Last Cinderella/ Japon Dizisi

Mart 12th, 2014

Image and video hosting by TinyPic

Sakura (Ryoko Shinohara) 39 yaşındadır ve bir güzellik salonunda yönetici yardımcısı olarak çalışmaktadır. Her ne kadar müşterileri güzelleştirse de, kendini güzelleştirmekle ilgili hiçbir çabası yoktur. Aşık olanlara imrenmekte ama aşık olmaktan da korkmaktadır. Bir gün gittiği bir partide kendisinden daha genç olan Hiroto (Haruma Miura) ile tanışır. Hiroto bir bisiklet sürücüsüdür ve ondan etkilenir. Rintaro (Naohito Fujiki) ise Sakura’nın çalıştığı güzellik salonunun yöneticisi olup; iğneleyici konuşmayı, alkolü ve makas kullanmayı seven biridir.

Last Cindrella Japon yapımı bir romantik komedi. Klasik romantik komedilerden bir tık daha farklı. Sakura aynı güzellik salonunda yıllardır çalışmasına ve başarılı olmasına rağmen, terfi alamıyor. Şirketi üst yönetimi, Rintaro’yu uzaklardan getirip, yönetici yapıyor. Sakura itiraz edince de istemiyorsan kapı orada diyerek, bu itirazı görmezden geliyorlar. İşsiz kalma korkusuyla yüzleşen Sakura geri adım atıyor.

Bir sabah Sakura yüzünde kalın siyah bir tüy ile uyanıyor. Merak ediyor, nedir bu acaba çoğalır mı diye? Sivri zekâlı olduğu için basit bir kılı cımbızla almayı hiçççç beceremiyor. İlk fırsatta bu durumu arkadaşlarına anlatıyor ve en çapkın olanı diyor ki hanım kızımıza, eline yüzyıllardır erkek eli değmemiş kızım senin. Vücutta bir yerde şaşırdı, kendini erkek zannediyor. Bu tüylenmeler hepp ondan. Tez elden sevgili yap diye öğüt veriyor. Elbette tam olarak bunları söylemiyor ama biz söylediklerinden bunu anlıyoruz :) Kıldan, tüyden kendine mesele çıkıyor işte kadın milleti. Ne yapacaksınız doğamızda var :)

Sakura’nun çapkın arkadaşı (siyah elbiseli :) ) bu teorisi ile kocası ile bir yılı aşkın süredir beraber olmamış, evli arkadaşlarını da korkutuyor. Yüzünde sakallarla uyanmamak adına mecburen kocası ile beraber olmak için hazırlanıyor. Fakat bir kayınvalide, iki çocuk ve onlarca ev işi arasında baş başa kalmaları kolay olmuyor.

Neyse diğer karakterler adı üzerinde yan karakter benim çok ilgimi çekmedi :) Beni asıl ilgilendiren bu güzel surat. Hirota, 24 yaşında genç, sportif, yakışıklı ve tabii ki kadınlar arasında çok popüler. Sakuraya bir partide rastlıyor ve bir iddia uğruna baştan çıkarmaya çalışıyor. Klasik ilerleyen bir konusu var biraz. Ama bu sevimli bir çift oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

Derin bir konusu ya da mantığı yok. Hoşça vakit geçirmek için izleyebileceğiniz bir Japon dizisi. Diğer Japon dizilerinin aksine, bir kadın ve bir erkek arasında yakınlaşmalar dudaklarımızı sımsıkı kapatıp, birbirine değdirelim şeklinde olmuyor.  Yine birazcık eksiklikler olsa da, daha gerçekçi sahnelere yer vermişler.

İkilinin aşkı çok şeker ve romantik ilerliyor. Tabii romantik komedilerinin olmazsa olmazı, yanlış anlaşılmalar ve aşk üçgeni de dizimizde yer alan unsurlar. Fazla uzatmadan diyorum ki; boş vaktiniz varsa izleyin. Mantık da aramayın tabii. Normal şartlar altında 24 yaşında bir erkek ve 39 yaşında bir kadının uzun süreli bir ilişki sürdürmesi mümkün değil bence. Ama dizi-film-masal deyip, geçelim :) Sonuçta aşkın yaşı yoktur derler. İnsan kalbine kesin kurallar koyup, ket vuramayız elbette.

