Tarih84 Aja Aja Fighting

Kasım 4th, 2011

Arkadaşımız Tarih84 Bumerang ödüllerinde, en tarz blog kategorisinde yarışıyor. Hep destek, tam destek :) İlkesiyle haraket ederek oylarınızı bekliyoruz :)

 

SON GÜN 11 KASIM

http://bumerang.hurriyet.com.tr/bumerang-odulleri/37268.htm

26.09.2009 Bir Çitlembikle Tanışma Öyküsü

Eylül 26th, 2011

Image and video hosting by TinyPic

İzlediğim çok şey var ama hiç yazmak gelmiyor içimden. Bugünün anlam ve önemine binaen iki çiziktireyim dedim.

Normalde arkadaşlarınızla tanıştığınız günleri hatırlar mısınız? Hatırlanmaması normal fiziksel hayatta (reel demiyorum) her hangi bir günde, okulda, işte, belki yolda tanıdığınız birilerinin arkadaşınız olacağını tahmin edemeyebilirsiniz. Şu yazıya yaptığı yorumla ağıma düşen :) Miss. Nefertiti kaderin ağlarını ördüğünden haberdar mıydı acaba? Aslında önce gelen, geçen herhangi bir yorumcu diye düşündüm. Uzun yazdı ama bir daha gelmez sandım. Hepsinden öte o kadar güzel şeyler söylemişti ki; mahçup oldum ne diyeceğimi bilemedim. 3 paragraf yoruma iki satır yanıt yazdım. Ama ne yapayım alışık değildim ben hem daha yeni blogger sayılırdım…

Neyse biz yorumlaştıkça farkettik ki çok fazla ortak beğenimiz var bugün ve geçmişte. Sonra baktık ki beğeniden öte çok fazla ortak yönümüz var. Mailleşmeye başladık ama ilk mailim bir ilkokul çocuğu edasında ‘Benim adım La Fea, seninki ne?’ Tabii burada gerçek adımı yazdım :) Bunların hepsi yaklaşık 1 ay içinde oldu. Hatta bizi beraber Gong YOO’ya mektup yazma projesi bile yaptık yüz yüze gelmeden güvendik birbirmize… Ben tanışmalıyız dedim çekinerek…. Nefim mutlaka tanışmalıyız diyerek içimi ferahlattı.

Photobucket

Biz 2009’un 26 Eylülünde Cevahir AVM de buluştuk… Tanrım bu kocaman cümleleri o kız mı yazıyor? Samimiyeti ilerletmek gibi bir durum olmadı sanırım bizde. Tanıştık ve aynı gün samimi olduk. Bir çok kişiye normal gelebilir bu söylediklerim ama benim kadar keskin çizgileriniz ve kalıplarınız varsa bunları aşması kolay olmuyor.

Seçilmiş bir yalnızlıktı benimki okul yıllarından beri, vardı bir kaç arkadaşım ama kimisi şehir dışında okulda, kimisi yoğun iş temposunda biraz benden, biraz onlardan ayrı düştük… Öyle bir döneme denk geldi Miss. Nefertiti ile arkadaşlığım, doğru zaman, doğru kişi muhabbeti vardır ya aynen öyle :) Bu iki kız benim buzlarımı çözdü. 10’lu 20’li yaşlarımın başında tanısaydınız beni eminim pek sevmezdiniz :)

Photobucket

Yani hayatımda kimse ama kimse için bu kişiyi kim sevmez diye düşünmedim. Sevmeyen olabilir herkesi. Fakat aynı şeyi Nefi için diyemeyeceğim. Tanıyıp da sevmeyen birine rastlamadım ben daha. Öyle birinin varlığını hayal bile edemiyorum. Bilmiyorum ben belki sevmekten öte zaman, zaman alıp kalbime sokmak istiyorum.  Belki de o yüzden böyle düşünüyorumdur. O kadar tatlı bir kız ki sadece kişilik olarak değil, fiziksel olarak da bir çocuk enerjisi ve şirinliğinde olduğundan ne kızabilirsiniz ne küsebilir. Ben herkese uyuz olabilirim zaman, zaman bu benle alakalı. Ancak Nefertiti’ye bir kez bile sinir olmadım. Hem de sonsuz bilmişliğine rağmen :D Bu şirinliği sonuna kadar kullanmaktan hiçç çekinmiyor kendisi. Ben daha konuşmadan ne söyleyeceğimi anlayan, kalplerimizden geçenlerin, aklımıza takılanların bile neredeyse aynı olduğu Gong YOO’yu paylaşmaktan hiç gocunmadığım yegane insan :)  

