Beni Bulun/Michelle Knight

Nisan 10th, 2016

Image and video hosting by TinyPic

Gerçek Bir Yaşam Öyküsü
1 EV, 3 KADIN, 11 YILLIK ESARET
BENİ BULUN
ÇÜNKÜ BU SİZİN DE HİKÂYENİZ OLABİLİR
2002 yılında kaybolduğumda pek çok kişi bunu fark etmemişti bile. Yirmi bir yaşındaydım; adres sormak için bir markete uğrayan genç bir anne…
On bir sene boyunca kilit altında tutuldum, türlü işkencelere maruz kaldım. Bu, hayatımın halihazırda bildiğiniz kısmı olabilir fakat daha bilmediğiniz çok şey var.
-Michelle Knight-
Michelle Knight 2002 yılında, Ariel Castro isimli bir okul servisi şoförü tarafından kaçırıldı ve on yıldan uzun bir süre taciz, tecavüz ve işkenceye maruz kaldı. 2003 yılında Amanda Berry, 2004 yılında da Gina DeJesus tutsak olarak Michelle’e katıldı. 6 Mayıs 2013’te bir fırsatını bulup tutsaklıktan kurtulmalarının ardından, bu olay dünyada büyük yankı uyandırdı. Şimdi ise binlerce kişinin merak ettiği konu şu: O evin içinde neler oldu ve üç kadın akıl almaz işkencelere dayanacak gücü nasıl buldu?

Üç genç kızın ne istediği belli olmayan bir ruh hastası tarafından kaçırılıp yıllarca, yıllarca fiziksel – psikolojik işkenceye maruz kalmalarının hikayesi ‘Beni Bulun’ Kitabı okurken olanlara inanamadım. Kendi istekleriyle ortadan kaybolmadıkları çok belli olan bu kızların ip uçları bu kadar açık ve net bir şekilde ortadayken bulunamayışları sinirlerimi bozdu. Kızların tutsak edildikleri ev yaşadıkları mahalleden fazla uzak değildi. Buna rağmen bulunamadılar. Çünkü kimse aslında konuyla ilgilenmedi. Asıl sarsıcı olan bu. Olayın olduğu bölge fakir bir mahalle ve kimsenin çok da umurunda olmayan insanların yaşadığı, yoksulluğa, suça ve benzeri olaylara insanların kafalarını çevirip geçtikleri bir semt.

Michelle’in hayatının kaçırılmadan önce de günlük güneşlik olduğunu söyleyemeyiz. Onu kimsenin aramaması da bunun bir delili. Çocukluğundan itibaren çok acılar yaşamış, çok sıkıntı çekmiş. Oysa Amanda ve Gina’nın ailelerinin kanlarının son damlasına kadar kızlarını bulmak için çabaladıklarını okuyoruz.

Kızların kurtulmasında büyük payı olan siyahi komşuya röportajda soruyorlar. ‘Bir terslik olduğunu nereden anladın?’ Diye. Adamın cevabı yaşananlar kadar acıklı. ‘Sarışın beyaz bir kız, zenci bir adama doğru koşuyorsa bir sorun var demektir.’

Çarpıcı kelimesi yaşanılanları anlatmaya az kalıyor. Kitabın dilinde edebi bir değer ya da etkileyici bir kurgu yok. Yazar başından geçenleri her hangi birine anlatır gibi anlatmış. Bu kadarı bile sinirleri alt üst etmeye yetiyor. Kalbinizin aynı anda üzüntü ve öfke ile dolmasına sebep oluyor. Yaşanmış olayları okumaktan hatta ders çıkarmaktan hoşlanıyorsanız okuyun derim.

Yeni Yıl – Kış Filmleri Kitapları

Aralık 17th, 2015

Yeni Yıl yaklaşırken ve interneti kahve – kitap resimleri sarmışken sizlerle yeni yıl- kış filmleri ve kitaplarımı paylaşmak isterim. Özellikle yılın bu zamanında döndürüp döndürüp izlediğim filmler ve hiç okumazsam bile en az bir kaç sayfasını karıştırdığım kitaplar var. Bir de önereceklerim.

