz mükemmeliyetçi bir adam. Güzel Oh Hae Young ile bir ilişki yaşamış ama evlilik arefesinde terk edilmiş. Bir yanlış anlaşılma sonucu Oh Hae Young’un sevgilisi ile ayrılmasına sebep oluyor. Yolları tesadüfen kesişen ikili biraz vicdan azabı biraz benzer hayal kırıklıkları yaşamış olmalarının etkisi ile her geçen gün yakınlaşıyorlar. Eric Mun’un oyunculuğunu da tipini de çok beğenirim. Ama bu dizide biraz donuk buldum. Elbette bu da biraz karakterin nasıl yazıldığı ile ilgiliydi. Park Do Kyun olmadık zamanda bazı sahneler görmektedir. Bu da kısa süreli geleceği görme yeteneğine sahip olduğu olarak yorumlanıyor. İlerleyen bölümlerde geleceği değil de geçmiş gördüğü açıklanıyor. Do Young’un bu vizyonları bir uyarı mı? Yoksa sadece olacakları- olanları yalın haliyle gösteren bir rahatsızlık mı? İlerleyen bölümlerde daha net anlıyoruz. Yaptığımız her hareket, söylediğimiz her söz geleceğe bir tuğla ekliyor ya da çıkarıyor.

Fotoğraf altı yorumum yok. Eric Mun’u göstermek istedim :D

Park Do Kyung ablası, kardeşim dediği iş arkadaşları ile birlikte yaşıyor. Bu grup çok eğlenceli, çok sevimli ve birbirine çok bağlı.  Kim Ji Suk dizideki en güzel sürprizlerden biriydi. Kötü- çapkın adam rollerinde ne kadar başarılıysa komedi de çok başarılı olduğunu kanıtladı. Bu adam ne zaman kendi dizisinde başrol oynayacak ne zaman? Kampanya mı başlatsak? :) Bu arada dizide öpüşme sahneleri konuşulmuş ortalama Kore dizilerine göre iyiydi ama ben Eric Mun’u daha önce de izledim o yüzden bana pek tatmin edici gelmedi. Ben deli gibi sevmedim ama izlediğime de pişman değilim. Son olarak Kim Ji Suk rulzzz :D

Beni Bulun/Michelle Knight

Nisan 10th, 2016

Image and video hosting by TinyPic

Gerçek Bir Yaşam Öyküsü
1 EV, 3 KADIN, 11 YILLIK ESARET
BENİ BULUN
ÇÜNKÜ BU SİZİN DE HİKÂYENİZ OLABİLİR
2002 yılında kaybolduğumda pek çok kişi bunu fark etmemişti bile. Yirmi bir yaşındaydım; adres sormak için bir markete uğrayan genç bir anne…
On bir sene boyunca kilit altında tutuldum, türlü işkencelere maruz kaldım. Bu, hayatımın halihazırda bildiğiniz kısmı olabilir fakat daha bilmediğiniz çok şey var.
-Michelle Knight-
Michelle Knight 2002 yılında, Ariel Castro isimli bir okul servisi şoförü tarafından kaçırıldı ve on yıldan uzun bir süre taciz, tecavüz ve işkenceye maruz kaldı. 2003 yılında Amanda Berry, 2004 yılında da Gina DeJesus tutsak olarak Michelle’e katıldı. 6 Mayıs 2013’te bir fırsatını bulup tutsaklıktan kurtulmalarının ardından, bu olay dünyada büyük yankı uyandırdı. Şimdi ise binlerce kişinin merak ettiği konu şu: O evin içinde neler oldu ve üç kadın akıl almaz işkencelere dayanacak gücü nasıl buldu?

Üç genç kızın ne istediği belli olmayan bir ruh hastası tarafından kaçırılıp yıllarca, yıllarca fiziksel – psikolojik işkenceye maruz kalmalarının hikayesi ‘Beni Bulun’ Kitabı okurken olanlara inanamadım. Kendi istekleriyle ortadan kaybolmadıkları çok belli olan bu kızların ip uçları bu kadar açık ve net bir şekilde ortadayken bulunamayışları sinirlerimi bozdu. Kızların tutsak edildikleri ev yaşadıkları mahalleden fazla uzak değildi. Buna rağmen bulunamadılar. Çünkü kimse aslında konuyla ilgilenmedi. Asıl sarsıcı olan bu. Olayın olduğu bölge fakir bir mahalle ve kimsenin çok da umurunda olmayan insanların yaşadığı, yoksulluğa, suça ve benzeri olaylara insanların kafalarını çevirip geçtikleri bir semt.

