Archive for the ‘Kategorilenmemiş’ Category

Secret Garden – So Ji Sub Kitapları Çekiliş

Mart 6th, 2017

Facebook sayfamda Secret Garden 1-2 ve So Ji Sub’un yolu kitaplarını hediye ediyorum. Katılmak isterseniz detaylar aşağıda.

Yapmanız gereken 3 şey var.

1. Facebook sayfasnı beğenmek.


2. Sayfadaki gönderiyi herkese açık bir şekilde kendi sayfanızda ya da sosyal medya hesaplarınızda paylaşmak.


3. Paylaştığınız linki Facebook sayfasındaki iletinin altına yorum olarak bırakmak.

21 Mart 2017 Tarihinde de çekiliş sona ersin

https://www.facebook.com/lafeablog/

Yıl Dönümü 8. Yıl

Şubat 11th, 2017

1 Şubat 2009’da başladım bu blogu yazmaya. 8 yıl önce bir hevesle başladım. Hala kör topal devam ediyorum. Aslında bu sene yıl dönümü yazısı yazmayacaktım. Geçtiğimiz iki yıl hem ülkemiz hem benim özel hayatım adına çok zordu. Önce amcamın, sonra halamın rahatsızlığı sonra babamın felç geçirmesi. Sonuncusu tabii ki en zoruydu. Sonra yeni bir iş. Devlet memuru oldum. Herşey daha güzel ve kolay olacak derken korkunç bir ortama düştüm. Neyse dertlerimle boğmak istemiyorum. Amacım uzun süren yokluğumu açıklamaktı :)

Blog bana çok şey kattı. Defalarca söylediğim gibi çok güzel insanlar tanıdım. Dostlar edindim. Bazıları hayatımda hala. Bazıları yaşadığım en büyük hayal kırıklığı olarak tarih sahnesinde yerini aldı. Meğer dost sandıklarım arkamdan konuşurmuş, beni üzmek için en zayıf anımı bekliyorlarmış. Meğer hiç dostum olmamışlar. Olsun yaşadığımız her şey bir hayat tecrübesi neticesinde.

Ayy 8 sene mi oldu? Çocuğum olsa okula giderdi. Belli bir düzende yazsam fanomen olur Kerimcan Durmaza’a rakip olamazdım tabii :P O başka bir kulvarda. Sanırım yaşlandım arkadaşlar. En yaşlı uzakdoğu blogcusu olarak köşeye mi çekilsem? :P 10. yılı da görüp kutlayabiliriz inşallah. Beni bu kadar süre takip eden herkese yürekten teşekkürler.  Seçtiğim görsel size bir şey çağrıştrdı mı?

Kore Dizilerine Dair/ Önce Biz Başlattık…

Ocak 24th, 2017

 

Kore’ye olan ilginiz ne zaman nasıl başladı hatırlıyor musunuz? Benim için şöyle oldu: 2007 sonuydu TV de bir dizi görmüştüm. Oturup baştan sona hiç seyretmedim ama göz ucuyla baktığımda hangi ülke olduğunu merak ettim. Evet, Uzakdoğuydu ama Japon’a benzemiyordu. Çinli desem değildi çünkü bir bölümde Çin’e gitmek söz ediyorlardı. Bir keresinde Malezya’da geçen bir film izlemiştim acaba Malezya mı? Diye geçirdim aklımdan. O kadar düşündüm fakat Güney Kore aklımın ucundan geçmedi. Halbuki tarihi ve kültürel olarak içlerinde bize en yakın olanı G. Kore’ydi. 

Derken bir gün TRT’de başka bir dizi başlayacağının tanıtımını gördüm. ‘Saraydaki Mücevher’ Çok uzun yıllar evvel Sabır Çiçeği Oşin diye bir Japon dizisi izlemiştim. Süpermarket zincirleri sahibi bir kadının çocukluktan başlayarak hayat-başarı hikayesini anlatıyordu. Çok severek seyrettiğimi hatırlıyordum. Bu dizi de ben de heyecan uyandırdı ve hiç bir bölümünü de kaçırmadan izlemeye başladım. Evet insanlar birbirine benziyordu. Ancak biraz dikkatli bakınca aynı saç, makyaj ve kostümün benzerliği artırdığının hatta başlı başına sebebi olduğunu anlaşılıyordu. Dahası bu insanlar genel geçer anlamda oldukça güzeldiler. 