Photobucket

Bugün blog vasıtasıyla çok değerli insanlarla tanıştım. İnternet insanı asosyalleştirir derler kısmen doğru ama garip olan ben İnternet sayesinde sosyalleştim. Yarın Uzakdoğu sevdası bitebilir, Gong YOO evlenip, hayatımızdan sonsuza kadar çıkabilir. :P Aynen 10 yıl önce bir forum vasıtasıyla tanıştığım şimdi farklı şeylerden hoşlansak da dostluğumuzun baki kaldığı arkadaşım Nagihan gibi, Miss. Nefertiti, Tarih84 ve tanıdığım diğer blogdaşlar, uzun yıllar arkadaş kalmayı diilediğim isimler. İyiki blog varmış ve ben iyi ki bu bıcırık kızla tanışmışım. Google aramasıyla hayatıma giren ama kolay, kolay çıkmayacak biricik çitlembiğim.

En zor anlarında bile o kadar pozitif, o kadar hayat dolu, o kadar güçlü ki… Ben ona yeni bir isim verdim artık: ‘Küçük Dev Kadın’ :) Canımın Seul köşesi :) Dilerim, bütün sıkıntıların geride kalsın artık, bundan sonra herşey çok güzel olsun senin için. 

Bu da ikimize gelsin :)

 

Arkadaşlarım deli benim :)

Eylül 24th, 2011

Bir gün, Pudram Tozum, esmer güzelim Tarih84 sıradan bir gün geçiriyordu. :) Lee Ji Ah mı ne karın ağrısıysa o yalancılar Kraliçesi yeni diziye başlıyormuş. Biz oh olsun kariyeri bitti şimdi derken kadın küllerinden doğdu resmen. Neyse ben bu haberi aldım Tarih84 ün internete girmesini beklemeden bu haberi vermeliydim. Telefon hala hızlı bir iletişim aracı sayıldığından :p aradım hanım kızımızı. Haberi çeviriyorum, hararetli bir şekilde anlatıyorum… Durdu dinledi sakince. Sonra beni kopartan cümleyi söyledi gayet sıradan bir şeyden bahsediyormuşcasına: Demek ödül törenlerinde karşılacağım bu kadınla, ne yapayım kaderimmiş :) Bakış açına hayran kaldım dedim ama kahkaha atmaktan konuşabildim mi? Hatırlamıyorum. Bilmeyenler için Tarih84’ün biricik aşkıdır Jung Woo Sung ve damat adayımızdır bu Oppa :D Kızımızı Koreye gelin vereceğiz inşallah. Ya da onu buraya alırız olmazsa. :)

Yine günlerden bir gün sevgili çitlembiğim Mss. Nefertiti ile ‘Gong YOO dizi yapsa’ ‘Gong YOO neden dizi yapmıyor?’ Başlıklı konuşmalarımızdan birini gerçekleştiriyorduk. Tahmin edebileceğiniz gibi bizim başka işimiz yok, problemimiz falan yok. Tek derdimiz Gong YOO ve ne zaman dizi çekeceği. Onun dışında kendi hayatımızda, dış dünyada olan olaylar falan bizi alakadar etmiyor ha ha ha :D Nefi yine ‘nazik’ sözlerini sıralarken ben yine ‘ama, ama o askerdeyken böyle böyle oldu’ diye bizi bu kadar bekletmesine kendimce geçerli sebepler buluyordum. Bu esnada konu yine askerliğe geldi askere gidenler, dönecekler, ve gitmek üzere olanları düşündük ve şöyle bir laf çıktı: Bütün büyük yakışıklıklılar askerde, fırsat bu fırsat işte…’ Ben gerisini duymadım. ‘Büyük yakışıklıklılar’ kısmında kopmuştum çoktan. Büyük derken yaş olarak değil de isim olarak büyük olanları kastetti aslında ama o an bana çok komik geldi :)

