Özlem Pansiyon Bizi Sevdi :)

Mart 15th, 2012

Geçtiğimiz haftalarda bana bu güzel hediyeleri gönderen, Özlem Pansiyonla tanıştık. Hatırlayacağınız üzere Özlem modern bir seyyah. 50’den fazla ülke gezmiş bir seyahat bloggerı.  Nefertitininde dediği gibi daha önceden planlanmış ama hayatın kötü sürprizleri yüzünden ertelemek zorunda kaldığımız bir buluşmaydı. Ama verdiğimiz sözleri tutmadığımız görülmemiştir öyle değil mi? :) Buluşmamız öncesinde, sadece bir ya da iki kez telefonla konuştuğumuz Özlem’den aldığım elektrik beni yanıltmadı. Son derece doğal ve neşeli bir insan. Neticede çok istediğimiz buluşmayı gerçekleştirdik. Mekân olarak Cevahir AVM deki Cafe Braisere seçtik. Daha önce Arwenciğimizle ile gidip beğenmiş, aklımıza yazmıştık. Ama bu konuda lanetli olduğumuzu düşünüyorum. Ne zaman, ah burası güzel bir yer, fiyatları da uygun desek, ikisinden birinde çoğunlukla ikisinde birden sorun çıkıyor. Eğer Özlemle ilk kez karşılaşmamış olsaydık, çirkefe bağlardım orada o kadar aptal bir garson, kötü bir servis vardı. Allahtan mekân rahattı, fazla kalabalık değildi. Rahat, rahat konuştuk.

Photobucket

Konuştuk derken, aslında biz konuştuk. Nefim sağolsun 1 dk susmadı. Beni de konuşturmadı ha ha ha :) Bir şey anlatıyorum, sus dedim sonunda 1 dk ben anlatıyorum diye devam ediyor. Tabii başka biri olsa bir daha ağzımdan harf çıkmazdı ama söz konusu çitlembiğim olunca durum değişiyor. Bu durum karşısında Özlem, kendisinden daha ‘konuşkan’ insanlar olduğumuza kanaat getirdi. Neden öyle düşündü hiiiiççç anlamadım :P

Özlem Kore’ye arkadaşı Yonca ile beraber gitmiş. Kore dışında fazla bir yerden bahsedemedik ama anladığım kadarıyla pek çok kez birlikte seyahat etmişler. Ne güzel insanın bu kadar kafa dengi bir arkadaşının olması. O gün Yonca’da bizimleydi.  Ahhh Aslında biz 5 kişiydik. Nasıl mı? Sevgili Özlem ve Yonca’nın arkadaşları Aslı da mesajlarıyla sürekli bizimleydi ha ha ha. Bizimle alakası yok elbette. Sevilen insanlar oldukları her şekilde belli olan Özlem ve Yonca’yı akşamki planlarına, olabildiğince erken dahil etmek isteyen arkadaşları oldukça kararlıydı :)

O kadar çok şey konuştuk ki, gün sonunda yorgun düştüğümü hissettim resmen. Anlattıklarımızla ürkmediğini düşündüğümüz Özlem ve Yonca ile çok keyifli vakit geçirdik. En kısa zamanda tekrar buluşmayı ve bu sefer dünyanın diğer ülkelerindeki seyahat maceralarını dinlemeyi iple çekiyorum.