Image and video hosting by TinyPic

Sonra İnternet’te araştırmaya başladım. Gelsin filmler gitsin diziler. Benim gibi düşünen, hisseden aynı beğenileri paylaştığım insanlar olduğunu gördüm. Bir kısmı arkadaşım oldu. Bazıları küçük hesaplar peşinde olan kişilerdi. Sevdayla birlikte bir sürü kişi ile buluştuk. O kadar enteresan olmadığımızı anlayanlar bir daha iletişime geçmedi :P

Biz rafine zevkleri olan mutlu bir azınlıktık. Yani burada böyle tepeden bakan bir tavır içinde falan değilim ama öyle hissediyordum ben. Mesela benim blogumu gerçekten ilgilenenler dışında pek kimse bilmez. Kore ile ilgili yazan ilk bloglardan olduğum halde bir takım teknik sebeplerden ama çokça da canım ne zaman isterse, neyi isterse onu yazdığımdan hiç bir zaman Google’da ön sıralara çıkamadım.

Pek çok insanı bu Kore dünyası ile biz tanıştırdık. Biz derken hepimiz. Tabiri caizse biz kaşındık. Hele ben, hiç tanımadığım insanlara CD’ler yazdım, renkli zarflara koyup iyi dilek notları yazdım. Zorum neydi bilmiyorum. :) Bu da yetmedi. Dünyanın öbür ucunda İnternet vesilesi ile tanıdığım daha önce aynı dizileri, filmleri izlediğim insanları Kore dizilerini izlemeye ikna etmeye çalıştım. Brezilyalı ve Fransız arkadaşlarla bunu başardım.

Aslında kimseye bahsetmemiz gerekirdi. Bizim küçük sırrımız olarak mı kalsaydı Kore sevgisi?

Sonra korkulan oldu biz ne olduğunu fark etmeden Kore dizileri, filmleri, müzikleri ‘biz’den başka birileri tarafından fark edilmeye başladı. En başta hak ettikleri itibarı almalarına sevindik belki ama sonrasında işin boyutları değişti. Senaryoları ‘uyarlar’ oldular. Bir süre sonra sanki yeni temizlik yaptığım evime çamurlu ayakkabılarıyla girmişler gibi hissettim. Sinirlendim. Hele orijinal hikayeleri Türk filmi klişeleriyle boğduklarını görünce daha da öfkelendim.

(Şu kızın turist hallerinde kendini bulan parmak kaldırsın :P )

Bir tarafım Kore dalgasının yayılmasına sevinirken, diğer yanım ufak çapta bir kıskançlık yaşıyor. Biz buralardayken hep dutluktu ya buralar :)  İşin şakası bir yana elini attığını kurutan, kirleten bir güruh var. İşte onlar hiç keşfetmeselerdi keşke Kore dizilerini, filmlerini vs. Bizde de çok yetenekli değerli oyuncular var. Başarılı senaristlerin elinde uyarlamalar izlemesi keyifli işlere dönüşebiliyor. Bknz: Hayat Şarkısı..  Ama She Was Pretty uyarlaması Seviyor Sevmiyor başarılı oyunculara rağmen rezalet bir hikayeyle devam ediyor. Diziyi sevenler internette isyan etseler de sesleri yapımcı tarafında karşılık bulmuyor.

Ha bir de Secret Garden senaryosunun Türkçe’ye çevrilmesi var. İyi, güzel ama en başında dediğim noktaya geliyoruz. Ne kadar sürecek bu heves? Ne zaman tüketecekler bu membayı da? Sonunda yine biz bize mi kalacağız? Yoksa kardeş ülke olarak dünyada, avrupada cazibe merkezi haline mi geleceğiz? Mesela bizde de Uzakdoğu’da olduğu gibi fan meetingler düzenlenecek mi? Music banki hatırlarsınız. Tanıdığımız, tanımadığımız online alemde bir şekilde iletişim kurduğumuz herkes oradaydı ve hepimiz çok mutluyduk.