Asıl mühim olaysa geçen gece gördüğüm rüya. Makinosev So Ji Sub külliyatına yeni bir sayfa eklemişti. Ben de yatmadan önce blogları gezerken, onu da okudum tabii ki. Malumunuz So Ji Sub haberleri Makinosev’den sorulur. Neyse ben okudum blogu ve yattım. Tamamen kazara, istemsizce, kesinlikle elimde olmadan en son Makinosev’in bloguna bakmış ve uyumuş olmamdan ötürü; So Ji Sub’u rüyamda gördüm. İlginç ve komik bir rüyaydı aslında. Eskiden halamın yaşadığı bir apartmanda rastlaşıyoruz So Ji ile ama içeri girmeme izin vermiyor. Neden bilmiyorum? Onun orada işi  ne bilmiyorum. Ama şöyle diyorum ‘Beni tanımadın mı?’ Hani biz onu tanıyoruz ya. İçli, dışıyız artık o da bizi tanıyacak illa ha ha ha :) Apartamanın adı garip Conkbayır valla. Ertesi gün Sevgiyi aradım. Dedim böyle bir rüya gördüm. Anlattım içeriğini. Kız dedi ben daha görmedim So Ji’yi rüyamda sana ne oluyor.:)

Açıklamaya başladım; yukarıda anlattıklarımı söyledim. Sonra dedim ben de Gong YOO o kadar sevdiğim halde rüyamda göremiyorum. Hem rüyalar bilinçaltının yansımasıdır. Makinosev: Bilinçaltında So Ji mi var? Ben: Hayır öyle değil, ben zaten çok sevmem onu. Reyting aracımdır o benim vs. vs. Makinosev: Bence sus konuştukça batıyorsun :) Sonrası daha vahim.. Tehdit etti beni hikâye yazacağım. Gong YOO’yu sana yar etmeyeceğim dedi. Çok yalvardım, bağışla dedim, beynimin bana oynadığı hain bir oyun bu sadece dedim ama içinde uyuyan canavarı çoktan uyandırmıştım. Umarım şimdi sakinleştirmiştir. Neticede So Ji Sub bizim eniştemizdir :) Gerçii öyle bir adamda bir kişiye yar olmalı mı? Orası ayrı mesele tabii ha ha ha ŞAKA ŞAKA… Bir daha So Ji yi onsuz görürsem rüyamda, kabus görmüş sayacağım kendimi :) Bir yandan düşünüyorum, daha yeni tanıştık keşke bu kadar manyak olduğumu hemen anlamasaydı… İnsan kendini saklayamıyor işte ancak bir yere kadar. Arkadaşlarım deli dedim de benim de onlardan aşağı kalır yanım yok galiba :) Bunu yazıyorum çünkü bundan bir yazı konusu olur dedi Makinosevcim :)

La Fea’nın İzmir çıkarması

Ocak 24th, 2011

Geçtiğimiz haftalarda ayağından ameliyat olan Pudra Tozunun sahibesi, KPSS gazisi Tarih84ü ziyarete gittim İzmir’e. Kara kuzum ben ameliyat olduğumda yanımdaydı onun başına böyle bir şey geldiğinde benim burada kalmam söz konusu olamazdı. İyi olduğunu kendi gözlerimle görmeliydim. Gördüm rahatladım hatta onu evde bırakıp Kimbapsuşi ve Astrea ile bile buluştum.

Ondan önce arkadaşımı hastanede bırakıp, yol yorgunu biri olarak anahtar alıp evlerine gittim. Müthiş gelişmiş yön duygumla, evlerini şıp diye buldum demek isterdim :D Ama kulağımı tersten göstermişim neyse. Ben eve doğru ilerlerken en sevdiğim (!) hayvan olan köpekleri gördüm, görmemle birini bana doğru koşarak gelmesi bir oldu. Kendimi korkudan bilmediğim bir sokağa attım. Dibime kadar geldi. Havladı, havladı sonra gitti. Ama o kadar korktum ki hayvana ne diyeceğimi şaşırdım. Önce sakin ol dedim titrek bir sesle sonra da hoştt-kışşt dedim. Hoşşt tamam da kışşt ne ? Onu bende çözemedim. Tavuk kovalar gibi ha ha ha :) Daha da komik olan o panikle Tarihi hastaneden aradım kuzum uyuyormuş zaten algılamadı ne dediğimi. Ben: Tarih köpek var burada. Tarih: Korma bizim sokağın köpeği o bir şey yapmaz. (O, ne yapabilecekse oradan. Sonradan annesiyle konuşup anlamlandırmaya çalışmışlar bu tavrımı.’Ne yapacaktın hoşt diyip kovacak mıydın’? diye ha ha) Aslında arama sebebim evi bulamadım fazla da ilerleyemiyorum üç buçuk vaziyetteyim köpek yüzünden demek içindi :D