Kimi Wa Petto/ You’re My Pet/Beslenir ki bu…

Nisan 2nd, 2012

Uzakdoğulu genç oyuncularla ilgili en çok kulllandığımız cümle: Beslenir ki bu…. Eh her zaman ki gibi Japonlar yapmış :) Nerede genel geçer kuralları zorlayan konular var, Japonlar orada :) Bir manga uyarlaması olan bu dizinin Kore versiyonu bir filmi de var. Çok ilginçtir ki ben Kore yapımını değil, Japon yapımı olan diziyi beğendim. Normalde Japonya’yı Kore’ye tercih ettiğim görülmemiştir ama iyi bir işin hakkını vermemek olmaz.

Kimi Wa Petto genç bir kariyer kadının yalnızlığını anlatıyor. Iwaya Sumire burnu düşse yerden kaldırmayacak bir karakter. Güçlü ve soğuk bir profil çiziyor. Tabii ki bu maskenin altında yalnız ve güvensiz bir kadın var. Sumire yorgun, yoğun ve kötü geçen bir günün ardından kapısının önünde bir kutu buluyor. Kutunun içinde yaralı bir genç var. Evine alıyor, pansuman yapıyor. İyileşmesine yardım ediyor. Fakat iyileştikten sonra ayrılmak istemeyen bu genç adam, Sumire’ye istediği herşeyi yapabileceğini söylüyor. Yarı şaka, yarı ciddi köpeğim ol o halde diyor kızımız. Tamamdır diyor oğlan :)

Iyawa ona çocuken sahip olduğu ve çok sevdiği köpeğinin adını veriyor. ‘Momo’ Köpeğin olayım tabirinin hayat bulmuş hali bu geç adamın gerçek adı ‘Goda Takeshi’ yetenekli bir dansçı ama ilk bölümden anlıyoruz ki başını belaya sokmuş.

Image and video hosting by TinyPic
Zamanla bu sahip-evcil hayvan ilişkisi derinleşiyor. Bir taraftan sadece ‘pet’ olarak yaşayan ‘Momo’ taraftan da Sumire’nin bağlandığı, sevdiği yegane şey haline geliyor. ‘Köpeğimi’ besleyeceğim diye alelacele işten çıkmalar, günün stresini saçını okşayarak atma vs. gibi alışkanlıklar ikili arasında bir duygusal yakınlaşma doğuruyor. Olmazsa olmazdı zaten :)

Matsumoto Jun köpek olarak çok başarılı. Gerçekten bir köpeğin bütün haraketlerini bir insan bedeninde görebiliyorsunuz. Tatlılığı da cabası. Ben de şahsen öyle bir ‘hayvanı’ besleyebilirim evde. : ) Kadın oyuncu da çok başarılı ama Japonların emekli öğretmen gibi giyinelim moda anlayışı ve o içtiği sigaralar sinirimi bozuyor. O da iyi oynamış işte gerisi teferruat :P

Peki ben neden şekerler şekeri Jang Geun Seuk yerine Matsumoto’yu tercih ettim? İzleyin görün derim ve yazımı burada sonlandırırım :)

Zenkai Girl – Zeki kızın aşkla imtihanı :)

Kasım 2nd, 2011

Ayukawa Wakaba, zirveye çıkma hırsıyla dolu uluslararası bir avukattır. Bir hukuk ofisinde iş bulduktan sonra, patronu (Yakushimaru Hiroko) ona beklenmedik bir görev verir: Patronun 5 yaşındaki kızına bakmak. Wakaba kariyerinde başarılı olmak için görevi yerine getirmeye heveslidir. Kızı anaokuluna götürürken, karısından boşandıktan sonra oğlunu büyüten genç bir adamla (Nishikido) karşılaşır. Her ikisi de çocukları izlemekle uğraşırken, aşk onların arasında yavaş yavaş gelişmeye başlar.