Önce Nazlı ile Seoul Sonra Çingularla Büyükada

Haziran 8th, 2011

Nazlı Dawson’s Creek dizisi sayesinde tanıştığım, çocukluğundan beri tanıdığım ilk internet arkadaşlarımdan biri. Uzun yıllardır görüşmemiştik. Bu zaman için de büyümüş, çok hoş bir genç kız olmuş. Geçenlerde Facebookta dolaşırken, Secret Garden resimlerini gördüm profilinde ve çok şaşırdım. Hemen sorgu suale tuttum. Meğer çok severmiş Asya’yı, Korece öğreniyormuş hatta. Ben de Kore severlerden bahsettim, sık, sık toplaştığımızdan Kore Lokantasına gittiğimizden söz ettim. Hemen beraber gitmek üzere plan yaptık. Gittik de. Ramen zaten çok seven Nazlıcığıma değişiklik olsun diye, Bibimbap önerdim. Bütün bir kâseyi çubuklarla sonuna kadar yediği için tebrik ettim kendisini. :) Biz otururken bir grup Ajumma geldi karınca sürüsü gibiydiler. 15 dk içinde masada ne var ne yoksa süpürüp gittiler. Nazlı, bu buluşma da aramızda olacaktı ama iletişim eksikliğinde dolayı bir araya gelemedik ama olsun bir dahakine onu da grubumuza dâhil edeceğim. Düşünün ki Nazlıyı tanıdığımda ergenlik çağındaydı ama şimdi Kore camiasında rastladığımız, iki kelimede sinir krizi geçirten veletlerin aksine, çok tatlı ve aklı başında bir kızdı.

Gelelim diğer mevzuya bildiğiniz gibi blogdaşlar olarak ara, ara toplanıp hasret gidiyoruz. Kore dizi-filmleri sevmenin ötesinde arkadaş olduk hepimiz. Bu sefer adaya gidelim dedik. Havalar bir türlü güzelleşmeyince, Nisan ayında kararlaştırdığımız buluşma Haziran ayına sarktı. Biraz gecikmeli de olsa sözleştiğimiz saate yakın hepimiz adadaydık. Beni Anadolu yakasında bir başıma bırakanlara selam olsun :) Onlar Kabataş’tan cümbür cemaat eğlenerek gelirken, ben Bostancı’dan boynum bükük bir başıma bindim motora (fonda acıların kadınıyım şarkısı ha ha ha)

Neyse hiçbirimiz piknik alanın nerede olduğunu bilmiyorduk. Sorduk, düz gidin dediler. Gittik.. Gittik… veeeeee gittik :) Yol bitmedi bir türlü. Tam 1 saatin sonunda Dilburnu piknik alanına vardık. Yol üstündeki küçük büfeleri daha iyi bir yer buluruz ümidiyle es geçtiğimiz için içecek almak üzere Nilü, Lee ve Masalevi’ni geri gönderdik. :)

İçeri girdik ama yer bulamadık, kilim falan da getirmediğimiz için mecburen yere oturduk. Zar, zor bulduğumuz kartona getirdiğimiz mamaları yerleştirdik. Lee’nin ellerimle yaptığım dediği patates salatası ve sigara börekleri, benim anneme yaptırdığım kısır, elmalı kurabiye, çeşit, çeşit börekler vardı hepsinin tadına baktık ama bitiremedik.

Genç sevgili gençleştirir diye biliyorum ama genç arkadaşlarda gençleştiriyor ha ha :) Ortokul yıllarımıza geri dönerek şişe çevirmece oynadık :D Bana gelen ‘Gong YOO’dan sonra en sevdiğin Koreli aktör kim’ sorusuna daha ağzımı açmama fırsat vermeden bütün arkadaşlar ‘Hyun Bin’ dedi ha ha. Seviyorum sizi, ne diyeyim.

Her adımda durup, fotoğraf çektik. Nefim zaten bu konuda sınır ve rakip tanımıyor artık öğrendik. Ancak Lee’nin ondan aşağı kalır bir yanı olmadığını gördüm. Biz Lee ile yine bir pazarlığa giriştik Gong Yoo ile ilgili. Bak o Gong Yoo yazısını silersen seni sevebilirim Lee ha ha :P

Arkadaşlar yol boyunca kokudan şikâyet edip durdular, özellikle Lee ve sırf bu yüzden dönüşte de faytona binemedik ühü hühü valla pestilim çıktı. Artık dayanamayıp yine ‘koku’ diyen Lee ve diğer arkadaşlara dönüp ‘Paşazade misiniz hepiniz, şehzade soyundan mı geliyorsunuz’ diye isyan ettim :) Ada bu arkadaşlar, atlar var. Kokar normaldir yani. Neyse Masalevi döndü bana ‘Bu anne azarı gibi oldu’ dedi. Koptum o anda tabii ki :) Adım, adım iskeleye doğru ilerlerken yine durduk, yine resim çektik. :)