Michelle’in hayatının kaçırılmadan önce de günlük güneşlik olduğunu söyleyemeyiz. Onu kimsenin aramaması da bunun bir delili. Çocukluğundan itibaren çok acılar yaşamış, çok sıkıntı çekmiş. Oysa Amanda ve Gina’nın ailelerinin kanlarının son damlasına kadar kızlarını bulmak için çabaladıklarını okuyoruz.

Kızların kurtulmasında büyük payı olan siyahi komşuya röportajda soruyorlar. ‘Bir terslik olduğunu nereden anladın?’ Diye. Adamın cevabı yaşananlar kadar acıklı. ‘Sarışın beyaz bir kız, zenci bir adama doğru koşuyorsa bir sorun var demektir.’

Çarpıcı kelimesi yaşanılanları anlatmaya az kalıyor. Kitabın dilinde edebi bir değer ya da etkileyici bir kurgu yok. Yazar başından geçenleri her hangi birine anlatır gibi anlatmış. Bu kadarı bile sinirleri alt üst etmeye yetiyor. Kalbinizin aynı anda üzüntü ve öfke ile dolmasına sebep oluyor. Yaşanmış olayları okumaktan hatta ders çıkarmaktan hoşlanıyorsanız okuyun derim.

Gilmore Girls, Stars Hollowa Geri Dönüyor!

Şubat 15th, 2016

Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı derler. Ama 80-90 ve hatta 2000’lerin başında izlediğimiz dizileri filmleri özler aynı tadı alamaz olduk. Sadece nostaljik bir serzeniş değil bu. Ne yazık ki bir kaç tane kaliteli yapım hariç TV’de kayda değer bir iş yok. İşte belki bu sebepten finalinden 9 yıl sonra Gilmore Girls 90 dakikalık 4 bölüm şeklinde Netflix kanalında geri dönüyor. Bölüm isimleri İlkbahar – Yaz – Sonbahar – Kış olarak belirlenmiş. Sookie’yi canlandıran Melissa McCarthy hariç neredeyse bütün kadro yeni bölümlerde yer alacak. Sookie olmadan Gilmore Girls epey eksik, çokça yavan kalacak gibi ama başrollerimiz Gilmore Kızları olduğuna göre idare ederiz gibi görünüyor :) Aklımızda elbette çok fazla soru var ve bu soruların hepsi açıklığa kavuşacak mı bilmiyoruz. Ama en azından bir kısmını öğreneceğimiz kesin. Dizinin ilk bölümü gerçek zamanlı başlayacak.  Yani Rory’nin mezuniyetinden sekiz yıl sonra. Acaba Rory hep hayal ettiği muhteşem kariyerini elde etti mi? Biliyorsunuz Büyükbaba Richard’ı canladıran aktör Edward Herrmann 2014 yılında vefat etti. Dolayısıyla dizide de Richard olmayacak.  Emily bu kayıpla nasıl başa çıktı- çıkıyor. Nasıl bir yas sürecinden geçti göreceğiz.

 
Image and video hosting by TinyPic

Gilmore Girls dışında yeniden çekilmesi ya da devamı yapılması planlanan başka  diziler de var. Bunlardan bir tanesi X Files yayınlanmaya başladı bile. Benim bahsedeceğim bir diğeri ise pek çoğumuzun çocukluk yıllarından hatırlayacağı ‘Full House’ dizisinin devamı ‘Fuller House’. Kalabalık evimiz, büyüyen çocuklar ve onların çocuklarıyla beraber daha daha kalabalıklaşıyor. Bu sefer DJ ve onun çocuklarının üzerinden izleyeceğiz ailemizi. Yine Olsen ikizleri hariç tam kadro ekranda olacaklar. Geçen yıllar oyuncularımızdan bir şey kaybettirmemiş. Yaş almış ama yaşlanmamışlar. Jessie Dayının da dediği hepsi hala çok iyi görünüyorlar. Biz izleyenler olarak bu zaman zarfında neler olduğunu merak etsek de oyuncular gerçekten bir aile gibi hiç kopmamışlar. Görüşmeye devam etmişler ve hatta sohbet grupları bile varmış. Bunu duymak nedense beni çok mutlu etti. İzlediğimiz şeyin bir gerçekliğine bir parça daha inanmamı sağladı. Dizi 26 Şubat tarihinde yine Netflix kanalında yayınlanacak. Bakalım her iki dizi de eski tadı verecek mi? Yoksa tadında bıraksalar daha iyiydi diye mi düşündürecek? Siz ne dersiniz?

Yeni Yıl – Kış Filmleri Kitapları

Aralık 17th, 2015

Yeni Yıl yaklaşırken ve interneti kahve – kitap resimleri sarmışken sizlerle yeni yıl- kış filmleri ve kitaplarımı paylaşmak isterim. Özellikle yılın bu zamanında döndürüp döndürüp izlediğim filmler ve hiç okumazsam bile en az bir kaç sayfasını karıştırdığım kitaplar var. Bir de önereceklerim.