Bu ayakkabılar ne ya, fırıncı küreği gibi. 45 numara falan olmalı ha ha :)

Japon sever arkadaşlara bunu bana daha önce önermedikleri için kızdım. Sonra baktım yeni bir diziymiş Ağustosta başlayıp, Eylül ayında bitmiş. Ben hiç bir bölümünü atlamadan izledim. Gerçekten çok sevdim. Ufak, tefek şeyler vardı yine ama alışılagelmiş ‘kawai’ haller yoktu dizide. Belki de çocuklar yeterince şirin olduğu için büyüklerin gereksiz, yapmacık sevimlilik hallerine yer vermeye gerek görmemişlerdir.

Çocuklar o kadar akıllı ama o bir o kadar çok bilmişlerdi ki. Zaten yetişkinler sürekli ayar yiyorlardı çocuklardan. Ne oluyoruz arkadaşım dedim. Ama küçük şımarık prenses çok tatlıydı. Ayukawa bu bebek bakıcılığı işini avukatlık kariyerine giden yolda bir sınav olarak görüyor. Çok büyük hedefleri var.

5 Yaşındaki küçük kız Ayakawa’ya diyor ki: Senin için çok üzülüyorum, çok safsın vs. Aykawa’da başını dik tutuyor her zamanki gibi ve 5 yaşında ki bir çocuktan daha fazla hayat tecrübem var diyor. Öyle mi ? Diyor küçük kız. Ben ilk öpücüğümü 5 yaşında aldım ya sen? Ben bu kısımda koptum resmen. Bacak kadar kızın söylediğine bakar mısnız? Böyle akıllı bir çocuğunun olması da zor :) Küçük mikrop :) Mikrop ama çok yalnız bir çocuk, çok meşgul bir annesi var. Sürekli bakıcı değiştiriyor ve oda artık isimlerini öğrenmeye bile gerek görmüyor. Nasıl olsa gidecekler diye. Bu ikilinin yetişkinler gibi iletişim kurması, sonunda aralarında bir bağ oluşması çok tatlıydı.

‘Şimdiden anlaşalım çocukları sevmiyorum.’

Ayawa Akaba’nın gelecek planları arasında kriterlerinin hiç birine uymayan bekar bir babaya aşık olmak yoktu. Peki buna rağmen neden bu ‘işe yaramaz’ adamı kafasında atamıyor ki? Çooookk saçma :))

Açıkçası fazla bir şey söylemek istemiyorum. Eğlenceli bir Japon dizisi. Kısacık zaten 11 bölüm, bir oturuşta bitirebilecek arkadaşlar olduğunu biliyorum :) Aa bir de Japon dizilerinde dudaklarını sıkı, sıkı kapatıp, birbirine değdirince öpüşmüş sayılıyorlar ya… İşte bu dizide o yoktu. O yüzden bir kez daha sevdim :) İzleyin diyorum son kez.

Neler İzledim…

Ağustos 28th, 2011

REBOUND

Nobuko ilk gençlik yıllarını epey kilolu geçirmiş, yaşadığı büyük kalp kırıklığının ardından yetişkinliğe adım attığında zayıflayıp, hatta bir moda dergisinde iş bulur. Biraz ‘Devils Wear Prada’daki Mirandayı hatırlatan bir patronu vardır ve çalışanları ondan deli gibi korkar.

Bu kız mesela iki hafta gibi kısa bir sürede 20-30 kilo veriyor. Sonra tekrar alıyor, sonra yine veriyor. Ne bir sarkma, ne bir hastalık hiç bir şey olmuyor Nobukomuza :) Akla mantığa ters tabii takılmadan izlemek lazım. 

