Silla Land of Gods – Ya da Muhteşem Kraliçe

Eylül 23rd, 2013

Image and video hosting by TinyPic

Geçen hafta Çarşamba günü Misso II nin sondan iki önceki gösterisine gittim. Expo Kapsamında Cemal Reşit Reyde ücretsiz gösterim vardı.  Aylarca Music Banke odaklandığım için şahsen Expo kapsamındaki diğer etkinlikler çok ilgimi çekmedi. Araştırmadım yani. Fakat internette yorumları görünce Misso II ye gitmeyi çok istedim. Yanıma yeni bff im Hülya’yı da aldım düştük yola. :) Biraz erkenden gittik yemek yiyelim dedik. CRR biraz aşağısında baraka gibi bir yer var  Park Cafe. ASLA GİTMEYİN. HERŞEYİ BERBATTI. Fiyat pahalı, servis kötü, yemekler kötü, personel ilgisiz ve soğuk. Heyecandan düşünemedik. Harbiyede, Taksimde, Şişlide civarda bir sürü yer vardı. Ancak giderken, biraz kulağımızı tersten gösterdik. Benim geçeceğini tahmin ettiğim yerden geçmedi otobüs. Bütün planlarım alt üst oldu :) İki katlı nasılsa bu da geçer diye yanlış otobüse bindik. Tam da yanlış sayılmazdı ama neyseee :) Bu yüzden Cemal Reşit Rey’den fazla uzaklaşmak istemedik.  Çok kalabalık olmadığından dolayı ilk sıralarda yer bulabildik. Rahatça oturup, gösteriyi izledik. Music Bank konserini hatırladım ve Dedim VIP dediğin böyle olur. Ne o sahneye üç adım mesafede ayakta dikilmek saatlerce :) VIP dediğini pamuklara sarmalayıp saracaksın :)

 

Muhteşem Kraliçe dizisini izleyenler konuyu biliyorlardır zaten. Efsanevi Shilla Kraliçesi Sun Duk  (ya da Seoun Duk nasıl yazıldığından emin değilim.) ve Harangın aşkı anlatılıyor. Kaderin ayırdığı iki aşığın öyküsü. Çok güzel, çok naif ve etkileyici bir biçimde sahneye yansımış. Ara sıra gözlerim Bidamı aramadı değil :) Bir Kim Nam Gil güzel olurdu oraya ama  komutanı canladıran oyuncu da gayet başarılıydı. Hoşta bir arkadaşımızdı ek bilgi olarak geçelim :)

 

Dans figürleri Korenin geleneksel dansları ve modern dansın birleşmesinden oluşuyor. Koreografi o kadar abartısız ki; her hareketi takip edebiliyorsunuz ve hikayenin içine girmekte zorlanmıyorsunuz. Ben en azından böyle hissettim. Bir dahaki sene veya başka bir zaman yeniden gelirse, size de kaçırmamanızı öneririm. Kostümler, oyuncular, görsel efektler hepsi ama hepsi çok güzeldi. Vakit olsaydı bir kez daha giderdim. Arkadaşlarıma şiddetle tavsiye ettim ama önemsemediler. Onların kaybı. Böyle bir gösteri kimbilir bir daha ne zaman gelir Türkiye’ye.

 

İnternette gezinirken, her iki başrol için iki farklı oyuncu gördüm. Çok fazla bilgim yok ama genelde böyle oluyor sanırım. Dönüşümlü olarak sahne alıyor, sanatçılar. İnternette izlediğim videolarda Karaliçe olarak, bizim izlediğimiz aktris Lee Yeo Rum’u daha çok beğendim. Hem yetenekli, hem de çok güzel bir bayan.

Bu arada gösteri ile ilgili kısa bir bilgi:

  1. Perde: Sila’nın Kuruluşu ve Atanın Doğumu; Tanrı’nın Gök Atı’nın, Silla’nın atasını getirmek için uçmaya başlamasıyla başlıyor. Silla’nın atası Park Hyuk Gyu Sye ve Can Yumurtası doğuyor. Silla’nın refahını dileyen özel dansı ile Gök Duası’nı arz ediyor.
  2. Perde: Silla’nın Çiçeği Asker Hwarang; Asker Hwarang ve Wonhwaları güzel bir orman olan Gelim’e ikişerli ya da üçerli olarak gidiyorlar. Poongworjoo Yoong-Chun ve prenses Dyuk Man birbirlerine âşık olduğu zaman, Tanrılar onlardan birinin kraliçe ve diğerinin de asker olmasını kader olarak yazmış. Düşmanın oklarıyla Yoong-Chun ‘un vatansever ruhu ve Silla halkı için Kraliçe Sun-Duk, üç ülkeyi birleştirip tek bir ülke oluşturmuş.
  3. Perde: Doğu’nun Işıkları; Tek bir ülke olarak birleşmeyi başaran Silla, muhteşem kültür çiçekleri açarak ve Silla yollarından geçerek dünyaya açılıyor.