Söylememe gerek var mı? Bilmiyorum ama biz her zaman ki gibi çok eğlendik. Kafa dengi ve uyumlu arkadaşlarla geçirilen zaman su gibi akıyor. Daha gün bitmeden bir sonra ki buluşmanın planını yapmıştık. Gerçekten böyle arkadaşlarla tanıştığım için şanslı olduğumu düşünüyorum. Hepsi akıllı, tatlı, uyumlu ve düzgün insanlar. Valla siz gelmeyin daha biz her geçen gün daha fazla eğlenip, bir sonraki buluşmayı iple çekiyoruz :)

Vee Buluştuk

Mart 27th, 2011

19 Martta blogcular ve takipçiler olarak buluşacağımız söylemiştik. Nilü, Ben, Betül, Mukaddes, Burcu, Lee, Akira, Winpohu, Ebru, Seda, 9 çiçek bir böcek olarak :) Rotamızı Seoul restorana çevirdik her zaman ki gibi. Ben artık sıkıldıysam da ,yeni gelen arkadaşlar vardı ve Kore yemeklerini denemek istediler. Artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; kimse alınmasın, kırılmasın ama Kore yemekleri tek kelimeyle BERBAT. Bazı arkadaşlar, – pek çok ilk gelen kişiye olduğu gibi- ağır kokudan çok rahatsız oldular ve iştahları kapandı. Ben alıştım artık ama yine de kötü bir koku tabii.

Ben yine assolist olarak son anda dahil oldum gruba :) Ama, ama 5dknın lafı olmaz değil mi? İndim tramvaydan Nilüyü aradım. Bekliyoruz tramvay durağındayız dedi. Yerini tarif etti, bir türlü göremedim grubu. Birden Nilü’cüm parlak bir fikir buldu… Şemsiyemi açayım yakındaysan, öyle bulursun bizi dedi. Dahiyane değil mi? Neyse :) Şeker pempe bir şemsiye gördüm birden bir kaç metre ileride :D Tam bir film karesi gibiydi. Hep beraber restorana gittik. Bir kısım ramen söyledi. Ben tatlı-ekşi tavuk sipariş ettim yine ama ekşi kısmını atlamışlar sanırım ha ha :D

Şaşırtıcı bir şekilde kalabılıktık 10 kişi olmuştuk ve Nilü dışında hepsi yeni yüzlerdi benim için. İçlerinden özellikle biri beni çok şaşırttı ve sevindirdi. Seda isimli bir arkadaşımız ta Bursa’dan kalkmış gelmiş. Zamanı dar ve verilmiş başka bir sözü olduğu için erken kalktı. Sohbet etme imkânı yakalayamadık fazla ama yolda iki çift laf etme şansını bulduğumuzda, bana 24 yaşında gösterdiğimi söylediği için kendisini pek bir çok sevdim :) Bu buluşmada Sevda’mın olmaması hem beni biraz üzdü, hem de acaba iyi vakit geçirir miyiz yeni gelenlerle diye endişelendim. Ancak, korktuğum gibi olmadı. Arkadaşların hepsi çok cana yakın, çok neşeli insanlardı. Bu arada her buluşmaya davet ettiğimizde, ‘yağmur yağdı’, ‘şimşek çaktı’ gibi bahanelerle gelmeyen Lee bu sefer aramıza katıldı. Merak eden varsa söyleyeyim tek parça halinde gitti evine. :D

SDC11219Seoul restoranda yemeklerimizi yedikten sonra, günü henüz noktalamak istemediğimiz için, gidecek başka mekân arayışına girdik. 2 kişi zaten Seouldeyken gitmişti. Akira ve Burcuyu da tramvaydan uğurladık. 6 kişi kaldık. Geleneksel olarak Çiğdeme yöneldik fakat çok kalabalıktı, sığamazdık. Bir kaç mekân gezdik, hiç birine giremedik ve son olarak Betül’ün tavsiyesi üzerine Çemberlitaşta Kahve Dünyasına girdik. Çok güzeldi, ben orada sandviç söyledim. Sonra Lee’de aynından istemişti senin ki daha güzel diye mız mızlandım :) Gong Yoo ile ilgili yazısını silmesi için pazarlık yaptım :D :D Biliyorsunuz benden önce çıkıyor Google aramalarında ve ben bu konuda ki  ‘güzel’ hislerimi saklamaya hiiiç gerek görmüyorum.