Nobuko vakti zamanında çok lezzetli pastlar yapan bir şefin pastanesinin müdavimiymiş ve bu sayede hem çok kilo almış hem de yediği pastalar onu çok mutlu etmiş. Yıllar sonra dergide bir makale hazırlaması gerekince oğlu ile tanışıyor ve yine pasta tatması gerekiyor… Bu yeniden kilo almasını sağlayacak bir iş olduğundan çekiniyor önce ama sonra dayanamayarak yiyor. Yalnız tatmak diye bir kelime yok kızımızın sözlüğünde :) Afedersiniz öküz gibi yiyor. Benim diyen obez öyle yiyemez :) Ben yılların şişmanıyım onun yarısı kadar bile pasta yiyemem, bir kere bayar. Mantık aramayacaktık ama unuttum :D Neyse işte bu kilo alma-verme aşamasını anlatıyor dizi. Tabii bu arada pasta şefi ile aralarında bir yakınlaşma oluyor. Çocukluk hayali pasta fırıncısının gelini olmak. Peki başarabiliyor mu? Seyredin görün :) Eğer dış güzellik, iç güzellik konulu yapımlarını sevmiyorsanız beğenmeyebilirsiniz. Ama ben ilk kez bir Japon dizisi izlerken eğlendim. Yanınıza yiyecek bir şeyler alın izlerken çünkü o pastaları gördükçe insanın ağzı sulanıyor. Tavsiye ederim zaten 10 bölüm çerezlik hemen biter. Yalnız maalesef Türkçe alt yazısı yok ya da ben bulamadım.

QUE SERA SERA

(Ne olacak, olacak demek İspanyolca)

Öncelikle hayır kesinlikle hayır o sarışın kadının korkunç İngilizcesi ile söylediği şarkıyla alakası yok dizinin. Adı benziyor sadece :) Sevgili Kimbapsuşinin önerisi ile izledim onun güzel yazısı için buraya buyurun. Ama ondan önce benim Kdrama alemine Güney Amerika’dan çekip derinlere dalmasını sağladığım Raquel bahsetmişti bu diziden. Kendisi benim ‘masterpiece’ im :) Bir yerel bir uluslararası öneri alınca izlenmeli dedim ama çıktı gitti aklmdan. Geçenlerde yine Kimbap kız ile :) konuşurken aklıma geldi. Bu sefer unutmadan bakayım dedim.

Tae Joo zengin kadınlarla çıkan bir playboydur, kadınlar onu, o kadınları mutlu eder. Tabii ki hiç biri ile duygusal bir bağ kurmaz ve unutmakta zorlanmaz. Ancak bir gün kapısına gelen bir kız Han Soon kaderini tamamen değiştirir. Tesadüf eseri tanıştığı bu şapşal :) kızı kolay kolay unutamaz. Cha Hye Lin bir alışveriş merkezi sahibinin zengin, kibirli kızıdır. Moda sektöründe  çalışmaktadır ve aslında başarılıdır da. Oppa dediği beraber büyüdükleri Shin Joon Hyuk ile bir ilişki yaşamış ama engellerden dolayı ayrılmışlardır. Klasik olarak adam Amerikaya gitmiş (çünkü dünyada başka ülke yok :) ) ve yıllar sonra geri dönmüştür. Bu dördünün yolları bir noktada kesişir ve birbirlerinin hayatlarında köklü değişikliklere yol açarlar.

Que Sera Sera bildiğimiz anlamda Kore dizileri klişelerine yer vermiyor. Elbette başta biraz bu klişelerden besleniyor ama kesin şu olacak dediğiniz noktada yanılabiliyorsunuz ki bu güzel bir şey. Aşkla değişen, gelişen adamları-kadınları anlatan hikâyeleri seviyorum. Aşık olunan kişiden ziyade, karakterin kendi içindeki yolculuğu ve duygularını keşfi ve aslolanın aşkın kendisi olduğu vurgusu ön plana çıkıyor.

LİE TO ME

Yoon Eun Hye çok sevdiğim bir oyuncudur. Türkiyede Kore dalgasının yayılmasında payı büyüktür çünkü genç nesil ‘Düşlerimin Prensi’ dizi ise ile kendisini tanıyıp, Kore’ye merak saldı. Kang Ji Hwan ise yakışıklı başka sözüm yok :D Şaka, şaka listemde yer almasa da severim kendisini.  Gelelim diziye Gong Ah Jung, Turizm Bakanlığında çalışan bir devlet memurudur. Annesini küçük yaşta kaybetmiş babasıyla yaşamaktadır. Üniversite yıllarında ki sevgilisi o zaman ki en yakın arkadaşı tarafından elinden alınmıştır ve yıllarca bunun ezikliğini yaşamıştır falan. Hyun Ki Joon da yine klasik olarak zengin, kibirli, yakışıklı ve bekâr bir ‘chaebol’ (Artık ne olduğunu biliyoruz bir çeşit Koç, Sabancı gibi zengin ailelerin varisleri.)  Tesadüfen karşılaşırlar (ahh o tesadüfler bizi neden bulmaz :) ?)  Aslında Sevgili Hikaru’nun cümlesini alıntılıyorum aynen. Bence diziyi net özetliyor.

