Tag-Archive for » hero «
Sevgili Kimbapsuşi’nin blogunda görüp, onun önerisiyle izlemeye başladım bu diziyi. Her zamanki gibi Kimbapın tavsiyesi beni yanıltmadı. Protect the Boss klasikleşmiş patron-veliaht profilini tamamen yıkıyor.
Elimizde bir adet patronumuz var: Cha Ji Heon… Her türlü arızası mevcut. Sosyalfobisi var, panik atağı var, kalabalık önünde konuşmaktan korkuyorr -hadi bu bir normal olsun herkeste var çünkü bir derece-, kocaman adam olmuş hala babasından dayak yiyor. İşte sorunlu bir adam. Süregelen bir iletişimde bulunması yorucu bir insan modeli. Bir tarafı çocuk kalmış fakat izleyici olarak bu karşı tarafta son derece büyük bir sempati yaratıyor.

Tabii ki bir adet esas kızımız var adam çocuk ruhlu ve çeşitli yönlerden arızalı olabilir ama kızın da ondan aşağı kalır yanı yok. Bugüne kadar bu dizi ve filmlerde mükemmel esas adamların hatta daha da mükemmel ikinci adamların neden sarsak, pasaklı, çoğu zaman eğitimsiz ÇİRKİNN
(Bunu ben ekliyorum tabii yoksa kızlar güzel) kızlara aşık olduklarını, ilgi duydukları çözememiştim. Protect the Bossla bir aydınlanma geldi üzerime şimdi anladım. ‘Farklı’ geliyor bu kızlar o karakterlere. Hani zaten zengin, yakışıklı, eğitimli vs. vs. elini sallasa kendi sosyal çevresinden en az 50 kız toplanır çevresinde. Ama işte zenginlerin garip zevkleri oluyor demek. Paranın gözü kör olsun

Lise yıllarında tam bir başbelası olan kızımız, günlerini şiddet ve öğrenci kavgalarıyla geçirmiştir. Elinin ağır olduğunu da ilerleyen dakikalarda görüyoruz
Tabii Üniversiteye de gidememiş bu sebeple. No Eun Seol’un hayattan tek dileği düzenli geliri olan bir iş. Azıcık aşım kaygısız başım mantığında. Babası bir sürü borç takmış şimdilerde kırsalda inzivaya çekilmiş. Bizde yatır, camii falan dolaşılır No Eun Seol Korede olduğu için orada tapınak, kilise, camii üçlemesine gidiyor duasının kabulünü garantiye almak için

Ji Heon ve Eun Seol’ün karşılaşmaları elbette hareketli oluyor… Bir takım olaylar sonucu Eun Seol, Ji Heo’un sekreti olarak işe giriyor.

Tabii dizimize bir mükemmel ötesi ikinci adam gerekiyor. Bu da Jaejong’un canlandırdığı Cha Moo Won karakteri. Kendisi Ji Heon’un kuzeni ve onun aksine şirketle son derece ilgili, iyi bir konuşmacı başarılı bir genç iş adamı. Ne oluyor bu arkadaş da Eun Seol’e ilgi duyuyor. Ama gerçekten ilgileniyor mu? Yoksa Ji Heon ile ilgili herşeyde olduğu gibi bunu da içgüdüsel olarak rekabet hissi ile mi yapıyor çok emin olamadım.

Tabiiki bu tabloyu tamamlamak için bir rakip dişi gerekiyor o da Nah Yoon. Bu oyuncuyu Personal Taste dizisinde In Hee olarak izleyip karakterden ölesiye nefret etmiştik. İşte oyunculuk bu olsa gerek tamam zıt bir rolle karşımızda çıkıyor Wang Ji Hye. Nah Yoon da zengin bir ailenin tek kızı. Şımarık biraz ama tatlı bir şımarık. Kötü diyebileceğimiz bir karakter değil. Zaten evden kaçıp Eun Sol ve arkadaşının evine sığınyor. Kendisi diğer Chaebollardan farklıymış. Kendi başına yaşamış bir süre, ailesinden yardım almadan yaşayabilirmiş. O süre ne kadar diye soran olursa 3 ay

Bu sahnede 50 kere falan NG olmuş yani sahneyi defalarca tekrarlamak zorunda kalmışlar. Koreli fanların ne kadar deli olduğunu bilen WGJ röportajlarında defalarca özür dileyip, sadece iş bu gerçek öpücük değil diyerek hayranların tepkisini çekmekten ne kadar ürktüğünü de göstermiş oldu. Valla ben olsam ben de korkardım
Ama söylenenlere göre olaya sakin yaklaşmış Fangirller.