Bu yazıyı çok uzun zamandır bekletiyorum. Daha fazla yazıp sizi sıkmak istemiyorum. Bunlar benim kişisel görüşlerim, kişisel endişelerim. Elbette kimse bu fikirlere katılmak ve benimle aynı duyguları paylaşmak zorunda değil. Kore sevdamın bir numaralı sebebi olan bu adamı da unuttum sanmayın. Onu sona sakladım. Ahhh ahh diyorum siz beni anladınız değil mi arkadaşlar :P

 

Birth of Beauty & Another Miss Oh

Temmuz 30th, 2016

Uzun uzun zaman sonra (yaklaşık 1.5 yıl) Kore dizilerime geri döndüm. Alışkanlıklar kolay terk edilemiyor malum :) Bu sırada ancak iki dizi izleyebildim. Başlangıç için fena değil. Birth of Beauty ve son zamanlarda herkesin dilinde olan Another Oh Hae Young ya diğer adıyla Another Miss Oh. Öncelikle Birth of Beauty ile başlamak istiyorum.

Birth of Beauty: Sa Geum Ran kilolu ama pek iyi niyetli, sevimli bir ev hanımıdır. Zaten şişman ve ‘çirkinsen’ bunların aksi bir tutum sergilemen düşünülemez Sea Gem Ran’ın yakışıklı ve yarı ünlü kocası bir gün ondan ayrılmak istediğini söyler. Zaten karısını tv spikeri ile aldatıyordur. Bu noktadan sonra olaylar farklı bir hal alır.

 

Image and video hosting by TinyPic

Sea Geum Ran bir dizi estetik ameliyat geçirir ve Sarah olarak yeniden doğar. Artık zayıf ve güzel bir kadındır. Kore’nin güzellik algısı ve dayatması bana dünyanın geri kalanındaki güzellik anlayışından biraz daha acımasız ve katı geliyor. En azında uzaktan gördüğümüz ve dizi ve filmlerde bize yansıtılan ‘güzellik’ olgusu bütün problemleri çözer nitelikte görünüyor. Sürekli kocası ve ailesi tarafından hor görülen, ezilen Geum Ran estetik ameliyat sonrası bir intikam planı hazırlar ve başta plastik cerrah sandığı daha sonra öyle olmadığını anladığı Han Tae Hee’nin yardımıyla işe koyulur. Elbette süreçte aralarında bir aşk doğar doğmaması doğanın kuralına aykırıdır zaten :) Kaldı ki adamın kocasının iki katı romantik -ki kocası kendisine karşı hiç romantk değildir- iki katı yakışıklı olduğu düşünülürse aşık olmak iş bile değil. Birth Of Beauty zaman zaman sıksa da komedi dozu yüksek, macera, aşk ve intikamın harmanlandığı eğlenceli bir diziydi.

İkinci kadın rolündeki oyuncuyu hep ikinci kötü kadın rollerinde görüyoruz. Yazık değil mi bu kızcağıza halbuki çok temiz bir yüzü var. Biraz da masum rollerde görelim kendisini. Yalnız beni bu güzellik vurgusu bir noktadan sonra rahatsız etti. Artık güzelim onu yapabilirim, artık güzelim bunu yapabilirim tarzı cümleleri çok fazla duyduk başrol karakterin ağzından. Tamam anladım görüntüsü yüzünden çok aşağılanmış, çok acı çekmiş, terk edilmiş, canına kast edilmiş ama bu kadarına gerek yoktu. Ha bir de tamam Güney Kore’de estetik cerrahinin ne kadar gelişmiş olduğunu biliyoruz ama henüz boy uzatan ve ses değiştiren başarılı bir estetik ameliyat vakasını duymadık ;) Bunu da görmezden gelelim. İzleyelim eğlenelim. Bir de iç güzellik de önemlidir diyelim. Dış görünüş elbette mühim ama bir yere kadar. Önemli olan güzel insan olabilmek.