 

 

Son olarak diyorum ki; bu etkinlikler çoğalsın. Müzik grupları, tiyatro oyuncuları, her türlü sahne sanatçıları ülkemizi sıkça ziyaret etsin. Biz de bu kültürden nasibimizi alalım :) Aslında sadece Kore değil, Uzakdoğuda pek çok ülke ve kültür benim ilgimi çeker şahsen. Böylelikle kültürler arası kaynaşma, halkların birbirini gerçek anlamda tanıması da mümkün olur.

NOT: İlk kolaj hariç diğerleri internetten alıntıdır. Ben hem gösteriyi seyredip, hem fotoğraf çekmeyi başaramıyorum.

 

Önce Nazlı ile Seoul Sonra Çingularla Büyükada

Haziran 8th, 2011

Nazlı Dawson’s Creek dizisi sayesinde tanıştığım, çocukluğundan beri tanıdığım ilk internet arkadaşlarımdan biri. Uzun yıllardır görüşmemiştik. Bu zaman için de büyümüş, çok hoş bir genç kız olmuş. Geçenlerde Facebookta dolaşırken, Secret Garden resimlerini gördüm profilinde ve çok şaşırdım. Hemen sorgu suale tuttum. Meğer çok severmiş Asya’yı, Korece öğreniyormuş hatta. Ben de Kore severlerden bahsettim, sık, sık toplaştığımızdan Kore Lokantasına gittiğimizden söz ettim. Hemen beraber gitmek üzere plan yaptık. Gittik de. Ramen zaten çok seven Nazlıcığıma değişiklik olsun diye, Bibimbap önerdim. Bütün bir kâseyi çubuklarla sonuna kadar yediği için tebrik ettim kendisini. :) Biz otururken bir grup Ajumma geldi karınca sürüsü gibiydiler. 15 dk içinde masada ne var ne yoksa süpürüp gittiler. Nazlı, bu buluşma da aramızda olacaktı ama iletişim eksikliğinde dolayı bir araya gelemedik ama olsun bir dahakine onu da grubumuza dâhil edeceğim. Düşünün ki Nazlıyı tanıdığımda ergenlik çağındaydı ama şimdi Kore camiasında rastladığımız, iki kelimede sinir krizi geçirten veletlerin aksine, çok tatlı ve aklı başında bir kızdı.

Gelelim diğer mevzuya bildiğiniz gibi blogdaşlar olarak ara, ara toplanıp hasret gidiyoruz. Kore dizi-filmleri sevmenin ötesinde arkadaş olduk hepimiz. Bu sefer adaya gidelim dedik. Havalar bir türlü güzelleşmeyince, Nisan ayında kararlaştırdığımız buluşma Haziran ayına sarktı. Biraz gecikmeli de olsa sözleştiğimiz saate yakın hepimiz adadaydık. Beni Anadolu yakasında bir başıma bırakanlara selam olsun :) Onlar Kabataş’tan cümbür cemaat eğlenerek gelirken, ben Bostancı’dan boynum bükük bir başıma bindim motora (fonda acıların kadınıyım şarkısı ha ha ha)

Neyse hiçbirimiz piknik alanın nerede olduğunu bilmiyorduk. Sorduk, düz gidin dediler. Gittik.. Gittik… veeeeee gittik :) Yol bitmedi bir türlü. Tam 1 saatin sonunda Dilburnu piknik alanına vardık. Yol üstündeki küçük büfeleri daha iyi bir yer buluruz ümidiyle es geçtiğimiz için içecek almak üzere Nilü, Lee ve Masalevi’ni geri gönderdik. :)

İçeri girdik ama yer bulamadık, kilim falan da getirmediğimiz için mecburen yere oturduk. Zar, zor bulduğumuz kartona getirdiğimiz mamaları yerleştirdik. Lee’nin ellerimle yaptığım dediği patates salatası ve sigara börekleri, benim anneme yaptırdığım kısır, elmalı kurabiye, çeşit, çeşit börekler vardı hepsinin tadına baktık ama bitiremedik.

Genç sevgili gençleştirir diye biliyorum ama genç arkadaşlarda gençleştiriyor ha ha :) Ortokul yıllarımıza geri dönerek şişe çevirmece oynadık :D Bana gelen ‘Gong YOO’dan sonra en sevdiğin Koreli aktör kim’ sorusuna daha ağzımı açmama fırsat vermeden bütün arkadaşlar ‘Hyun Bin’ dedi ha ha. Seviyorum sizi, ne diyeyim.