Ji Heon aşkını son derece bilimsel bir dille açıklıyor ‘Limbik sistemimin amigdalasına bir göktaşı çarptı’ Canım psikolojik sorunların olduğunu biliyoruz zaten ha ha
Dizinin eğlenceli unsurlarından biride iki kuzenin birbirleriyle olan ilişkisi çok komik ve içten içe sevgi dolu
Jaejong oyunculuğunu geliştirmiş burada en azından bir kaç mimik ve duygu ifadesi gösterebiliyor. Ama Jaajongi yaylanmadan yürü yavrum
Kendine güvenen Chaebollar öyle yürümez. Bknz. Kim Jo Won/Hyun Bin. Bir dahaki rolde bunu öğren
Babadan, büyükanneden, hırslı yengeden ( Moo Won’un annesi) bahsetmedim onlarda var. Onlarda komik. Özellikle babanın ikide bir toplum servisi cezası alması tam bitti derken, bir yenisi ile karşılaşması oldukça eğlenceliydi. Ben çok eğlendim izlerken. Çok keyifliydi. Zaman kaybı olmaz bende sizde seyredin

Kişisel Bir Not: Bu yazıyı da sağ salim bitirdim çok şükür. 9 Ocak günü yazmaya başladım. Daha öncesinde taslaklarda duruyordu. Yazım sürecimin uzunluğunu arkadaşlarım bilir. İçimdeki sıkıntıdan dolayı bitiremeyeceğimi anladım ve bir kolaj postu yolladım o gün. Sonrası malum… Bir süre internete girmeme rağmen kolum kalkmadı. İçimde hala derin bir acı var ama umarım eğlenmişsinizdir okurken.
.
JaeJoong, Junsu, YunHo, YuChun, Chang Min… Dong Bang Shin Ki... İsimleri bile iddialı: Doğunun Yükselen Tanrıları… Kore’nin en büyük yapım şirketlerinden SM Entertainment’ın gruplarından biri. Hayranları kendilerine ‘Cassiopeia’ diyor. Bu adı 4 mevsim boyunca Kore’den görülebilen Kuzey takım yıldızından alıyorlar. Hatta 2008′de dünyadaki en büyük fan club olarak Guiness Rekorlar kitabına girdiler.

DBSK’nın Asya’nın hatta dünyanın dört bir yanından hayranları var. Ben çok geç keşfettim bu grubu. Tam dağılma dedikoduları çıktığı dönemde. Önce ergen kızların hayran olduğu sıradan gruplardan sandım. Sonra bakınca 5′nin de ayrı ayrı yetenekli olduğunu gördüm ve şaşırdım. Neden mi şaşırdım? Bilenler bilir, bu tarz gruplarda bütün üyeler iyi şarkı söyleyemez. Bazıları sadece güzel yüzleri, (Bknz. Girls Generation kızları) kaslı vücutları için oradadır, (Bknz. Super Junior Shiwon
) bazılar iyi dans eder, bir kısmı da gerçekten güzel sesli ve şarkı söyleyebilen üyelerden oluşur ki; bu üyeler azınlıktadır. Bu çocuklarının 5 ininde ses rengi farklı ve beşi de şarkı söyleyebiliyor, beşi de dans edebiliyor.

2009 Yılıda DBSK’nın üç üyesi, Jejong, Yoonchu, ve Junsu bağlı oldukları SME şirketiyle anlaşmazlığa düştüler. 13 yıllık bir sözleşme imzalamak zorunda kalan üyeler, sözleşme maddelerini adaletsiz olduğunu ve kazandıkları paranın çok, çok az miktarının ellerine geçiğini söyleyerek, bu sözleşmeyi fesh etmek istediler. 13 yıl ne demek? Bütün bir gençliğin demek. Hayatının çok önemli bir bölümü demek. En verimli çağların demek. Bu esnada yorgunluktan, aşırı stresten sağlığının bozulmayacağının, depresyona girmeyeceğinin de garantisi yok tabii. Sonra ne oldu? Elbette şirket altın yumurtlayan tavuklarını kaybetmek istemedi. Buna rağmen talepleri kabul edilmemiş olacak ki; 3 üye şirketten ayrılıp dava açtılar. Sonra şirkette karşı dava açtı. Bu noktadan itibaren JYJ olarak yollarına devam etmek isteyen üçlü, akıl almayan engellerle karşılaştı. Ehh güç odaklarını kızdırırsan olacağı budur. Büyük biraderin gazabını üzerine çekmek istemeyen TV kanalları üçlüyü hayranlardan gelen yoğun talebe, reyting garantisine rağmen ekrana çıkar(a)madı.