Denilenlere göre İzmir’in en soğuk ve en karmaşık zamanına denk gelmişim. Hava İzmir’de beklediğimden soğuktu ama İstanbulda alışık olmadığımız bir soğuk değil. Sadece bu sene çok ılık geçiyor dengesiz kış. Astrea ve Kimbapla, nerede buluşalım faslına karar verdik. Alsancak dedi kızlar ben daha önce İzmire arabayla eve gidip evden geri dönmüş biri olarak nereden bilebilirim neresi uzak neresi yakın :D Benim müthiş şansıma İstanbulu aratmayan şahane bir trafik vardı Alsancak yolunda. 5 dk da bir gelir dedikleri otobüsü 45 dakika bekledim. ERKENDEN çıktım. Ama evren bana karşı, yapabilecek bir şeyim yok :D Dedim ki adım çıktı şu kızları bari İzmirde bekletmeyeyim ama nafile :D Son anda taksiye bindim artık hem üşümüş hem de muhtemelen kızları ağaç etmiş biri olarak. Ne oldu dersiniz ? Taksiye bindim, kafamı bir çevirdim otobüs! İnemedim de taksiden. Güzel bir taksi parası bayıldım :D

Buluştuk kızlarla önce nereye oturalım karar veremediler. Aslına en kolayı ilk mekanı seçmemizdi. Çünkü ben Harici Hard Diskimi, Astrea’da Lap topunu getirmişti. Dosya alışverişi yapacaktık, buluşma maksadımız sadece buydu dermişim :P  Kızlar pek şekerler, iyiler hoşlarda pek bir ‘kibarlar’ oraya gidelim mi? Sen bilirsin? Burası olsun mu ? Sen bilirsin.. Ayy daral geldi :D En son oturacağımız mekânı ben seçtim artık buraya girelim diye. Hediyeleştik karşılıklı sağolsun Astrea bana ayna ve bozuk para cüzdanı almış çok şeker. Kimbaptan da bir iki film dizi aldım. Kısa günün kârı. Ben İzmirlilerin bulamıyoruz diye veryansın ettikleri  Ramen-çubuk götürdüm. Hem Tarih84’e hem kızlara. Restoranda yediklerimizden bu aslında. Sadece içine bir takım şeyler ekliyorlar. Seoul Restoranda bunlardan servis ediliyordu ama şimdi değişmiş.

Dönüşte yine otobüs beklme çilesi başladı. Astrea sağolsun yine 1 saate yakın bekledi benimle. En son taksi tuttum yine de kızı azad ettim. Velhasılı kelam gittim, gördüm geldim :) Yakında Türkiye turuna çıkacağım elimde ramenler ha ha ha Nefiyi de aldımmı yanıma değmeyin keyfime :) :)

NOT: En baştaki görsel bana ait değil Google da buldum. Bu arada çok zor oldu düzgün bir İzmir fotoğrafı bulmak. Ben resim çekemedim acemiliğime geldi.

SonKanka-SoJu-Seoul farklı bir üçleme

Eylül 23rd, 2010

Photobucket

Son Kan Ka İstanbula gelecek, Ramen, Seoul, Çilekli Turta sözümüz var dedik. Ancak aksilikler peşimizi bırakmadı. Önce restoranı aradık, ramen olmadığını haber aldık. Hemen Nefertiti ile beraber alternatif mekân arayışlarına girdik. Orası mı? Taksimde bir yer varmış burası olur mu? Derken, hiç biri ne kesemize uydu, ne aklımıza yattı maalesef. Verdiğimiz sözü tutamayacak olmanın mahçubiyetiyle en sonunda Son Kan Ka’ya anlattık durumu. Ramenin ne önemi var! Mühim olan arkadaşlık diyerek içimize su serpti ve rotamızı yine klasik olarak Seoul restorana çevirdik. Gördüğünüz şeyleri söyledik. Bibimbap, tatlı ekşili tavuk, yasemin çayı (hastayım çünkü hala) Sonraa Soju.