Öncelikle Noel ruhunu yansıtan bir film var. 1995 yapımı ‘While You Are Sleeping’  Film yorumunu daha önce yapmıştım o yüzden tekrarlamıyorum. Son derece mutlu eden ( en azından beni) içinde aile ilişkileri, aşk ve umut olan sıcacık bir film.                                     

 

Image and video hosting by TinyPic

Vadim O Kadar Yeşildi ki, Şahane Hayat, Köşedeki Dükkan önereceğim klasik siyah-beyaz filmler arasında ve tabii ki Tiffanyde Kahvaltı yeni yılda ve kış aylarında içinizi ısıtması muhtemel filmlerden.

Kitap önerim ise geçen yıl Novella yayınlarından çıkan, kapak tasarımı ile konusu ile tam yeni yılda elinize almak isteyeceğiniz ‘Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var’

Konusu: Katherine O’Connor vaktinin çoğunu Blossom Sokağı’ndaki French Cafe’de başkaları için Yeni Yıl mektupları yazarak geçiren, bir taraftan da tamzamanlı iş arayan genç bir kadındır. Zamanla mektup yazma işi onun için yeni bir kariyere dönüşmeye başlamıştır.

Çocuk Psikoloğu Wynn Jeffries de tıpkı Katherine gibi, aynı kafede vakit geçirmekten keyif almaktadır. Genç kadın onunla tanışmamıştır bile ama kitabında Yeni Yıl geleneklerinin çocukları kandıran saçmalıklardan ibaret olduğunu savunduğu için Wynn’den hoşlanmamaktadır. İkisinin yolları, devamlı gittikleri bu mekânda kesişir. İlk başlarda, anlaşamadıkları konusunda anlaşırlar. Ancak onları yakınlaştıran asıl sebep birbirine zıt iki insan oluşlarıdır. Henüz fark edememiş olsalar da bunu anladıklarında aşk çoktan kapılarını çalmış olacaktır. Tabii eğer âşık olmaktan korkmayıp o kapıyı açmaya cesaret edebilirlerse…

 

Bir de yine geçen yıl okuduğum Nora Roberts’ın gelin serisinin ilk kitabı ‘Beyaz Düşler’  Konusunu burada anlatıp, yorumladığım için tekrar yazmıyorum. Kısaca  Mac, Laruie, Parker ve Emma kendi düğün organizasyon şirketlerini kurmuş ve çocukluklarından beri arkadaş olan dört kadının hikayesini anlatıyor.

Konusundan anlaşılacağı gibi hafif, romantik ve bir çırpıda okunacak kapak resmi ile de baktıkça mutlu edecek bir kitap :) Kendini iyi hisset diye bir tür olmalı aslında. Kitaplarda filmlerde romans, dram, gerilim gibi. Etiketi gördüğünde hemen almalı. Ben bu listeyi uzun tutmak istemiştim aslında fakat taslaklarda fazla bekledi. Bir an evvel yazayınm diye şimdilik bu bir kaç öneriyi bırakıyorum size. Bir kaç gün sonra belki uzatırım listemi. Hala buradasınız değil mi?

Hoşçakal CNBC-e Bir Devrin Sonu

Kasım 5th, 2015

Hayatımıza 2000 yılında Kanal E olarak giren Cnbc-e yıllardır açık ara en sevdiğim kanal olmuştur. Bir gün gelip de vedalaşacağımız hiç aklıma gelmezdi açıkçası. Ortamlarda yarı şaka yarı ciddi hep Allah Cnbc-e ye zeval vermesin derdim. Yerini TLC isimli bir kanala bırakacağı ve de sevilen dizilerin buradan devam edeceği söyleniyor ama yeni kanal bizim anılarımızı bilemez ki.

Benim için Cnbc-e Dawson’s Creek demektir. Bu sayede interneti keşfedişim oradan edindiğim dostluklar demektir. Buffy The Vampire Slayer demektir, Rosewell, Smalwille, Gossip Girl, One Tree Hill, Gilmore Girls  demekti. Orjinal dilinde izleyebildiğimiz güzel filmler demekti. Ahhhh içimde bir hüzün sanki sevdiğim bir arkadaştan ayrılıyorum. Her ne kadar artık dizileri ve filmleri internette takip ediyor olsakta bir nesli yabancı dizi ve film kültürü ile tanıştıran yegane kanaldır Cnbc-e. 2000’lerin başında sosyal medya, bu kadar yaygın internet bağlantısı yoktu. Tekrar günleri ve saatleri dahil yayın akışını ezberler TV’nin başına geçerdik.

