Kore Dizilerine Dair/ Önce Biz Başlattık…

Ocak 24th, 2017

 

Kore’ye olan ilginiz ne zaman nasıl başladı hatırlıyor musunuz? Benim için şöyle oldu: 2007 sonuydu TV de bir dizi görmüştüm. Oturup baştan sona hiç seyretmedim ama göz ucuyla baktığımda hangi ülke olduğunu merak ettim. Evet, Uzakdoğuydu ama Japon’a benzemiyordu. Çinli desem değildi çünkü bir bölümde Çin’e gitmek söz ediyorlardı. Bir keresinde Malezya’da geçen bir film izlemiştim acaba Malezya mı? Diye geçirdim aklımdan. O kadar düşündüm fakat Güney Kore aklımın ucundan geçmedi. Halbuki tarihi ve kültürel olarak içlerinde bize en yakın olanı G. Kore’ydi. 

Derken bir gün TRT’de başka bir dizi başlayacağının tanıtımını gördüm. ‘Saraydaki Mücevher’ Çok uzun yıllar evvel Sabır Çiçeği Oşin diye bir Japon dizisi izlemiştim. Süpermarket zincirleri sahibi bir kadının çocukluktan başlayarak hayat-başarı hikayesini anlatıyordu. Çok severek seyrettiğimi hatırlıyordum. Bu dizi de ben de heyecan uyandırdı ve hiç bir bölümünü de kaçırmadan izlemeye başladım. Evet insanlar birbirine benziyordu. Ancak biraz dikkatli bakınca aynı saç, makyaj ve kostümün benzerliği artırdığının hatta başlı başına sebebi olduğunu anlaşılıyordu. Dahası bu insanlar genel geçer anlamda oldukça güzeldiler. 

Image and video hosting by TinyPic

Sonra İnternet’te araştırmaya başladım. Gelsin filmler gitsin diziler. Benim gibi düşünen, hisseden aynı beğenileri paylaştığım insanlar olduğunu gördüm. Bir kısmı arkadaşım oldu. Bazıları küçük hesaplar peşinde olan kişilerdi. Sevdayla birlikte bir sürü kişi ile buluştuk. O kadar enteresan olmadığımızı anlayanlar bir daha iletişime geçmedi :P

Biz rafine zevkleri olan mutlu bir azınlıktık. Yani burada böyle tepeden bakan bir tavır içinde falan değilim ama öyle hissediyordum ben. Mesela benim blogumu gerçekten ilgilenenler dışında pek kimse bilmez. Kore ile ilgili yazan ilk bloglardan olduğum halde bir takım teknik sebeplerden ama çokça da canım ne zaman isterse, neyi isterse onu yazdığımdan hiç bir zaman Google’da ön sıralara çıkamadım.

Pek çok insanı bu Kore dünyası ile biz tanıştırdık. Biz derken hepimiz. Tabiri caizse biz kaşındık. Hele ben, hiç tanımadığım insanlara CD’ler yazdım, renkli zarflara koyup iyi dilek notları yazdım. Zorum neydi bilmiyorum. :) Bu da yetmedi. Dünyanın öbür ucunda İnternet vesilesi ile tanıdığım daha önce aynı dizileri, filmleri izlediğim insanları Kore dizilerini izlemeye ikna etmeye çalıştım. Brezilyalı ve Fransız arkadaşlarla bunu başardım.

Aslında kimseye bahsetmemiz gerekirdi. Bizim küçük sırrımız olarak mı kalsaydı Kore sevgisi?

Sonra korkulan oldu biz ne olduğunu fark etmeden Kore dizileri, filmleri, müzikleri ‘biz’den başka birileri tarafından fark edilmeye başladı. En başta hak ettikleri itibarı almalarına sevindik belki ama sonrasında işin boyutları değişti. Senaryoları ‘uyarlar’ oldular. Bir süre sonra sanki yeni temizlik yaptığım evime çamurlu ayakkabılarıyla girmişler gibi hissettim. Sinirlendim. Hele orijinal hikayeleri Türk filmi klişeleriyle boğduklarını görünce daha da öfkelendim.