Şirketin diğer sanatçıları can siparhane savundular şirketlerini. Başta Super Junior olmak üzere, şirketin hemen, hemen bütün sanatçıları ‘Kölelik Sözleşmesi’ gibi bir durum olmadığını söyledi. Söylentileri sonuna kadar inkâr etti. Doğrudur belki her bir grubun kendine özel şartları, istisnaları vardır.
Buradan sonra gelişen süreci olan biteni zaten herkes biliyor. Ben daha farklı bir bakış açısı getirmek istiyorum. DBSK Asya’da hatırı sayılır bir üne sahip. Özelikle Japonya’da hatırlarsanız geçenlerde KARA da JYJ’ye benzer bir çıkış yapmış, ama olay fazla uzamadan tatlıya bağlanmıştı. Bu iki grubun ortak özellikleri ne sizce? Her iki grubunda Japonya’da çok başarılı olmaları. Özellikle Jejongun, Japonya’nın ünlü sanatçılarından Yamapi ile yakın olduğu biliniyor. Daha iyisi olabileceğini gördüler. Hak ettiklerinin, ‘değerlerinin’ çok daha fazla olduğunu gördüler. Yani çikolatanın tadını aldıktan sonra artık kakao ile yetinmeleri çok güçtü bence.
DBSK değil de TVXQ Adını koruyarak, SME’den yeni albüm çıkaran HoMin…

Yola beraber çıkan bu beş gencin aralarına engeller konuyor. Birbirlerinden gün geçtikçe uzaklaşıyorlar. Biliyorsunuz Kpop endüstrisin çarkları oldukça sivri dişli ve tutunabilmek için epey çaba harcamak gerekiyor. Yeri geliyor ailelerini göremiyor ‘trainee’ler ve birbirlerine aile oluyor. O yüzden SME Family (aile) titrini kullanıyor, bütünlükten bahsederken. Çıkış yapmadan önce bir de eğitim sürecinden geçiyorlar. Bu süre ile birlikte 8-9 yıllık bir beraberliğin ardından, o günleri hiç yaşamamış gibi olmak acı verici olmalı.
Artık dünya rekorlar kitabına giren hayranlar ikiye bölünmüş durumda. Birileri hala umutla DBSK’nın bir bütün olarak dönüşünü beklerken hem HoMi’ni hem JYJ yi destekliyor. Bir kısmıda kendi favori üyelerinin kaldığı tarafda yer alıyor. Bu süreçte birbirlerine doğrudan ve dolaylı çok mesaj gitti aslında. Şarkı sözleri bile fazlasıyla manidar. Sarangi çevirmenlerinden sevgili Tukyu facebook profilinde şu cümleyi paylaşmış. Ben yanlarına Türkçe anlamlarını da yazdım.
Gözüme takıldı. JYJ – Ayy Girl de: “Living life like there’s no damn rules”, (hayatı kahrolası kurallar yokmuş gibi yaşa) HoMin’in Why şarkısında ise: “Keep your head down” (başını eğ, mütevazı ol -bence – itaat et) yazıyor
3ü isyan etmiş kurallara meydan okuyor 2si ise başlarını eğiyor…
SME’nin etkisinde olan HoMin’e bu ayrılık hakkında düşünceleri sorulunca önce JYJ’nin anlaşmalı olduğu kozmetik şirketi yüzünden böyle bir dava olduğu, kendilerinin olup bitenden haberleri olmadığını, öğrenince çok şaşırdıklarını söylediler. Şimdilerde ise çok genç yaşta, çok büyük bir başarı-ün elde ettiklerini ve arkadaşlarının üzerinde bunun baskıya neden olduğu gibi sözler söylüyorlar. Kısaca ‘zayıf karakterli’ ‘şöhreti kaldıramadı’ göndermesi yapıyorlar.
Bunların ikilinin samimi duygularını olduğuna inanmıyorum elbette. Okuduğum röportajlarda her ne kadar mağdur olan taraf JYJ olsa da, kırgın olanın HoMin olduğunu hissediyorum. Onlar da huzursuz, onlar da eksik hissediyor arkadaşları olmadan. Ne yazık ki bunu direk ifade edebilecek kadar özgür değiller.
Albüm isimleri bile manidar demiştim. ‘onların odaları’ Siz-biz-onlar olmaları ne yazık