Hayatımda ilk ve son kez bir kanalın dergisine abone olmuştum ve keyifle okurdum. Cnbc-e benim için gerçekten bir birey, bir arkadaş, yokluk zamanlarında biricik eğlenme aracıydı. Bakalım yeni kanal bize neler gösterecek. Belki Cnbc-e den çok daha iyi ve popüler dizileri yayınlayacak ama eski dostumuz Cnbc-e kalbimizin bir köşesinde, ilk gençlik- çocukluk anılarımızla belleğimizin bir kıvrımında kalıp hep hatırlanacak. Gerçekten bizi bu kanalla tanıştıran vizyon sahibi yöneticilere, kanal sahiplerine ve dünden bugüne Cnbc-e de çalışan herkese gönülden teşekkür ediyorum. Çok güzel zamanlar geçirdik beraber.

Kocan Kadar Konuş

Nisan 13th, 2015

Herkese merhaba dönüşümü beni çok eğlendiren bir kitap tanıtımı ile yapayım dedim. Şebnem Burcuoğlu geçen senenin en çok satan kitaplarından birine imza attı. Belli bir yaşı geçen her kadının çevresinde duyabileceği sorulara ve karşılacağı baskıları eğlenceli bir dille anlatıyor. Evlenmeyi başarılması gereken bir görev olarak gören, bu uğurda her yolu mubah gören kadınların var olduğunu biliyoruz. Bazılarına göre gerçekten kocan varsa varsın. Efsun bu grubun ve bu tarz düşüncelerin çok uzağında 30’una henüz merdiven dayamış entelektüel, dış görünüşüne çok takılmayan zeki bir kız.Son yaşadığı hayal kırıklığı sonrası belki de bu kadar insanın bir bildiği vardır diyerek, kendini baştan yaratarak evlenme yoluna girmeye karar veriyor. Ancak alışmadık bünyede tepkimeye yol açan bu haller Efsuna fazla geliyor ve komik hallere düşüyor :) Tüm bu arayış esnasında tesadüfler sonucu lise aşkı Sinanla karşılaşıyor ve kendi olmakla, olmaya çalıştığı kişi arasında kalıyor.

Çok satmasından dolayı kitabın edebi değeri, dili falan tartışılabilir ama bence gerek yok. Ben okurken çok eğlendim. Yaklaşık 2 saatte bitebilecek kolay okunan, hafif bir kitap. Türkçe çiklit örneği kabul edebiliriz sanırım. Hatta öyle. Sophie Kinsella, Maria Keyes yapınca oluyor da, Türk kızı yapınca olmuyor mu? Olmuş efendim hem de çok komik olmuş. Filmini de oldukça övüyorlar ama henüz izleme fırsatım olmadı. Benim bu aralar gülmeye ihtiyacım vardı ve bu kitap da bana istediğimi verdi. İkinci bölümü de çıkmış. Efsun ve Sinan’ın hikayesinin nasıl devam edeceğini merak ediyorum. Onu da okuyacağım en kısa sürede. Özetle okuyunuz, gülünüz tavsiyemdir :)

Ben Bir Süre Daha Yokum

Şubat 24th, 2015

Herkese merhaba. Uzun zaman oldu görüşmeyeli. Herşey yolundayken biraz yorgunluk, biraz tembellikten yazmayı erteledim. İzlediğim, okuduğum çok fazla bir şey de yoktu. Yeni bir işe girdim ve genel kanının aksine çok yoğun bir çalışma temposuna sahibim. Ama uzak kalmamın sebebi ne yazık ki bu değil. Geçen hafta babamın beynine pıhtı attı. Ömrümüzden, ömür gitti ama çok şükür ki hayati tehlikeyi atlattı. Ancak sağ tarafına inme indi ve tek başına hareket edemiyor. Konuşma bozukluğu var. Çok korktuk ama pozitif düşünüyoruz. Olumlu gelişmelere, umutlu konuşmalara tanık oluyoruz. Bir süre sonra yürümeye, konuşmasını düzeltmeye başlayacak. Kendi kendine yetebilen bir adam olduğundan bulunduğu durum sinirlerini bozuyor. Oldukça huzursuz. Allahın izni ile hepsinin geçeceğini düşünüyorum. Bu sadece bir süreç. Yine de dualarınızı, iyi dilekleriniz esirgemeyin. Babam biraz toparlanana, ben biraz daha pozitif bir ruh haline bürünene kadar bir süre daha yokum. Beni özlediyseniz, özlemeye devam edin :) Dönüşüm muhteşem olacak diye iddialı bir cümle kurmayacağım. Ama 6 yılın sonunda seyrekte olsa yazıyorum ve buralardayım. Allah başka keder, sıkıntı vermezse bir süre daha bloglamaya devam etmek istiyorum. Beni takip eden, okuyan, bekleyen herkese yürekten kocaman  teşekkür ediyorum.