Öncelikle Noel ruhunu yansıtan bir film var. 1995 yapımı ‘While You Are Sleeping’  Film yorumunu daha önce yapmıştım o yüzden tekrarlamıyorum. Son derece mutlu eden ( en azından beni) içinde aile ilişkileri, aşk ve umut olan sıcacık bir film.                                     

 

Image and video hosting by TinyPic

Vadim O Kadar Yeşildi ki, Şahane Hayat, Köşedeki Dükkan önereceğim klasik siyah-beyaz filmler arasında ve tabii ki Tiffanyde Kahvaltı yeni yılda ve kış aylarında içinizi ısıtması muhtemel filmlerden.

Kitap önerim ise geçen yıl Novella yayınlarından çıkan, kapak tasarımı ile konusu ile tam yeni yılda elinize almak isteyeceğiniz ‘Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var’

Konusu: Katherine O’Connor vaktinin çoğunu Blossom Sokağı’ndaki French Cafe’de başkaları için Yeni Yıl mektupları yazarak geçiren, bir taraftan da tamzamanlı iş arayan genç bir kadındır. Zamanla mektup yazma işi onun için yeni bir kariyere dönüşmeye başlamıştır.

Çocuk Psikoloğu Wynn Jeffries de tıpkı Katherine gibi, aynı kafede vakit geçirmekten keyif almaktadır. Genç kadın onunla tanışmamıştır bile ama kitabında Yeni Yıl geleneklerinin çocukları kandıran saçmalıklardan ibaret olduğunu savunduğu için Wynn’den hoşlanmamaktadır. İkisinin yolları, devamlı gittikleri bu mekânda kesişir. İlk başlarda, anlaşamadıkları konusunda anlaşırlar. Ancak onları yakınlaştıran asıl sebep birbirine zıt iki insan oluşlarıdır. Henüz fark edememiş olsalar da bunu anladıklarında aşk çoktan kapılarını çalmış olacaktır. Tabii eğer âşık olmaktan korkmayıp o kapıyı açmaya cesaret edebilirlerse…

 

Bir de yine geçen yıl okuduğum Nora Roberts’ın gelin serisinin ilk kitabı ‘Beyaz Düşler’  Konusunu burada anlatıp, yorumladığım için tekrar yazmıyorum. Kısaca  Mac, Laruie, Parker ve Emma kendi düğün organizasyon şirketlerini kurmuş ve çocukluklarından beri arkadaş olan dört kadının hikayesini anlatıyor.

Konusundan anlaşılacağı gibi hafif, romantik ve bir çırpıda okunacak kapak resmi ile de baktıkça mutlu edecek bir kitap :) Kendini iyi hisset diye bir tür olmalı aslında. Kitaplarda filmlerde romans, dram, gerilim gibi. Etiketi gördüğünde hemen almalı. Ben bu listeyi uzun tutmak istemiştim aslında fakat taslaklarda fazla bekledi. Bir an evvel yazayınm diye şimdilik bu bir kaç öneriyi bırakıyorum size. Bir kaç gün sonra belki uzatırım listemi. Hala buradasınız değil mi?

Kocan Kadar Konuş

Nisan 13th, 2015

Herkese merhaba dönüşümü beni çok eğlendiren bir kitap tanıtımı ile yapayım dedim. Şebnem Burcuoğlu geçen senenin en çok satan kitaplarından birine imza attı. Belli bir yaşı geçen her kadının çevresinde duyabileceği sorulara ve karşılacağı baskıları eğlenceli bir dille anlatıyor. Evlenmeyi başarılması gereken bir görev olarak gören, bu uğurda her yolu mubah gören kadınların var olduğunu biliyoruz. Bazılarına göre gerçekten kocan varsa varsın. Efsun bu grubun ve bu tarz düşüncelerin çok uzağında 30’una henüz merdiven dayamış entelektüel, dış görünüşüne çok takılmayan zeki bir kız.Son yaşadığı hayal kırıklığı sonrası belki de bu kadar insanın bir bildiği vardır diyerek, kendini baştan yaratarak evlenme yoluna girmeye karar veriyor. Ancak alışmadık bünyede tepkimeye yol açan bu haller Efsuna fazla geliyor ve komik hallere düşüyor :) Tüm bu arayış esnasında tesadüfler sonucu lise aşkı Sinanla karşılaşıyor ve kendi olmakla, olmaya çalıştığı kişi arasında kalıyor.