JYJ den kimsenin onları aramadığını arasalar bile, numaraları değiştirdikleri için, tanımadıkları numaralardan gelen çağrılara cevap vermedikleri söylemiş YunHo bir röportajında. Kendi kişisel duyguları sorulduğunda,onlara en başlarda çok kırıldığını,üzüldüğünü lider olarak daha fazla sorumluluk hissettiğini, ama kin beslemediğini, iyi olmalarını dilediğini;
JYJ’ye vermek istediği bir mesaj olup, olmadığı sorulduğunda; ulaşamayacak kadar uzağa gittiklerini ama; şirketle sorunlarını çözüp bir an evvel geri gelmelerini söylüyor. Aslında her iki taraf da (üyeler bazında) yeniden birleşmeye sıcak bakıyor.
“I just want them to hurry up and come back to TVXQ. Under the name of music, everything was great, but further promotions created a difference in values. Those values are personal problems, and I don’t want to go into anything long-winded on that. I just want them to be healthy. The only thing I can ask is for them to come back. The three have crossed the line and have gone too far for us to catch them. I just want them to solve the dispute with our company, and hurry up and come back. It was difficult. It hurt. I felt a sense of resentment against people. As opposed to hate, I was hurt. But I just accepted it all. Honestly, I didn’t have the time to harbor hate against anyone.”
Aslında mevzu çok uzun ama Jusun, Jejong ve Yoochun bence bir ilke imza attılar Korede. Kendileri daha fazla kullandırmayıp, haklarını aradılar, arıyorlar. Ben hiç bir zaman ‘die hard fan’ yani bir deli bir hayran olmadım. Hatta hiç hayran olmadım. Ama sevdim bu çocukları. Açıkçası, müzikleri, umurumda değil ayrılmalarına üzülmemin tek sebebi; arkadaşlıklarının ciddi bir darbe almış olması. Bu çocuklar birbirlerini özlüyorlar yahuu
Geçenlerde JeaJong, Changmin ve YunHoyu özlediğine dair bir Tweet atmıştı. Canıımm, yazık dedim. Birbirlerinden ayrı düşmeleri çok üzüyor beni. Günler ne getirir, 5 kişilik bir grup olarak geri dönerler mi bilmem? Ama umarım arkadaşlıkarını kurtarıp, kırgınlıklarını, kızgınlıklarını geride bırakırlar. Son olarak bence hiç biriniz başınızı eğmeyin. Dik tutun. Koyun değilsiniz, kimsenin sizi gütmesine izin vermeyin.
FİGHTİNG BOYS
Bu arada yazılanlar tamamen kendi düşüncelerimdir. Sadece beni bağlar. Belirteyim de bir yanlış anlaşılma olmasın.
Konusu: “Postman to Heaven – Cennetin Postacısı” Özel bir adam ile terk edilmiş bir kadının fantezi ile yoğrulmuş romantik hikâyesidir. Jae-joon bir postacıdır ancak bildiğimiz postacılardan değildir. O sevdikleri insanları özleyenlerin mektuplarını cennete götürür. Ha-na da o insanlardan biridir ve ölen sevgilisini düşünmeden edemiyordur. Daha sonra Jae-joon ve Ha-na arasında 14 gün sürecek bir fantezi başlar ancak Jae-joon’un Ha-na’dan sakladığı bir şey vardır.
Güney Kore diyarlarında sıcacık bir film
Eski DBSK yeni JYJ üyesi Jae Jung’un cennete posta götüren bir meleği canlandırdığı ‘Cennetin Postacısı‘ bende bir ‘Amelie’ biraz ‘City of Angels’ etkisi yarattı. Yani izlerken bu iki filmle ilgili sahneler geldi aklıma. Bu sözlerime bakarak ikisinin karışımı bir öykü zannetmeyin. Bu yalnızca filmin bende uyandırdığı his.
Hana ölen sevgilisinin ardından cennete ‘sitem’ dolu mektuplar gönderiyor. Beni nasıl bırakıp gidersin ile başlayan.. Aşk acısını, ölüm karşısındaki çaresizliğini öfkeyle dışa vurarak, yazıya döken genç bir kadın Hana.