Konusunu kısaca “eskiden platonik âşık olduğu adam arkadaşı tarafından elinden alınmış olan devlet memuru kızımız Ah Jung’un, kıskanç arkadaşını uyuz etmek amacıyla zengin bir adamla evli olduğu yalanını atması ve akabinde gelişen olaylar” diye özetleyebiliriz

Dizi 2010 da ve geçmişte tutan dizilerin bir kolajı gibi. Hepsinden biraz ortaya karışık yapmışlar. Hoş romantik sahneler var içinde. Hele dillere destan bir kola sahnesi var ki günlerce konuşuldu. Buna rağmen, öyle çok ciddi bir beğeniye ulaşamadı eğer oyuncular farklı olsaydı, belki de ilk bölümde bırakırdı millet seyretmeyi. Listeniz uzun, vaktiniz azsa es geçin derim. Zamanınızın bol olduğu bir günde, izleyecek bir şey bulamıyorum dediğiniz anda açın Lie To Me’yi seyredin. Dizi ile ilgili detaylı bilgi almak istiyorsanız Mydestiny ve Hikaruivy bloglarına alalım sizi :)

Hard to Say I love You / Sizden, Bizden Bir Hikaye

Mayıs 12th, 2010

Image and video hosting by TinyPic

Japon dizisi dediğinde burun kıvıran ben şimdi kendime yeni bir dizi buldum. Bugüne kadar izlediklerimden çok farklı. Görsel olarak tatmin edici senaryo çok gerçekçi. Karakterler desen aynı şekilde. Hard To Say I love You dizisini bloguma yorum bırakan Berre‘nin bloguna gördüm. Kendisi dizinin Türkçe çevirilerini de yapıyor. Devam eden bir dizi olduğu için takip etmesi zahmetli ama 4. bölüme kadar izlediğim kısım için konuşursam ben bu diziyi sevdim. Evet, evet yanlış duymadınız bir Japon dizisi izliyorum ama sevdim. Gerçi içinde Koreli oyuncu faktörü var ama bilmiyordum :) Twitter vasıtasıyla tanışan 5 arkadaşın hayatını ve birbirleri ile olan ilişkilerini anlatan dizi pek çok kişinin kendi bulabileceği türden. Gülücük ikonlarının arkasına gizlenen hüzünlü yüzler, neşeli tweetlerin ardından gelen problemler, durgun, sıkıcı, yorucu yaşamlar. Her gün otobüs durağında gördüğünüz, yolda yürürken yanından geçtiğiniz birileri olabilir. Belki de üzerine kahve döktüğünüz silmek isterken; yanlışlıkla elinizin kayması sonucu size ‘Sen sapık mısın?’ diyen biridir yazıştığınız kişi.  :D

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Savaş fotoğrafçısı olan babasına hayranlığından dolayı aynı yolu seçen ama erotik dergilerde çalışmak zorunda kalan Nagaji Vogue gibi büyük dergilerde çalıştığı yalanını söylüyor. Öyle anlıyorum ki; grubun en popüleri olacak. Pek sevimli ama şu yüze baksanıza. Beni sevin diyor resmen :) Nagaji’nin sevdiği başka, seveni başka.

Image and video hosting by TinyPic

İlk çevrimdışı toplantımızda birbirimiz tanımamız için yakana kırmızı gül tak ifadesini ciddiye alıp, yakasında kırmızı bir gülle gelen güzel surat Park’. Bu oyuncu Koreli ünlü DBSK grubunun Herosuymuş. Bende aman allahım ‘ne kadannn güzel bi caponn’ diyerek izliyordum kendisini. Kimdir blmiyordum. Nasıl bilmezsin diyen olursa ergen kızların hayran olduğu gruplarla ilgilenmiyorum :) Elemanların yüzü güzel ama tipim değiller :D Kızkardeşi ile yaşayan Park, Kore’den Japonya’ya büyük hayallerle gelen ama hayatın bambaşka bir noktaya sürüklediği bir diğer grup üyesi. Kendini doktor olarak tanıtıyor ama asıl mesleği, kibirli doktorlara tıbbi malzemeler satmak.