Her adımda durup, fotoğraf çektik. Nefim zaten bu konuda sınır ve rakip tanımıyor artık öğrendik. Ancak Lee’nin ondan aşağı kalır bir yanı olmadığını gördüm. Biz Lee ile yine bir pazarlığa giriştik Gong Yoo ile ilgili. Bak o Gong Yoo yazısını silersen seni sevebilirim Lee ha ha :P

Arkadaşlar yol boyunca kokudan şikâyet edip durdular, özellikle Lee ve sırf bu yüzden dönüşte de faytona binemedik ühü hühü valla pestilim çıktı. Artık dayanamayıp yine ‘koku’ diyen Lee ve diğer arkadaşlara dönüp ‘Paşazade misiniz hepiniz, şehzade soyundan mı geliyorsunuz’ diye isyan ettim :) Ada bu arkadaşlar, atlar var. Kokar normaldir yani. Neyse Masalevi döndü bana ‘Bu anne azarı gibi oldu’ dedi. Koptum o anda tabii ki :) Adım, adım iskeleye doğru ilerlerken yine durduk, yine resim çektik. :)

Söylememe gerek var mı? Bilmiyorum ama biz her zaman ki gibi çok eğlendik. Kafa dengi ve uyumlu arkadaşlarla geçirilen zaman su gibi akıyor. Daha gün bitmeden bir sonra ki buluşmanın planını yapmıştık. Gerçekten böyle arkadaşlarla tanıştığım için şanslı olduğumu düşünüyorum. Hepsi akıllı, tatlı, uyumlu ve düzgün insanlar. Valla siz gelmeyin daha biz her geçen gün daha fazla eğlenip, bir sonraki buluşmayı iple çekiyoruz :)

Vee Buluştuk

Mart 27th, 2011

19 Martta blogcular ve takipçiler olarak buluşacağımız söylemiştik. Nilü, Ben, Betül, Mukaddes, Burcu, Lee, Akira, Winpohu, Ebru, Seda, 9 çiçek bir böcek olarak :) Rotamızı Seoul restorana çevirdik her zaman ki gibi. Ben artık sıkıldıysam da ,yeni gelen arkadaşlar vardı ve Kore yemeklerini denemek istediler. Artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; kimse alınmasın, kırılmasın ama Kore yemekleri tek kelimeyle BERBAT. Bazı arkadaşlar, – pek çok ilk gelen kişiye olduğu gibi- ağır kokudan çok rahatsız oldular ve iştahları kapandı. Ben alıştım artık ama yine de kötü bir koku tabii.

Ben yine assolist olarak son anda dahil oldum gruba :) Ama, ama 5dknın lafı olmaz değil mi? İndim tramvaydan Nilüyü aradım. Bekliyoruz tramvay durağındayız dedi. Yerini tarif etti, bir türlü göremedim grubu. Birden Nilü’cüm parlak bir fikir buldu… Şemsiyemi açayım yakındaysan, öyle bulursun bizi dedi. Dahiyane değil mi? Neyse :) Şeker pempe bir şemsiye gördüm birden bir kaç metre ileride :D Tam bir film karesi gibiydi. Hep beraber restorana gittik. Bir kısım ramen söyledi. Ben tatlı-ekşi tavuk sipariş ettim yine ama ekşi kısmını atlamışlar sanırım ha ha :D

Şaşırtıcı bir şekilde kalabılıktık 10 kişi olmuştuk ve Nilü dışında hepsi yeni yüzlerdi benim için. İçlerinden özellikle biri beni çok şaşırttı ve sevindirdi. Seda isimli bir arkadaşımız ta Bursa’dan kalkmış gelmiş. Zamanı dar ve verilmiş başka bir sözü olduğu için erken kalktı. Sohbet etme imkânı yakalayamadık fazla ama yolda iki çift laf etme şansını bulduğumuzda, bana 24 yaşında gösterdiğimi söylediği için kendisini pek bir çok sevdim :) Bu buluşmada Sevda’mın olmaması hem beni biraz üzdü, hem de acaba iyi vakit geçirir miyiz yeni gelenlerle diye endişelendim. Ancak, korktuğum gibi olmadı. Arkadaşların hepsi çok cana yakın, çok neşeli insanlardı. Bu arada her buluşmaya davet ettiğimizde, ‘yağmur yağdı’, ‘şimşek çaktı’ gibi bahanelerle gelmeyen Lee bu sefer aramıza katıldı. Merak eden varsa söyleyeyim tek parça halinde gitti evine. :D