Joon ile bu posta kutusunun önünde karşılaşıyorlar. Joon Mektupları okuyup ‘uygunluğunu’ onayladıktan sonra atıyor çantasına.

Film depresif ilerler diye tahmin etmiştim ama hiç de ‘umduğum’ gibi olmadı. Bazı boşluklar, bir iki mantık hatası gözüme çarpmadı desem yalan olur. Yine de izleme keyfini kaçıracak cinsten değildi. Joon, Hanaya görevinde kendine yardım etmesini teklif ediyor ve ikili kendilerini adadıkları bir maceraya başlıyorlar.
Filmde geçen mekânlar çok güzel, cafeler olsun,uçsuz bucaksız çayır ve posta kutusu olsun. Deniz feneri olsun
Korede böyle yerler var mıymış dedim
Ahh bir de Hanna’nın salaş ama kendi içinde şık tarzı, görülmeye değer bence. Berre beğenmiş, bende beğendim
Bir de Hero’nun kalın siyah, karizmasına, karizma katan gözlüklerine gösterelim
———- SPOİLER——–
Özetleyecek olursak, Hanan ve Joon’un ilişkisi çok kırılgan bir yüzeyde ilerliyor. Kızın, Joon’a bir şeyler hissetmeye başlaması ve bu yüzden ölen sevgilinin acısını unutması ama aslında çektiği acının onları bir arada tutabilecek olması. Ciddi bir tezat. Joon’un Hana sayesinde ‘yaşamını’ sorgulaması. Hanan’ın Joon sayesinde hayata bağlanması… Üzerine çok söz, söylenebilecek bir film değil. Sadece izlenmeli. Bir baş yapıt beklentisi içine de girmemeli. İzlerken ve bittikten sonra insanın yüzünde bir gülümseme bırakan, ‘Kendini iyi hissset’ tarzında bir film. Hero’nun yakışıklılığı da cabası
Son olarak bu da benden size gelsin. Aslında ‘Bak postacı geliyor’u ekleyecektim ama bu daha uygun olur diye düşündüm
Japon dizisi dediğinde burun kıvıran ben şimdi kendime yeni bir dizi buldum. Bugüne kadar izlediklerimden çok farklı. Görsel olarak tatmin edici senaryo çok gerçekçi. Karakterler desen aynı şekilde. Hard To Say I love You dizisini bloguma yorum bırakan Berre‘nin bloguna gördüm. Kendisi dizinin Türkçe çevirilerini de yapıyor. Devam eden bir dizi olduğu için takip etmesi zahmetli ama 4. bölüme kadar izlediğim kısım için konuşursam ben bu diziyi sevdim. Evet, evet yanlış duymadınız bir Japon dizisi izliyorum ama sevdim. Gerçi içinde Koreli oyuncu faktörü var ama bilmiyordum
Twitter vasıtasıyla tanışan 5 arkadaşın hayatını ve birbirleri ile olan ilişkilerini anlatan dizi pek çok kişinin kendi bulabileceği türden. Gülücük ikonlarının arkasına gizlenen hüzünlü yüzler, neşeli tweetlerin ardından gelen problemler, durgun, sıkıcı, yorucu yaşamlar. Her gün otobüs durağında gördüğünüz, yolda yürürken yanından geçtiğiniz birileri olabilir. Belki de üzerine kahve döktüğünüz silmek isterken; yanlışlıkla elinizin kayması sonucu size ‘Sen sapık mısın?’ diyen biridir yazıştığınız kişi.
Savaş fotoğrafçısı olan babasına hayranlığından dolayı aynı yolu seçen ama erotik dergilerde çalışmak zorunda kalan Nagaji Vogue gibi büyük dergilerde çalıştığı yalanını söylüyor. Öyle anlıyorum ki; grubun en popüleri olacak. Pek sevimli ama şu yüze baksanıza. Beni sevin diyor resmen
Nagaji’nin sevdiği başka, seveni başka.