SDC11232

Bu yukarıdaki güzellik ağzımızın sularını akıttı. Nilü sipariş eder ama hepimize düşer gibi bir şey oldu :D Gerçi basit ki bunu evde de yaparım ben :) Bol kahkahalı, pozitif insanlarla tanıştığım çok güzel bir gün oldu. Bir de ergenleri çekiştirdik bir ara bol, bol Lee benim hiç bilmediğim fanficleri anlattı bize. Gülmekten fotoğraf bile çektiremediler. Yineliyorum, yeni arkadaşlara da sorabilirsiniz biz KESİNLİKLE adam yemiyoruz. O yüzden gelmek istiyorsanız çekimeyin :) Son olarak en kısa zamanda tekrarlayalım diyorum :)

Yazdan kalma Mavi bir post

Ekim 30th, 2010


Yazın temmuzun  başında cehennem sıcakları başlamadan, Maviciğimle buluştuk. Hem de iki kere. Çok uzun bir güncelleme yapmayı planlıyordum. Arada kaynamasın biraz bekleyeyim dedim. Sonra bu sefer Nefertiti yazsın önce diye onu bekledim. Onun da beklenmedik problemleri olunca hayatında blogla ilgilenemedi. Bende istediğim gibi bir yazı yazamam diye bekledim. Arada bir sürü başka şey oldu. Buluşmalar oldu. Yazdım hepsini ama Mavime daha özel olsun istedim. Miane diyorum. Bağışla unniyi :)

Mavi ve ben önce Taksimde buluştuk.  Ben VAKTİNDE gittim altını çizmek isterim :) Ama Mavim İstanbulu bilmediği için erken gitmişti. Yine birini beklettim. Zaten bu kızlar sırf benim adım geç kalıyora çıksın diye erkenden gidip bekliyorlar ha ha :) Mavicim beni beklerken Taksimi kendince tavaf etmiş ve her görüşten insanın caddenin bir ucundan bir ucuna imza vs. toplamak için dizilmesine, İstiklal caddesindeki insanların çeşitliliğine şaşırmış bir Ankaralı olarak :)

Hemen gittik bir cafeye oturduk. İki lafından biri ‘Sultan, Sultan, Sultan’ olunca, kendimi bir öksüz hissettim ve Nefertitimi aradım. O sırada işte olsa da haftasonu onunla da buluşacağımızı hatırlatararak teselli bulmamı sağladı. Bundan önce ona biraz nispet yapmış olabiliriz tabii :) Yedik, içtik, mum yaktık kilisede, seyrine baktık :)

İkimize özel günü keyifle noktalayıp, yeniden buluşmak üzere ayrıldık. Haftasonu gelip çattığında, gül yüzünü bize ender olarak gösteren Darkangelda aramıza katıldı :) Ramen yemek üzere Seoul restorana yöneldik. Fakat Seoul restorana ilk kez gelen herkes gibi ağır kokudan rahatsız olan ve sası bir yiyecek olan rameni hamsiyle, lahana sarmasıyla kıyaslayan Mavim, önce yemek istemedi. Nefertitinin anne edasıyla o tabak bitecek uyarısından sonra hatır için ramen bile yerim düsturu ile sildi süpürdü tabağını. Bu arada tatlılarımızı da yedik. Üç tane Gong fanı bir araya gelmişken, gıyabında Oppamızın doğum gününü de kutladık. İnsan Karadenizli olup da binbir çeşit lezzetin ortasından gelince, Kore yemeklerini sevmez tabii. Gerçi bende Karadenizliyim ama sevmem pek Karadeniz mutfağını. Kaderin, Karadeniz’in güzel şehri Trabzon’dan alıp çorak ve gri Ankara’ya savurduğu deli dolu, hırçın, en amiyane ama doğru tabirle ‘Harbi’ kız gün sonunda hakkında hiç yanılmadığımızı gösterdi bize.