 

 

Another Oh Hae Young:  Oh Hae Young ortalama bir görünüşe sahip sıradan bir genç kızdır. Kendisi ile aynı adı taşıyan güzel Oh Hae Young ile aynı sınıftadır ve lise hayatı bu güzel ve kendisinden daha başarılı kızın gölgesi altında geçmiştir. Her etkinlikte koşulsuz desteklenen, teneffüslerde etrafında pervane olunan güzel Oh Hae Young sevimli ve nazik bir kızdır. İçten içe kendisine yöneltilen ilgiden hoşlansa da mütevazı davranır ve bu da ondan nefret etmeyi zorlaştırır. Öyle ki bu isim benzerliği geleceğini bile etkileyecek niteliktedir. Liseden sonra Hae Young yurt dışına çıkar ve herkes kendi yoluna gider. Sıradan  Oh Hae Young zengin ve yakışıklı bir adamla beraberdir her şey mükemmel görünüyordur ancak düğüne bir gün kala ayrılırlar.

 

Image and video hosting by TinyPic

Eric Mun’un başrolde olması benim için artı bir durumdu. Ayrıca yerli ve yabancı sitelerde diziden çokça ve övgüyle bahsediliyordu. Haliyle  merak ettim. Öncelikle bildiğimiz Kore dizi klişelerine yer vermemesi açısından başarılı bir yapımdı diyebilirim. Yine Kore’nin klasik güzellik anlayışını alt metinde hafiften eleştiren bir konusu olduğunu düşünüyorum. Esas kızın ne istediğini bilen sevmekten ve bunu belli etmekten korkmayan karakteri de etkileyiciydi. Zaten Kore dizilerinde kadınların sevgilerini göstermekte, ısrarcı olmakta ve sevdiğine sıkıca tutunmakta bir sorunları yok. Çok az kadın karakter tersi bir davranış sergiliyor.

Esas oğlan Park Do Kyung ses yönetmeni ve işinde çok titiz mükemmeliyetçi bir adam. Güzel Oh Hae Young ile bir ilişki yaşamış ama evlilik arefesinde terk edilmiş. Bir yanlış anlaşılma sonucu Oh Hae Young’un sevgilisi ile ayrılmasına sebep oluyor. Yolları tesadüfen kesişen ikili biraz vicdan azabı biraz benzer hayal kırıklıkları yaşamış olmalarının etkisi ile her geçen gün yakınlaşıyorlar. Eric Mun’un oyunculuğunu da tipini de çok beğenirim. Ama bu dizide biraz donuk buldum. Elbette bu da biraz karakterin nasıl yazıldığı ile ilgiliydi. Park Do Kyun olmadık zamanda bazı sahneler görmektedir. Bu da kısa süreli geleceği görme yeteneğine sahip olduğu olarak yorumlanıyor. İlerleyen bölümlerde geleceği değil de geçmiş gördüğü açıklanıyor. Do Young’un bu vizyonları bir uyarı mı? Yoksa sadece olacakları- olanları yalın haliyle gösteren bir rahatsızlık mı? İlerleyen bölümlerde daha net anlıyoruz. Yaptığımız her hareket, söylediğimiz her söz geleceğe bir tuğla ekliyor ya da çıkarıyor.