(Şu kızın turist hallerinde kendini bulan parmak kaldırsın :P )

Bir tarafım Kore dalgasının yayılmasına sevinirken, diğer yanım ufak çapta bir kıskançlık yaşıyor. Biz buralardayken hep dutluktu ya buralar :)  İşin şakası bir yana elini attığını kurutan, kirleten bir güruh var. İşte onlar hiç keşfetmeselerdi keşke Kore dizilerini, filmlerini vs. Bizde de çok yetenekli değerli oyuncular var. Başarılı senaristlerin elinde uyarlamalar izlemesi keyifli işlere dönüşebiliyor. Bknz: Hayat Şarkısı..  Ama She Was Pretty uyarlaması Seviyor Sevmiyor başarılı oyunculara rağmen rezalet bir hikayeyle devam ediyor. Diziyi sevenler internette isyan etseler de sesleri yapımcı tarafında karşılık bulmuyor.

Ha bir de Secret Garden senaryosunun Türkçe’ye çevrilmesi var. İyi, güzel ama en başında dediğim noktaya geliyoruz. Ne kadar sürecek bu heves? Ne zaman tüketecekler bu membayı da? Sonunda yine biz bize mi kalacağız? Yoksa kardeş ülke olarak dünyada, avrupada cazibe merkezi haline mi geleceğiz? Mesela bizde de Uzakdoğu’da olduğu gibi fan meetingler düzenlenecek mi? Music banki hatırlarsınız. Tanıdığımız, tanımadığımız online alemde bir şekilde iletişim kurduğumuz herkes oradaydı ve hepimiz çok mutluyduk.

Bu yazıyı çok uzun zamandır bekletiyorum. Daha fazla yazıp sizi sıkmak istemiyorum. Bunlar benim kişisel görüşlerim, kişisel endişelerim. Elbette kimse bu fikirlere katılmak ve benimle aynı duyguları paylaşmak zorunda değil. Kore sevdamın bir numaralı sebebi olan bu adamı da unuttum sanmayın. Onu sona sakladım. Ahhh ahh diyorum siz beni anladınız değil mi arkadaşlar :P

 

Son 10-9-8-7….

Kasım 28th, 2009

Mutlu Son

Kasım 24th, 2009

Arkadaşlar gördüğünüz gibi mektubumuz Güney Kore’ye ulaştı ve görevli kişi tarafından teslim alındı. Bu tarif edilmez bir mutluluk bunun ötesi ancak Gong Yoo’dan bir cevap almamızdır. ALAMAZSAK bile biliyoruz ki varlığımızdan haberdar olacak ve bu mektuplar mutlaka onun eline ulaşacak. FİGHTİNG GİRLS!!

Image and video hosting by TinyPic

Sweet Lie – Yalandan Aşk

Ağustos 26th, 2009

Image and video hosting by TinyPic

Konusu: TV yazarı Ji-ho (Jin-hie Park) on yıldan beri Min-woo (Ki-woo Lee)’yi gizli bir aşkla sevmektedir. Alkolün sular seller olduğu, şişenin dibine vurduğu bir gecenin ardından hayatının en berbat gününe ayılır ve izleyici reytinglerinin düşmesi sonucu işten sepetlendiğini öğrenir. Eve dönerken çantasını kapkaççı kapar, Ji-ho hırsızın peşine düşer. Derken aniden, sanki bütün bunlar yetmezmiş gibi, Ji-ho’ya bir de araba çarpar. Ancak bu talihsiz olaylar zinciri birdenbire mucizevi bir armağana dönüşür. Arabasıyla Ji-ho’ya çarpan adam onca yıldır aşık olduğu adamın, Min-woo’nun ta kendisidir. Böylece Ji-ho hafızasını kaybetmiş rolüne bürünür ve yalanlar silsilesi başlar…