Güzel çiçeğim, yine gel, hep gel. Kore olsun olmasın. Mısır ekmeği yiyelim beraber. Annem güzel dible yapar, ondan da yeriz bir gün. Mavinin her tonunu kullanmaya çalıştım bu postta. Her ne kadar sürç-i lisan ettiysek affola çiçeğim  :)

Arwen Gelmiş çook da şekermiş :)

Temmuz 12th, 2010

Photobucket

Efendim malumunuz blog camiasının milleti korkutacak derecede arkadaş canlısı, sevimli, neşeli blogcuları olarak ben, kendim, şahsım :D ve biricik ekürim, çitlembiğim Nefertiti, Arwen ve Mavi ile buluştuk 1er hafta arayla. Önce Arweni anlatayım, şeker kızımız İstanbula geliyorum diye post yazmış blogunda ayrıca bize de haber verdi görüşelim mi diye? Yeni bir kurban bulmuşuz ağımıza düşürecek hiç hayır der miyiz? :D Hemen tabii dedik. Kalktın uzak yollardan geldin, neden görüşmeyelim? Düello için anlaşırmış gibi, hemen yer-saat-gün belirledik. Zaten belliydi :D. Ayyy Eminönü iskelesinin önünde dikildim, dikildim saatler sonra geldi DESEMDE İNANMAYIN :D Elimde olmayan sebeplerle de olsa çok beklettim kızları.  Arwen o kadar tatlıydı ki kızmadı bile. Ben bu arada yoldan sürekli arayıp, beni yolmak istiyor musun? Bak istersen sorun değil diyerek kendisini oyalamaya çalışsam da ne kadar işe yaradı bilemiyorum :)

Arwen’in sakinliğinin yanında aç ve dolayısıyla sinirli olan Nefertitim beklemekten yorulunca gidiyorum ben diye resti çekti. Aman dedim, gülüm sensiz ne ederim ben, gitme 5 dk yanındayım ama sen yemeğini ye diye sakinleştirmeye çalıştım. Bu arada Arwene sürekli, yemek yiyeceğiz geçecek, ramen yiyeceğiz iyi olacağız gibi şeyler söyleyip, kabahatimi unutturmaya çalıştım. :) Yemeğini çoktan yemiş, dolayısıyla sinirleri yatışmış olan arkadaşımızın yanına gidince bir ohh çektik. Rüşvet olaraktan bir sürü çikolata falan aldım ama sonuçta küçük gösterse de yaşı küçük değil Nefimin kandıramadım ha ha ha. Aslında ben hani tatlı yiyelim, tatlı konuşalım endorfin hormonu salgılayıp mutlu olalım diye şetttim. Başka hiiiiiççç bir amacım yoktu :P

Ramenlerimiz söyledik. Resim koymuyorum artık bıkmışsınızdır görmekten :D Neyse biz diyoruz çok acı ama dikkat et ilk seferde insanlar çok zorlanıyor bu yüzden filan. Geldi Ramenler Arwen beğenmedi ve yemedi rameni ben de çok açtım o yüzden bir Kore lokantasında benim için yenilecek başka bir şey olmadığından, ramen yerim. Yalnız biz aman ha acı dikkat et falan derken, acı sever olduğunu öğrendiğimiz Arwe’nin ifadesi ‘sizin bu acı dediğinizi ben çayıma şeker diye katarım’ şeklindeydi. Tam olarak bu cümleyi kurmadı ama ben sözlerinden bunu anladım :)

Biz otururken bir koreli grup vardı Ajumma ve Ajuşilerden oluşan. Bir kadın çıktı ortaya olanca tiz sesi ve ben bilirim tavırlarıyla bir şeyler söyledi Korece. Ahh dedik Nefertiti ile kesin rehber bu. Arwen sordu nasıl anladınız diye? Bir kere herkes pür dikkat dinliyor hatunu bir de hali, tavrı çok buyurgandı belli yani. Bir tepeden bakıyor millete. Rehber Ajummaya pis pis baktık ama farketmedi ha ha ha.