SDC11219Seoul restoranda yemeklerimizi yedikten sonra, günü henüz noktalamak istemediğimiz için, gidecek başka mekân arayışına girdik. 2 kişi zaten Seouldeyken gitmişti. Akira ve Burcuyu da tramvaydan uğurladık. 6 kişi kaldık. Geleneksel olarak Çiğdeme yöneldik fakat çok kalabalıktı, sığamazdık. Bir kaç mekân gezdik, hiç birine giremedik ve son olarak Betül’ün tavsiyesi üzerine Çemberlitaşta Kahve Dünyasına girdik. Çok güzeldi, ben orada sandviç söyledim. Sonra Lee’de aynından istemişti senin ki daha güzel diye mız mızlandım :) Gong Yoo ile ilgili yazısını silmesi için pazarlık yaptım :D :D Biliyorsunuz benden önce çıkıyor Google aramalarında ve ben bu konuda ki  ‘güzel’ hislerimi saklamaya hiiiç gerek görmüyorum.

SDC11232

Bu yukarıdaki güzellik ağzımızın sularını akıttı. Nilü sipariş eder ama hepimize düşer gibi bir şey oldu :D Gerçi basit ki bunu evde de yaparım ben :) Bol kahkahalı, pozitif insanlarla tanıştığım çok güzel bir gün oldu. Bir de ergenleri çekiştirdik bir ara bol, bol Lee benim hiç bilmediğim fanficleri anlattı bize. Gülmekten fotoğraf bile çektiremediler. Yineliyorum, yeni arkadaşlara da sorabilirsiniz biz KESİNLİKLE adam yemiyoruz. O yüzden gelmek istiyorsanız çekimeyin :) Son olarak en kısa zamanda tekrarlayalım diyorum :)

Buluşuyoruz

Mart 15th, 2011

Eveettt bir Uzakdoğu blogcuları buluşma haberiyle karşınızdayım daha önceleri şurada ve şurada belirttiğimiz gibi buluşmuş ve çok da eğlenmiştik. Şimdi yine, aramıza yeni katılan arkadaşlarla bir araya geliyoruz 19 Mart Cumartesi günü Seoul Restoranda Saat:14:00 büyük bir aksilik olmazsa ben ve blogdaşlarım orada olacağız. Kesin geleceğini bildiren arkadaşlar, Lee-Metropol Günlüğü, Nilü- Kore Esintisi, (Buluşmamızın bu seferki mimarı) Winpohu-Winpohuca Blog, Akiravamosrafa. Gelmek isteyen olursa bekleriz.

 

La Fea’nın İzmir çıkarması

Ocak 24th, 2011

Geçtiğimiz haftalarda ayağından ameliyat olan Pudra Tozunun sahibesi, KPSS gazisi Tarih84ü ziyarete gittim İzmir’e. Kara kuzum ben ameliyat olduğumda yanımdaydı onun başına böyle bir şey geldiğinde benim burada kalmam söz konusu olamazdı. İyi olduğunu kendi gözlerimle görmeliydim. Gördüm rahatladım hatta onu evde bırakıp Kimbapsuşi ve Astrea ile bile buluştum.

Ondan önce arkadaşımı hastanede bırakıp, yol yorgunu biri olarak anahtar alıp evlerine gittim. Müthiş gelişmiş yön duygumla, evlerini şıp diye buldum demek isterdim :D Ama kulağımı tersten göstermişim neyse. Ben eve doğru ilerlerken en sevdiğim (!) hayvan olan köpekleri gördüm, görmemle birini bana doğru koşarak gelmesi bir oldu. Kendimi korkudan bilmediğim bir sokağa attım. Dibime kadar geldi. Havladı, havladı sonra gitti. Ama o kadar korktum ki hayvana ne diyeceğimi şaşırdım. Önce sakin ol dedim titrek bir sesle sonra da hoştt-kışşt dedim. Hoşşt tamam da kışşt ne ? Onu bende çözemedim. Tavuk kovalar gibi ha ha ha :) Daha da komik olan o panikle Tarihi hastaneden aradım kuzum uyuyormuş zaten algılamadı ne dediğimi. Ben: Tarih köpek var burada. Tarih: Korma bizim sokağın köpeği o bir şey yapmaz. (O, ne yapabilecekse oradan. Sonradan annesiyle konuşup anlamlandırmaya çalışmışlar bu tavrımı.’Ne yapacaktın hoşt diyip kovacak mıydın’? diye ha ha) Aslında arama sebebim evi bulamadım fazla da ilerleyemiyorum üç buçuk vaziyetteyim köpek yüzünden demek içindi :D