Fotoğraf altı yorumum yok. Eric Mun’u göstermek istedim :D

Park Do Kyung ablası, kardeşim dediği iş arkadaşları ile birlikte yaşıyor. Bu grup çok eğlenceli, çok sevimli ve birbirine çok bağlı.  Kim Ji Suk dizideki en güzel sürprizlerden biriydi. Kötü- çapkın adam rollerinde ne kadar başarılıysa komedi de çok başarılı olduğunu kanıtladı. Bu adam ne zaman kendi dizisinde başrol oynayacak ne zaman? Kampanya mı başlatsak? :) Bu arada dizide öpüşme sahneleri konuşulmuş ortalama Kore dizilerine göre iyiydi ama ben Eric Mun’u daha önce de izledim o yüzden bana pek tatmin edici gelmedi. Ben deli gibi sevmedim ama izlediğime de pişman değilim. Son olarak Kim Ji Suk rulzzz :D

Ben Bir Süre Daha Yokum

Şubat 24th, 2015

Herkese merhaba. Uzun zaman oldu görüşmeyeli. Herşey yolundayken biraz yorgunluk, biraz tembellikten yazmayı erteledim. İzlediğim, okuduğum çok fazla bir şey de yoktu. Yeni bir işe girdim ve genel kanının aksine çok yoğun bir çalışma temposuna sahibim. Ama uzak kalmamın sebebi ne yazık ki bu değil. Geçen hafta babamın beynine pıhtı attı. Ömrümüzden, ömür gitti ama çok şükür ki hayati tehlikeyi atlattı. Ancak sağ tarafına inme indi ve tek başına hareket edemiyor. Konuşma bozukluğu var. Çok korktuk ama pozitif düşünüyoruz. Olumlu gelişmelere, umutlu konuşmalara tanık oluyoruz. Bir süre sonra yürümeye, konuşmasını düzeltmeye başlayacak. Kendi kendine yetebilen bir adam olduğundan bulunduğu durum sinirlerini bozuyor. Oldukça huzursuz. Allahın izni ile hepsinin geçeceğini düşünüyorum. Bu sadece bir süreç. Yine de dualarınızı, iyi dilekleriniz esirgemeyin. Babam biraz toparlanana, ben biraz daha pozitif bir ruh haline bürünene kadar bir süre daha yokum. Beni özlediyseniz, özlemeye devam edin :) Dönüşüm muhteşem olacak diye iddialı bir cümle kurmayacağım. Ama 6 yılın sonunda seyrekte olsa yazıyorum ve buralardayım. Allah başka keder, sıkıntı vermezse bir süre daha bloglamaya devam etmek istiyorum. Beni takip eden, okuyan, bekleyen herkese yürekten kocaman  teşekkür ediyorum.

Mutlu Yıllar

Aralık 31st, 2014

 

Bloguma uzun zamandır yazı girişi yapmadığımın farkındayım. Mazeretim var ama iş buldum :) Bu sefer kalıcı gibi görünüyor. Çok büyük bir sorun olmazsa önümüzdeki uzun yıllar boyunca buradayım. Yani uzun yıllar yaşayacağımı varsayıyorum tabii :p Yeni yıl hepinize sağlık, huzur, mutluluk AŞK getirsin. Dizilerde gördüğümüz o mükemmel ikinci adamlar karşınıza çıksın ve bir kez olsun esas oğlanlarını tahtını elinden alsın :) Hala bekliyor ve hala okuyorsanız teşekkür ederim. Ben 2015’te de buralarda olmayı planlıyorum. Söz bu sefer daha sık uğramaya blog yazmaya gayret edeceğim. 2015 ümit ettiğiniz bütün güzellikleri beraberinde getirsin. 

SEVGİLER….

Ne İzlesem? Görüş ve Öneri Bekleniyor :)

Nisan 4th, 2014

Arkadaşlar arada sırada yorumlarda bana önerilerde bulunuyorsunuz. Başka bloglarda okuduğum ‘ah ben de izleyeyim’ dediğim diziler, filmler oluyor. Daha sonra ya bir bölüm bakıp kapatıyorum. Ya da unutuyorum. 2012’den beri doğru düzgün Kore dizisi yapıldığını düşünmüyorum. Ya da artık biz aştık da bazı şeyleri, kalite çıtasını mı yükselttik bilemiyorum.