Image and video  hosting by TinyPic

Seoulden ayrılıp, rotamızı her zaman ki gibi Çiğdem Pastanesine çevirdik. Fakat bizi bir sürpriz bekliyordu: İçerisi bomboştu. Hani neredeydi yakışıklı İspanyollar, göz banyosu yapmaya yarayan turist grupları? Kaderimize küserek geçtik klimanın dibine. En arkaya. Nefertiti kendi fotoğraf makinesi yanında olmadığı için içindeki fotoğraf çekme dürtüsünü frenlemek zorunda kaldı. Benim makinemle bir kaç poz çekerek bir nebze de olsa hevesini aldı. Yoksa elleri falan titereyecekti mazallah :P :P

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

İştahla çilekli tartlarımıza sarıldıktan sonra ancak aklımıza geldi fotoğraf çekmek. Yediğimiz tarafları kendimiz çevirip güya düzgün bir görüntü elde etmeye çalıştık :D :D Arwenle Anadolu yakasında ayrıldık. Neferttiyi yine gözü yaşlı Avrupa yakasında bıraktık. Biliyorum çok uzun oldu. Burada kesiyorum Arwenle maceralarımızı Maviye geçeceğim daha :D

Image and video hosting by TinyPic

Bu post ziyadesiyle uzun olduğunda Mavilimle geçirdiğim iki günümüzü bir başka yazıya bırakıyorum :) Halbuki ikisini bir yazacaktım. Arwencim seni tanıdığıma çok sevindim. Ne zaman gelirsen haber ver olur mu? Yine görüşelim. :)

Lüpletmeye gelenler kilo almasın amin :)

Mart 14th, 2010

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic
Sözleştiğimiz üzere bugün Seoul restorana Ramen yemeğe gittik. Ayfer,  Pucca, Miss. Nefertiti, Nilü ve ben. Önce biraz kararsız kaldık Aydın bey sağolsun sıkılmadan yanıtladı ‘o ne’  ‘bu ne’? sorularımızı :) Ramenlerimizi bir güzel yedik, keyifli bir sohbet sonrasında Pucca ve Ayferi uğurladık. Nilü, Nefertiti ve ben Jin Mi ye de uğradık gitmişken. Yeşimciğimi gördüm ayak üstü :) Etkinlik sonrası kızlar arı gibi çalışıyorlardı. Oturduğum yerden takip etmekte zorlandım.

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Sonrasında yine Nilü ve Nefertiti ile birlikte kahve içip, pasta yedik. Çok eğlendik. Canım arkadaşım Miss. Nefertitinin enerjisi her zamanki gibi günümüzü neşelendirdi. Gülmekten çenemiz ağrıdı resmen. O kadar ilgi dağıttı ki yan masada oturan turist olduğunu tahmin ettiğim gurubu kesemedim ha ha ha :)) Sonra bir baktım gitmişler. Hiiçç Koreli göremedik etrafta :( Aa bu arada Jin Mi’nin aşçısı unni adını bilemiyorum. Giderken bizi çok içten uğurladı. Beklemiyordum şaşırdım açıkçası. Çok şeker, çok anaç bir insan belli.

Yani gelmeyenler çok şey kaçırdınız. :) Bütün bunlarda sizi özendirmediyse bilemem artık :) Bizimle Ramen hüpletip aynı zamanda lüpletmeye gelen arkadaşlar, en sevdikleri, en kalorili yiyecekleri yesinler -istemedikleri sürece- hiiiçç kilo almasınlar inşalllahhh. Diğerleri de su içse yarasınnn emiiiiiiii :) Başka da bişeycik demiyorum. :)

PS: Miss. Nefertitinin güne dair düşüncelerini okumak için tıklayın