Denilenlere göre İzmir’in en soğuk ve en karmaşık zamanına denk gelmişim. Hava İzmir’de beklediğimden soğuktu ama İstanbulda alışık olmadığımız bir soğuk değil. Sadece bu sene çok ılık geçiyor dengesiz kış. Astrea ve Kimbapla, nerede buluşalım faslına karar verdik. Alsancak dedi kızlar ben daha önce İzmire arabayla eve gidip evden geri dönmüş biri olarak nereden bilebilirim neresi uzak neresi yakın :D Benim müthiş şansıma İstanbulu aratmayan şahane bir trafik vardı Alsancak yolunda. 5 dk da bir gelir dedikleri otobüsü 45 dakika bekledim. ERKENDEN çıktım. Ama evren bana karşı, yapabilecek bir şeyim yok :D Dedim ki adım çıktı şu kızları bari İzmirde bekletmeyeyim ama nafile :D Son anda taksiye bindim artık hem üşümüş hem de muhtemelen kızları ağaç etmiş biri olarak. Ne oldu dersiniz ? Taksiye bindim, kafamı bir çevirdim otobüs! İnemedim de taksiden. Güzel bir taksi parası bayıldım :D

Buluştuk kızlarla önce nereye oturalım karar veremediler. Aslına en kolayı ilk mekanı seçmemizdi. Çünkü ben Harici Hard Diskimi, Astrea’da Lap topunu getirmişti. Dosya alışverişi yapacaktık, buluşma maksadımız sadece buydu dermişim :P  Kızlar pek şekerler, iyiler hoşlarda pek bir ‘kibarlar’ oraya gidelim mi? Sen bilirsin? Burası olsun mu ? Sen bilirsin.. Ayy daral geldi :D En son oturacağımız mekânı ben seçtim artık buraya girelim diye. Hediyeleştik karşılıklı sağolsun Astrea bana ayna ve bozuk para cüzdanı almış çok şeker. Kimbaptan da bir iki film dizi aldım. Kısa günün kârı. Ben İzmirlilerin bulamıyoruz diye veryansın ettikleri  Ramen-çubuk götürdüm. Hem Tarih84’e hem kızlara. Restoranda yediklerimizden bu aslında. Sadece içine bir takım şeyler ekliyorlar. Seoul Restoranda bunlardan servis ediliyordu ama şimdi değişmiş.

Dönüşte yine otobüs beklme çilesi başladı. Astrea sağolsun yine 1 saate yakın bekledi benimle. En son taksi tuttum yine de kızı azad ettim. Velhasılı kelam gittim, gördüm geldim :) Yakında Türkiye turuna çıkacağım elimde ramenler ha ha ha Nefiyi de aldımmı yanıma değmeyin keyfime :) :)

NOT: En baştaki görsel bana ait değil Google da buldum. Bu arada çok zor oldu düzgün bir İzmir fotoğrafı bulmak. Ben resim çekemedim acemiliğime geldi.

Yazdan kalma Mavi bir post

Ekim 30th, 2010


Yazın temmuzun  başında cehennem sıcakları başlamadan, Maviciğimle buluştuk. Hem de iki kere. Çok uzun bir güncelleme yapmayı planlıyordum. Arada kaynamasın biraz bekleyeyim dedim. Sonra bu sefer Nefertiti yazsın önce diye onu bekledim. Onun da beklenmedik problemleri olunca hayatında blogla ilgilenemedi. Bende istediğim gibi bir yazı yazamam diye bekledim. Arada bir sürü başka şey oldu. Buluşmalar oldu. Yazdım hepsini ama Mavime daha özel olsun istedim. Miane diyorum. Bağışla unniyi :)

Mavi ve ben önce Taksimde buluştuk.  Ben VAKTİNDE gittim altını çizmek isterim :) Ama Mavim İstanbulu bilmediği için erken gitmişti. Yine birini beklettim. Zaten bu kızlar sırf benim adım geç kalıyora çıksın diye erkenden gidip bekliyorlar ha ha :) Mavicim beni beklerken Taksimi kendince tavaf etmiş ve her görüşten insanın caddenin bir ucundan bir ucuna imza vs. toplamak için dizilmesine, İstiklal caddesindeki insanların çeşitliliğine şaşırmış bir Ankaralı olarak :)

Hemen gittik bir cafeye oturduk. İki lafından biri ‘Sultan, Sultan, Sultan’ olunca, kendimi bir öksüz hissettim ve Nefertitimi aradım. O sırada işte olsa da haftasonu onunla da buluşacağımızı hatırlatararak teselli bulmamı sağladı. Bundan önce ona biraz nispet yapmış olabiliriz tabii :) Yedik, içtik, mum yaktık kilisede, seyrine baktık :)