İlk çevrimdışı toplantımızda birbirimiz tanımamız için yakana kırmızı gül tak ifadesini ciddiye alıp, yakasında kırmızı bir gülle gelen güzel surat Park’. Bu oyuncu Koreli ünlü DBSK grubunun Herosuymuş. Bende aman allahım ‘ne kadannn güzel bi caponn’ diyerek izliyordum kendisini. Kimdir blmiyordum. Nasıl bilmezsin diyen olursa ergen kızların hayran olduğu gruplarla ilgilenmiyorum
Elemanların yüzü güzel ama tipim değiller
Kızkardeşi ile yaşayan Park, Kore’den Japonya’ya büyük hayallerle gelen ama hayatın bambaşka bir noktaya sürüklediği bir diğer grup üyesi. Kendini doktor olarak tanıtıyor ama asıl mesleği, kibirli doktorlara tıbbi malzemeler satmak.
Kendini edebiyat öğretmeni olarak tanıtan ama stajyer gibi bir pozisyonu olan Haru/Mizuno, sevimli fakat özgüveni çok yüksek olmayan bir kız. İşten sonra tek eğlencesi markete gitmek. Haru, Nagaji’ye karşılıksız bir aşk beslemeye başlıyor. Umarım sadece ‘şimdilik’ karşılıksız kalır bu duygular. Daha ilk bölümden anlıyoruz ki, Parkta, Haru/Mizudan hoşlanıyor. (nasıl anlamayalım şu fotodan sonra) Hatta bunu da söylüyor ama Korece
Kız anlamıyor tabii. Ah güzelim dedim, sende bizim kadar Kore dizisi izleseydin bilirdin bir ‘Chuaye’ bir ‘Saraneyo’ ne anlama geliyor. Eksi puan verdim buradan
Dizide gözlerim kocaman açtıran aman allahım ne hoş şeysin dedirtten başka bir karakter de Linda nickli Ichihara. Oyuncuyu araştırdım bir de ne öğreneyim babası Koreliymiş. Kan çekiyor ne yapayım. Bilmiyordum ama demek var bu Korelilerde bir şey
‘Her şeyin bir bedeli var güzelliğininde’ misali çalıştığı dergide yükselebilmek için patronun tacizlerine maruz kalıyor. Görüntüsü tersini söylese de, başarısız bir cinsel hayatı var. Cinsel fonksiyon bozukluğu yaşadığını düşünüyor. Fakat izleyenlere verilen ip ucu nedeniyle, performans gösterememesinin sebebini hemen anlıyoruz. Yani IQ nuz 50′nin altında değilse anlaşılır ha ha ha
Son olarak Peach.. Haru’nun en yakın arkadaşı. Patronuyla bir ilişkisi var. Gülen yüzünün ardında hayatına son vermek isteyecek kadar umutsuz. Bir bebek istiyor.
Bir süre sonra birbirlerine gerçekleri anlatan 5 arkadaşın olmak istedikleri yerler ve asıl bulundukları yer farklı olsa da tam anlamıyla yalan da söylüyor sayılmazlar. Birbilerine dürüstlük oyunu bahanesiyle gerçekleri söylemeleri belki de birilerine güvenme ihtiyacının bir yansıması. Sanaldan, reele taşıdıkları bu arkadaşlık birbirlerini bulmuş 5 insanın öyküsü. Bunalımlı bir anında intihar girişiminde bulunan Peach, yeniden doğacağını söylüyor. Bunun ardından hastanede toplandıklarında, Park’ın sözleri bence herşeyi özetliyor.
Ben de yeniden doğmak istiyorum.
Yeni bir isim istiyorum.
Çünkü şu anda olduğum kişiden memnun değilim.
Japonya’ya yeni bir hayata başlamak için gelmiştim.
Ama ne arkadaş edinebildim, ne de işimi doğru düzgün yapabildim.
Güvenebileceğim insanlar bulmak istediğim için Twitter’ı kullanmaya başladım.
Aklınızdan geçenleri açıkça söyleyebildiğiniz bir mekan var mı?
Gerçek arkadaşlarınız var mı?
Sanırım benim var. İyiki de varlar
Resimler ve alıntı için Berreye teşekkür ediyorum
Fazla spoiler vermemeye özen gösterdim ama ucundan kaçmıştır beni biliyorsunuz
Anlattıklarım dizinin keyfini kaçırmaz merak etmeyin
Ben çok beğendim. Açıkçası mutlu son beklemiyorum ama kesinlikle izlenmeye değer.





