Resimler-031

SDC12276

Son Kan Ka hep merak ettiğimiz ama neden bilmem gerek fiyatından, gerekse alkollü bir içki olmasından dolayı çekindiğimiz, So Juyu ısmarladı ve sayesinde biz de tattık. Gerçekten acı bir tadı var, sadece bir yudum içtim ama alkol oranı çok düşük belli. Bana ilaç gibi geldi, böyle acı zorla içirilir ya çocuklara öyle :) Seoulde yemeklerimiz yedikten ve iyi bir hesap ödedikten sonra :D, Rüzigârımızın da sonrada katılmasıyla Çiğdem pastanesine geçtik. Bizi bekleyen kötü sürprizden elbette habersizdik. Önce o kadar övdüğümüz Seoul ramenini yediremedik arkadaşımıza, hadi onu atlattık derken, Çiğdem pastanesinde çilekli tart yoktu. Çilek yokmuş mevsimi değilmiş. Nasıl olur biz kışın ortasında bile çilekli tart yedik orada.. Aksilikler peşimizi bırakmadı dediğim gibi.Geleneğimiz bozuldu ama keyfimiz bozulmadı. :) Son Kan Ka’yı korkutmadan biraz da dedikodu yaptık ha . Bu kadar kızın arasında ne yaparım niye düşündüyse de günün sonuna doğru bize alıştığını söyleyebilirim sanırım :)

Resimler-033

SDC12285

Sohbet esnasında beni şoklara sokan, eğer önceden bilseydim buluşma önerisini yeniden gözden geçirmemi bile sağlayacak bir şey öğrendim. Son Kanka GONG YOO kim bilmiyor! Daha Coffee Prince izlememiş. DAHASI VAR KİM BUMU da tanımıyor. Derhal ödev verdik :) Tez Coffee Prince izlene! Gong YOO kim biline! Kim Bum googleda arana! Diye :D Yani benim ve Mss. Nefertitinin olduğu bir ortamda Gong YOO’yu tanımamak Kore dizilerini-sinemasını seven biri olarak büyük hata, hatta suç olmalı ha ha ha :) Son Kan Ka bize alıştı desek de, lüzumsuz bilgiler ansiklopedisi gibi her kelimede ‘ O ne biliyor musunuz?’ ‘Şu ne biliyor musunuz?’ diye ışık hızıyla bizi bilgilendiren Nefertitimin konuşma hızına bir süre alışamadı ha ha ha. Sunay Akın da böyledir. Bir laf söylersiniz ‘ha onu dedin de aklıma geldi diye’ alır sazı eline :) Çitlembiğime ben alıştım da, başkasını bilemem :)En son Montana diye bir yere gittik Gülhanede. Çok kötü bir yer kesinlikle tavsiye etmiyorum. Garsonlar Kurtlar Vadisindeki tiplere benziyor :D :D Makarna sipariş ettim, ama o kadar acıydı ki yiyemedim, geri gönderdim. Yenisini yapalım dediler. Aslında ben tamamen geri yollamıştım ama neyse. Beğenmedim diye adamın bakışlarıyla beni bir dövmediği kaldı :) Pek bir nemruttular.

Son ana kadar bizimle kaldıysa, bizden sıkılmadığını düşünüyorum. Bir de pek belli etmedi ama sevgilisini Kore camiasına çekememin hüznü vardı üzerinde :P Bu arada agashiler konusunda kendisini tehdit etmedik değil ha ha ha ama kız arkadaşı blogunu bilmiyormuş tehditlerimiz boşa gittti ha ha ha :) Biz çok eğlendik onun da iyi vakit geçirdiğini düşünüyorum :) Çok keyifli bir gündü. Son anda Nilü ve arkadaşı da bize katıldı ama çok az vakit geçirebildik beraber. Yine de güzeldi. Görüldüğü gibi biz adam yemiyoruz. Son Kan Ka’ya sorabilirsiniz :) Bir buluşmayı daha böylece noktaladık. Vaad ettiğimiz şeyler olmasa da bizim için de değişik bir üçleme oldu ve çok da iyi oldu. Atladığım bir şey varsa; yüzyıl sonra yapacağı güncellemeyle Son Kan Ka ve Miss Nefertiti boşlukları doldurur. :)