İkimize özel günü keyifle noktalayıp, yeniden buluşmak üzere ayrıldık. Haftasonu gelip çattığında, gül yüzünü bize ender olarak gösteren Darkangelda aramıza katıldı :) Ramen yemek üzere Seoul restorana yöneldik. Fakat Seoul restorana ilk kez gelen herkes gibi ağır kokudan rahatsız olan ve sası bir yiyecek olan rameni hamsiyle, lahana sarmasıyla kıyaslayan Mavim, önce yemek istemedi. Nefertitinin anne edasıyla o tabak bitecek uyarısından sonra hatır için ramen bile yerim düsturu ile sildi süpürdü tabağını. Bu arada tatlılarımızı da yedik. Üç tane Gong fanı bir araya gelmişken, gıyabında Oppamızın doğum gününü de kutladık. İnsan Karadenizli olup da binbir çeşit lezzetin ortasından gelince, Kore yemeklerini sevmez tabii. Gerçi bende Karadenizliyim ama sevmem pek Karadeniz mutfağını. Kaderin, Karadeniz’in güzel şehri Trabzon’dan alıp çorak ve gri Ankara’ya savurduğu deli dolu, hırçın, en amiyane ama doğru tabirle ‘Harbi’ kız gün sonunda hakkında hiç yanılmadığımızı gösterdi bize.

Güzel çiçeğim, yine gel, hep gel. Kore olsun olmasın. Mısır ekmeği yiyelim beraber. Annem güzel dible yapar, ondan da yeriz bir gün. Mavinin her tonunu kullanmaya çalıştım bu postta. Her ne kadar sürç-i lisan ettiysek affola çiçeğim  :)

SonKanka-SoJu-Seoul farklı bir üçleme

Eylül 23rd, 2010

Photobucket

Son Kan Ka İstanbula gelecek, Ramen, Seoul, Çilekli Turta sözümüz var dedik. Ancak aksilikler peşimizi bırakmadı. Önce restoranı aradık, ramen olmadığını haber aldık. Hemen Nefertiti ile beraber alternatif mekân arayışlarına girdik. Orası mı? Taksimde bir yer varmış burası olur mu? Derken, hiç biri ne kesemize uydu, ne aklımıza yattı maalesef. Verdiğimiz sözü tutamayacak olmanın mahçubiyetiyle en sonunda Son Kan Ka’ya anlattık durumu. Ramenin ne önemi var! Mühim olan arkadaşlık diyerek içimize su serpti ve rotamızı yine klasik olarak Seoul restorana çevirdik. Gördüğünüz şeyleri söyledik. Bibimbap, tatlı ekşili tavuk, yasemin çayı (hastayım çünkü hala) Sonraa Soju.

Resimler-031

SDC12276

Son Kan Ka hep merak ettiğimiz ama neden bilmem gerek fiyatından, gerekse alkollü bir içki olmasından dolayı çekindiğimiz, So Juyu ısmarladı ve sayesinde biz de tattık. Gerçekten acı bir tadı var, sadece bir yudum içtim ama alkol oranı çok düşük belli. Bana ilaç gibi geldi, böyle acı zorla içirilir ya çocuklara öyle :) Seoulde yemeklerimiz yedikten ve iyi bir hesap ödedikten sonra :D, Rüzigârımızın da sonrada katılmasıyla Çiğdem pastanesine geçtik. Bizi bekleyen kötü sürprizden elbette habersizdik. Önce o kadar övdüğümüz Seoul ramenini yediremedik arkadaşımıza, hadi onu atlattık derken, Çiğdem pastanesinde çilekli tart yoktu. Çilek yokmuş mevsimi değilmiş. Nasıl olur biz kışın ortasında bile çilekli tart yedik orada.. Aksilikler peşimizi bırakmadı dediğim gibi.Geleneğimiz bozuldu ama keyfimiz bozulmadı. :) Son Kan Ka’yı korkutmadan biraz da dedikodu yaptık ha . Bu kadar kızın arasında ne yaparım niye düşündüyse de günün sonuna doğru bize alıştığını söyleyebilirim sanırım :)