Image and video hosting by TinyPic

Kendini edebiyat öğretmeni olarak tanıtan ama stajyer gibi bir pozisyonu olan Haru/Mizuno, sevimli fakat özgüveni çok yüksek olmayan bir kız. İşten sonra tek eğlencesi markete gitmek. Haru, Nagaji’ye karşılıksız bir aşk beslemeye başlıyor. Umarım sadece ‘şimdilik’ karşılıksız kalır bu duygular. Daha ilk bölümden anlıyoruz ki, Parkta, Haru/Mizudan hoşlanıyor. (nasıl anlamayalım şu fotodan sonra) Hatta bunu da söylüyor ama Korece :D Kız anlamıyor tabii. Ah güzelim dedim, sende bizim kadar Kore dizisi izleseydin bilirdin bir ‘Chuaye’ bir ‘Saraneyo’ ne anlama geliyor. Eksi puan verdim buradan :)

Image and video hosting by TinyPic

Dizide gözlerim kocaman açtıran aman allahım ne hoş şeysin dedirtten başka bir karakter de Linda nickli Ichihara. Oyuncuyu araştırdım bir de ne öğreneyim babası Koreliymiş. Kan çekiyor ne yapayım. Bilmiyordum ama demek var bu Korelilerde bir şey :) ‘Her şeyin bir bedeli var güzelliğininde’ misali çalıştığı dergide yükselebilmek için patronun tacizlerine maruz kalıyor. Görüntüsü tersini söylese de, başarısız bir cinsel hayatı var. Cinsel fonksiyon bozukluğu yaşadığını düşünüyor. Fakat izleyenlere verilen ip ucu nedeniyle, performans gösterememesinin sebebini hemen anlıyoruz. Yani IQ nuz 50’nin altında değilse anlaşılır ha ha ha :)

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Son olarak Peach.. Haru’nun en yakın arkadaşı. Patronuyla bir ilişkisi var. Gülen yüzünün ardında hayatına son vermek isteyecek kadar umutsuz. Bir bebek istiyor.

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Bir süre sonra birbirlerine gerçekleri anlatan 5 arkadaşın olmak istedikleri yerler ve asıl bulundukları yer farklı olsa da tam anlamıyla yalan da söylüyor sayılmazlar. Birbilerine dürüstlük oyunu bahanesiyle gerçekleri söylemeleri belki de birilerine güvenme ihtiyacının bir yansıması. Sanaldan, reele taşıdıkları bu arkadaşlık birbirlerini bulmuş 5 insanın öyküsü. Bunalımlı bir anında intihar girişiminde bulunan Peach, yeniden doğacağını söylüyor. Bunun ardından hastanede toplandıklarında, Park’ın sözleri bence herşeyi özetliyor.

Ben de yeniden doğmak istiyorum.
Yeni bir isim istiyorum.
Çünkü şu anda olduğum kişiden memnun değilim.
Japonya’ya yeni bir hayata başlamak için gelmiştim.
Ama ne arkadaş edinebildim, ne de işimi doğru düzgün yapabildim.
Güvenebileceğim insanlar bulmak istediğim için Twitter’ı kullanmaya başladım.
Aklınızdan geçenleri açıkça söyleyebildiğiniz bir mekan var mı?
Gerçek arkadaşlarınız var mı?

Sanırım benim var. İyiki de varlar :) Resimler ve alıntı için Berreye teşekkür ediyorum :) Fazla spoiler vermemeye özen gösterdim ama ucundan kaçmıştır beni biliyorsunuz :) Anlattıklarım dizinin keyfini kaçırmaz merak etmeyin :) Ben çok beğendim. Açıkçası mutlu son beklemiyorum ama kesinlikle izlenmeye değer.