Öncelikle belirmeliyim ki kopyala-yapıştır yapmaktan pek haz etmiyorum. Yine de filmin konusunu buraya aktarıyorum. Bütün sitelerde aynı tanıtım var ilk kim yazdıysa eline sağlık. İneternette aynı anda o kadar çok şey izleyip, o kadar çok şeyle ilgileniyorum ki filmi bir kaç günde bitirdim. Anlayın artık ne kadar beğendim :P Konusunda da anlaşıldığı üzere berbat bir gün geçiren esas kız, işteki problemler yetmezmiş gibi bir de üstüne çantasını çaldırır. Kapkaçcının peşinden koşarken bir araba çarpar. Tesadüf bu ya kendisine çarpan kişi yıllar önce aşık olduğu adam değil midir? Evet ta kendisidir :) Şaşkınlık ve sevinç arası çarpmanın da etkisiyle üzerinde şoku atlatmaya çalışarak şaşkın şaşkın ilk aşkının yüzüne bakar. Bu esnada ‘adınız ne’ ‘kimsiniz’? gibi sorular karşısında hafızasını kaybetmiş rolü yapar. Neden? Ne alaka? Hiç bir fikrim yok. Yani elbette çocukla yakınlaşabilmek için ama saçma geldi bana neyse fazla kurcalamayayım. :)

Hastane-doktor faslında sonra gerçekten hafızasını kaybettiğine ama bunun geçici bir durum olduğuna kanaat getirirler. Kız hiç bir şey hatırlamadığı için Min Woo  alır  Ji Hu yu kendi evine götürür. Arkadaşının uyarılarını da (hırlımıdır-hırsız mıdır?) görmezden gelir. Geçmişte pek çok defa Min Woo’nun dikkatini çekmeye çalışan Ji Hu kötü tesadüfler sonucu bu amacını hiç gerçekleştiremez. Hafızamı kaybettim. Kimim? Neredeyim? Numarasına devam eden Ji Hu, adamın evine yerleşir. Zamanla birbirlerine alışırlar ve Min Woo kıza ilgi duymaya başlar. Bu esnada kızın çocukluk arkadaşı olan, aynı zamanda erkek kardeşi ve Ji Hu ile aynı evde yaşayan (adını hatırlamıyorum) bir diğer arkadaş Ji Hu ya yıllardan beri aşıkmış meğerse.

Image and video hosting by TinyPic

Ji Hu’nun hayatında bugüne kadar kimsenin olmamasının verdiği rahatlıkla, sessizce aşkının farkedilmesini beklemiş. Min Wo ve Ji Hu’nun yakınlaşması karşısında ilk kez sevdiğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır sessiz kalamaz.  Kızın ve Min Woo’nun kafasını karıştırmak için, biz  aslında sevgiliydik der. Şöyle  mutluyduk, böyle aşıktık diye anlatır. Bunların hiçbirinin doğru olmadığını bildiği halde ‘hafızasını kaybetttiği’ için hiç bir şey diyemez. Min Woo defalarca tekrarlar. Hayatta tahammül edemediği tek bir şey vardır: YALAN ve Yalancılar. Ji Hu’nun arkadaşının da yalancı olduğunu düşünür ve Ji Hu’ya ondan uzak durmasını söyler. Asıl yalanı kimin söylediğinden habersizdir elbette.

Ji Hu en yakın kız arkadaşı ile konuşurken çocuğun adını unuttum X diyelim. X aslında sana çok uygun, seni çok seviyor aslında der arkadaşı. Ji Hu da kendince ezberlediği aşk tanımını yapar. ‘Aşk aniden gelmeli,beklenmedik olmalı’ vs. diye. Hiç yıllardır tanıdığı birine aşık olur mu insan diyerek, kendi saçma sapan kuramları yüzünden yalnız olduğunu anlamaz.

Film bir aşk üçgenin üzerinden devam edecek gibi görünsede sadece kıyısından geçiyor. Öyle tutkulu aşıklar, kavgalar falan yok. Beklentilerinizi minumumda tutarak, keyifli vakit geçirmek için izleyebileceğiniz bir film. Buradan izleyebilirsiniz.