Resimler-033

SDC12285

Sohbet esnasında beni şoklara sokan, eğer önceden bilseydim buluşma önerisini yeniden gözden geçirmemi bile sağlayacak bir şey öğrendim. Son Kanka GONG YOO kim bilmiyor! Daha Coffee Prince izlememiş. DAHASI VAR KİM BUMU da tanımıyor. Derhal ödev verdik :) Tez Coffee Prince izlene! Gong YOO kim biline! Kim Bum googleda arana! Diye :D Yani benim ve Mss. Nefertitinin olduğu bir ortamda Gong YOO’yu tanımamak Kore dizilerini-sinemasını seven biri olarak büyük hata, hatta suç olmalı ha ha ha :) Son Kan Ka bize alıştı desek de, lüzumsuz bilgiler ansiklopedisi gibi her kelimede ‘ O ne biliyor musunuz?’ ‘Şu ne biliyor musunuz?’ diye ışık hızıyla bizi bilgilendiren Nefertitimin konuşma hızına bir süre alışamadı ha ha ha. Sunay Akın da böyledir. Bir laf söylersiniz ‘ha onu dedin de aklıma geldi diye’ alır sazı eline :) Çitlembiğime ben alıştım da, başkasını bilemem :)En son Montana diye bir yere gittik Gülhanede. Çok kötü bir yer kesinlikle tavsiye etmiyorum. Garsonlar Kurtlar Vadisindeki tiplere benziyor :D :D Makarna sipariş ettim, ama o kadar acıydı ki yiyemedim, geri gönderdim. Yenisini yapalım dediler. Aslında ben tamamen geri yollamıştım ama neyse. Beğenmedim diye adamın bakışlarıyla beni bir dövmediği kaldı :) Pek bir nemruttular.

Son ana kadar bizimle kaldıysa, bizden sıkılmadığını düşünüyorum. Bir de pek belli etmedi ama sevgilisini Kore camiasına çekememin hüznü vardı üzerinde :P Bu arada agashiler konusunda kendisini tehdit etmedik değil ha ha ha ama kız arkadaşı blogunu bilmiyormuş tehditlerimiz boşa gittti ha ha ha :) Biz çok eğlendik onun da iyi vakit geçirdiğini düşünüyorum :) Çok keyifli bir gündü. Son anda Nilü ve arkadaşı da bize katıldı ama çok az vakit geçirebildik beraber. Yine de güzeldi. Görüldüğü gibi biz adam yemiyoruz. Son Kan Ka’ya sorabilirsiniz :) Bir buluşmayı daha böylece noktaladık. Vaad ettiğimiz şeyler olmasa da bizim için de değişik bir üçleme oldu ve çok da iyi oldu. Atladığım bir şey varsa; yüzyıl sonra yapacağı güncellemeyle Son Kan Ka ve Miss Nefertiti boşlukları doldurur. :)

‘Tarihi’ bir gün :)

Nisan 26th, 2010

Kopyası SDC12181

Tarih84 gelecek demiştim ya, cuma sabahı bir telefonla uyandım. Ben parkın önündeyim, evinizi bulamadım. Dedim iyiki bulamamışsın bulsaydın kapı zili ile uyanacaktım. Verdiğim adresten neredeyse eliyle koymuş gibi buldu evi. Bir çok takdir edilecek özelliği olduğunu biliyordum ama yön bulma kabiliyetinin bunlardan biri olduğunu bilmiyordum. Hele benim gibi yön bulmak için neredeyse sağına sarımsak, soluna soğan asacak biri için. İnsan üstü bir özellik :)

Hani dedik  sözümüz var Ramen ve tatlı yedireceğiz diye. Bizim verdiğimiz sözleri tutmadığımız görülmüş müdür? Görülmemiştir :) Dün Tarih, Rüzigar, Miss. Nefertiti ve ben buluştuk. Öncesinde Seyhancığımı gördük. Çok kısa vakit geçirebildik ama çok keyifliydi. Seyhan ve arkadaşını uğurladıktan sonra bizim kızlarla buluştuk. Seoul restoranda Ramen yiyecektim ama büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Aydın Bey bize Ramen olmadığını söyledi. Hepsini satmışlar. Koli ile alıyorlarmış yarebbimmm ne aç insanlarrr varr :) Biz boynumuzu büküp mecburen Jin Mi’ye gittik. Yeşimcim yine oradaydı. Bu küçük  kızı her geçen gün daha çok seviyorum. Yine de onun varlığı Tarih’in servis ve mekânın genel havası hakkındaki çok da olumlu olmayan düşüncelerini değiştiremedi maalesef. Ben çok Kore yemeği sevmediğim için nerede yediğimin bir önemi yok ama gazete kağıdı bile olmadan yere serilen biberlerin arasında yemek yemek ilginçti :)

