Kocan Kadar Konuş

Nisan 13th, 2015

Herkese merhaba dönüşümü beni çok eğlendiren bir kitap tanıtımı ile yapayım dedim. Şebnem Burcuoğlu geçen senenin en çok satan kitaplarından birine imza attı. Belli bir yaşı geçen her kadının çevresinde duyabileceği sorulara ve karşılacağı baskıları eğlenceli bir dille anlatıyor. Evlenmeyi başarılması gereken bir görev olarak gören, bu uğurda her yolu mubah gören kadınların var olduğunu biliyoruz. Bazılarına göre gerçekten kocan varsa varsın. Efsun bu grubun ve bu tarz düşüncelerin çok uzağında 30’una henüz merdiven dayamış entelektüel, dış görünüşüne çok takılmayan zeki bir kız.Son yaşadığı hayal kırıklığı sonrası belki de bu kadar insanın bir bildiği vardır diyerek, kendini baştan yaratarak evlenme yoluna girmeye karar veriyor. Ancak alışmadık bünyede tepkimeye yol açan bu haller Efsuna fazla geliyor ve komik hallere düşüyor :) Tüm bu arayış esnasında tesadüfler sonucu lise aşkı Sinanla karşılaşıyor ve kendi olmakla, olmaya çalıştığı kişi arasında kalıyor.

Çok satmasından dolayı kitabın edebi değeri, dili falan tartışılabilir ama bence gerek yok. Ben okurken çok eğlendim. Yaklaşık 2 saatte bitebilecek kolay okunan, hafif bir kitap. Türkçe çiklit örneği kabul edebiliriz sanırım. Hatta öyle. Sophie Kinsella, Maria Keyes yapınca oluyor da, Türk kızı yapınca olmuyor mu? Olmuş efendim hem de çok komik olmuş. Filmini de oldukça övüyorlar ama henüz izleme fırsatım olmadı. Benim bu aralar gülmeye ihtiyacım vardı ve bu kitap da bana istediğimi verdi. İkinci bölümü de çıkmış. Efsun ve Sinan’ın hikayesinin nasıl devam edeceğini merak ediyorum. Onu da okuyacağım en kısa sürede. Özetle okuyunuz, gülünüz tavsiyemdir :)

Beth Pattillo – Jane Austen Hayatımı Mahvetti

Ağustos 26th, 2013

Image and video hosting by TinyPic

Jane Austen kitplarına hayran ve konuda uzman bir akademisyen Emma. Aşka, romantizme inanmaktan öte bir imanla bağlı resmen. Jane Austen onun kahramanı ve elbette kitapları ve karakterleri de, Emma’nın hayatını bir parçası. Hem işi gereği, hem de duygusal anlamda Austen sevdalısı bir kadın.

Fakat idolü onu yüz üstü bırakıyor. Gerçek hayattaki ilişkilerin sığlığı, kocasını ve asistanını mutfak masasında bastığı anda, yüzüne tokat gibi çarpıyor. Evden ayırlıyor ama ayrılmadan önce o masayı neden yakmıyor onu merak ettim :)

Erkeklerin köküne kibrit suyu diyoruz bu noktada :) Yine de içimizden Jane Austen erkekleri hariç diyoruz. Emma kalbi kırık, gardı düşük, İngiltere yollarına koyuluyor. Tek gayesi var Jane Austen’in yalancı olduğunu kanıtlamak. Elbette bunu nasıl yapacağına dair tam bir fikri yok. Kuzeninin evinde çok eski bir arkadaşıyla karşılaşıyor. Geçmişi, anıları, hataları bir kez daha karşısında dikiliyor. Arkadaşlarının uyarılarına rağmen evlenmesi, hayatı bir Jane Austen romanındaymış gibi sürdürmek istemesi… Sonrasında yaşadığı derin üzüntü ve hayal kırıklığı…

İşte dönüp dolaşıp, dizilerin, kitapların, filmlerin en tehlikeli yan etkisine geliyoruz. Var olmayan ve olmayacak bir aşkı ve mükemmel erkekleri hayal etmemizi sağlıyorlar. Dahası varlıklarına inandırıp, bir ömür öyle bir adamın karşımıza çıkmasını beklememize sebep oluyorlar. Olmaz ama :) Nerede bir Mr. Darcy, Mr. Bingley ya da Dawson, Damon : ) Ya da Choi Hyan Kul. Hepsini es geçip sonuncusuna razı olabilirim ben :)

Peki Emma Jane Austen’in yanıldığını kanıtlayabiliyor mu? Aşk gerçekten yok mu? Yoksa sanat, hayatı taklit eder kavramı nereden çıktı? Bunların üçü bir çelişki midir? : ) Okuyun ve görün diyorum. Eğlenceli ve sevimli bir kitap. Bir çırpıda okunup bitiverecek cinsten.