Her diziyi, her kitabı, her yazarı, her oyuncuyu, her şarkıcıyı ya da şarkıyı beğenmediğim ortada. Ama benim yorumlarımı merak ettiğinizi diziler-filmler vs. varsa buradan yazarsanız sevinirim. Ya da ben çok beğendim, senin de beğeneceğini düşünüyorum mutlaka izle dediğiniz Kore-ADB-Avrupa dizileri, filmleri olabilir. [HİNT DİZİSİ OLMAZ :) ] Hem ben görürüm, tek başlık altında toplanır. Hem de başkalarına da fikir olur belki :)Her türlü, görüş, öneri ve tavsiyeleriniz müessemize iletirseniz, çok memnun oluruz efendim :)

Biliyorsunuz ki; blog yazmaya başladığımdan beri sabit bir işim olmadı, hep bir takım işlere girip  çıkıyorum. Bir dönem aşırı yoğun oluyorum. Bir zaman geliyor şimdiki gibi epeyce boş vaktim oluyor. Hazır durum böyleyken, daha çok yazmak istiyorum ama ona da üşeniyorum. Oysa ki elimde izlediğim filmlerden oluşan bir liste var. Ben onları yazmayı gerçekten istiyorum… Ama birazcık hevesim de kaçtı. Neyse ben Kore dizilerimi özledim.  Önerilerinizi bekliyorum.

Son Tweetiniz Ne Olurdu? – MİM-

Mart 22nd, 2014

Gündem  meşgul malum. Peki olayı eğlenceye çevirelim dedim bende. Fikir Mss. Nefertiti’ye ait aslında. Bunu isterseniz diğer sosyal ağlarada yayabilirsiniz. Yani düşünsenize biz Koreseverler için Tumblr’ın yasaklı olması büyük bir sıkıntı olurdu. Yasaklar hep tatlıdır ve her yasak delinmek üzere yaratılır. Öyleyse hadi başlayalım :)

Benim son Tweetim ne olurdu: Oldu o zaman görüşürüz…

Son Facebook Mesajım: Mark beni unutma olur mu? :)

Tumblrda bakacağım son resim: Gong Yoo’nun six packlerinin olduğu bir resim olurdu. Madem son kez bakıyoruz değsin değil mi? :)

Çok basit ama öyle söyleyecek özlü sözlerim, Twitterdan takip ettiğim idollerim falan yok. Hımmm bilemedim…  Sizin son Tweetiniz ne olurdu/olacak?

Bunu mim yapıyor, önce Miss. Nefertitiye sonra Mikot Kıza paslıyorum :)

 

Minik Koreli Kız

Mart 16th, 2014

Bu Gong Yoo ve benim kızımmış mesela :) Ay şu tatlılığa bakın. Anne anlatıyor ama çocuğun aklı Tvde aslında :)

Mevsimler Geçiyor

Şubat 3rd, 2014

Mevsimler geçiyor, kışlar yaza dönüyor. Yaş alıyoruz, değişiyoruz ama bazı şeyler aynı kalıyor. Yolun başında bizimle olanlar, bir sürü sebepten artık orada değil ama yeni kişilerle yürümeye devam ediyoruz. La Fea Blog beş yaşına girdi. Ben her zamanki gibi, uzakdoğu başta olmak üzere, sevdiğim, beğendiğim her şey üzerine yazmaya devam ediyorum. Bazen kimseye haber vermeden sessizce çekip gitmeli artık desem de -ki yapacağım bunu bir gün- yine de beni hevesle okuyan tek bir kişi bile varsa devam etmeli diyorum. En başta kendim için yazıyorum. Ama yorumlarınız, geri dönüşleriniz benim için çok büyük bir motivasyon sebebi ve çok değerli. Geçen zaman içinde blog arkadaşlarından hemen hemen hepsi ile tanıştım. Blogdaşlar olarak bu yıl her zamankinden farklı olarak Music Bank sayesinde sevgi seli oluşturduk. Blogu açtığım günden beri yaşadığım en güzel deneyimdi diyebilirim. Klişe bir söz ama ‘hayaldi, gerçek oldu’. Ben yine buralardayım. Sanırım Allahtan bir keder olmazsa, bir süre daha yazmaya devam edeceğim. Siz de okumaya devam edersiniz umarım.

SEVGİLER…