Image and video hosting by TinyPic

Sonrasında yine söz verdiğimiz gibi pasta yemeye gittik. Bu sefer Nefertiti kapıya arkasını döndüğü için gay bir çift olduğunu tahmin ettiğim iki yakışıklıya doya doya baktım. Eğer Nefertiti kafasını Exorcist filmindeki gibi 360 derece çevirip bakmasaydı çocuklar daha uzun oturabilirlerdi. Bu kız benim potansiyel kısmetlerimi engelliyor hep ha ha ha :)Yine çok güldük, hava güzeldi, sohbet güzeldi, sultanahmette açan laler güzeldi. Bu yüzden Mss. Nefertiti’nin içindeki Nihat Odabaşı ortaya çıktı ve bilmem kaç yüz tane fotoğraf çekti. Bu arada ben bir kenarda cinnet geçirmekle meşguldüm. Tarih84 sürekli yedi, bir de bana obez derler :D  İstanbul halkı bu kadar yeşilliğe hasretmiymiş süs olsun diye ekilen çimenlere, sanki Central Parktaymış gibi yayılmışlar. Manzara şahaneydi :p yoldan geçen insanlar eşliğinde yenen kısır, Gülhane Parkında Atatürk büstüne Noel baba muamelesi yapan çocuklar. Tam bir Türkiye mozaiği işte ha ha ha. Günün sonunda Nefertitiyi hüzünlü gözlerle Avrupa yakasında bir başına bırakarak, vapura bindik. Arkamızdan bir kaç hıçkırık duyduk sanki ama pek önemsemedik :p Oturduğumuzda ayaklarımızın sızısını hissediyorduk. Tarih84 çay hayaliyle meşgulken ben de bütün gün yürüttünüz beni diye mız mızlanıyordum :) Ama kesinlikle çok çok güzel bir gündü.

Image and video hosting by TinyPic

Tarihcimle maceralarımız bugünde ma aile devam etti. Onu da bilahere ayrı bir yazı konusu olarak geçeceğim. Yorgunluktan öldük çünkü. :) 10 Temmuz 2010’dan sonra Asya dizi-film alemine hızla dönecek olan Tarih84 bir gece daha misafirim. Hiç gitmesin, bizim evin kızı olsun istiyorum ama olmaz mı ki? :(

Lüpletmeye gelenler kilo almasın amin :)

Mart 14th, 2010

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic
Sözleştiğimiz üzere bugün Seoul restorana Ramen yemeğe gittik. Ayfer,  Pucca, Miss. Nefertiti, Nilü ve ben. Önce biraz kararsız kaldık Aydın bey sağolsun sıkılmadan yanıtladı ‘o ne’  ‘bu ne’? sorularımızı :) Ramenlerimizi bir güzel yedik, keyifli bir sohbet sonrasında Pucca ve Ayferi uğurladık. Nilü, Nefertiti ve ben Jin Mi ye de uğradık gitmişken. Yeşimciğimi gördüm ayak üstü :) Etkinlik sonrası kızlar arı gibi çalışıyorlardı. Oturduğum yerden takip etmekte zorlandım.

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Sonrasında yine Nilü ve Nefertiti ile birlikte kahve içip, pasta yedik. Çok eğlendik. Canım arkadaşım Miss. Nefertitinin enerjisi her zamanki gibi günümüzü neşelendirdi. Gülmekten çenemiz ağrıdı resmen. O kadar ilgi dağıttı ki yan masada oturan turist olduğunu tahmin ettiğim gurubu kesemedim ha ha ha :)) Sonra bir baktım gitmişler. Hiiçç Koreli göremedik etrafta :( Aa bu arada Jin Mi’nin aşçısı unni adını bilemiyorum. Giderken bizi çok içten uğurladı. Beklemiyordum şaşırdım açıkçası. Çok şeker, çok anaç bir insan belli.

Yani gelmeyenler çok şey kaçırdınız. :) Bütün bunlarda sizi özendirmediyse bilemem artık :) Bizimle Ramen hüpletip aynı zamanda lüpletmeye gelen arkadaşlar, en sevdikleri, en kalorili yiyecekleri yesinler -istemedikleri sürece- hiiiçç kilo almasınlar inşalllahhh. Diğerleri de su içse yarasınnn emiiiiiiii :) Başka da bişeycik demiyorum. :)

PS: Miss. Nefertitinin güne dair düşüncelerini okumak için tıklayın

Ramen lüpletmecede son round :p

Mart 9th, 2010

Şimdi arkadaşlar, 13 Mart Cumartesi günü saat 14:30 15:00 de Sultanahmet Seoul Restoranda buluşalım diyorum. Bilmeyenler için Sultanahmet tramvay durağında buluşup hep birlikte de gidebiliriz. Kimler ben kesin geliyorum diyor? Bu aralar yoğunluk olabilir o yüzden arayıp reservasyon yaptıracağım. Net bir rakam olursa elimizde iyi olur. Bu arkadaşlar dışında adını unuttuğum varsa lütfen söylesin. Bir de yarına kadar gelip gelmeyeceğiniz bildirirseniz çok sevinirim.

La Fea

Miss. Nefertiti

Rüzigar (hala gelmen konusunda ısrarlıyım)

Nilü

Tuba

Ayfer

Buket

Pucca