Çok satmasından dolayı kitabın edebi değeri, dili falan tartışılabilir ama bence gerek yok. Ben okurken çok eğlendim. Yaklaşık 2 saatte bitebilecek kolay okunan, hafif bir kitap. Türkçe çiklit örneği kabul edebiliriz sanırım. Hatta öyle. Sophie Kinsella, Maria Keyes yapınca oluyor da, Türk kızı yapınca olmuyor mu? Olmuş efendim hem de çok komik olmuş. Filmini de oldukça övüyorlar ama henüz izleme fırsatım olmadı. Benim bu aralar gülmeye ihtiyacım vardı ve bu kitap da bana istediğimi verdi. İkinci bölümü de çıkmış. Efsun ve Sinan’ın hikayesinin nasıl devam edeceğini merak ediyorum. Onu da okuyacağım en kısa sürede. Özetle okuyunuz, gülünüz tavsiyemdir :)

Beyaz Düşler – Nora Roberts

Kasım 2nd, 2014

Image and video hosting by TinyPic

Çocukluk yılları boyunca evlerinin arka bahçesinde hayali düğünler düzenleyerek oyunlar oynayan dört arkadaş için çiçekler, fotoğraflar, tatlılar ve diğer tüm ayrıntıları yaşamlarının bir parçasının haline gelmiştir.

Çektiği fotoğraflar gelin dergilerinin kapaklarını süsleyen Mackensie Elliot, arkadaşları arasındaki adıyla Mac, hayatında çocukluğunda kendisinin yaşayamadığı mutlu anları fotoğraflarıyla ölümsüzleştirmeye adamıştır. İkinci evliliğini yapan babasını neredeyse hiç görmeyen, sürekli sevgili değiştiren annesiyle de sorunlar yaşayan sonunda mutluluktan umudu kesen Mac için her şey, önemli bir düğün görüşmesi öncesinde, müstakbel gelinin erkek kardeşiyle karşılaştığında değişecektir.

Beyaz Düşler, Nora Roberts’ın dört kitaplık gelin serisinin ilk kitabı. Mac, Laruie, Parker ve Emma kendi düğün organizasyon şirketlerini kurmuş çocukluklarından beri arkadaş olan dört kadın. İlk kitapta fotoğrafçı olan Mac’in hikayesi ile tanışıyoruz.  Edebiyat öğretmeni olan Parker ile birbirinin zıttı olan karakterlerinin aslında birbirlerine aşık olmalarında en büyük etkenlerden biri olduğuna tanıklık ediyoruz. Parker’ın sıkıcı görünen kişiliğin altındaki romantizmi ve tutkusu bizi şaşırtıyor. Mac’in bir taraftan özgürlüğüne düşkün, öte yandan bir kedi yavrusu gibi sevilmeye eğilimli tavrı ikilinin ilişkilerine renk katıyor ve bizim de sıkılmadan okumamıza sebep oluyor.

Kitabı beğendim, kendimi o dört arkadaşının yanındaymış gibi hissettim. Bunun bir filmi çekilse ne güzel olur diye düşündüm. Hafif, romantik hem yaza hem de dingin kış günlerine yakışacak bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Yazarın dili akıcı, eğlenceli ve romantik. Çeviri de kötü diyemem, çok fazla hata yoktu ama bir kaç kelime cidden göze batıyordu. Örneğin: Damdonör. Nedime-Baş nedime demek varken neden bu kadar kulağı tırmalayan, bilinmeyen bir kelime seçilmiş anlamadım. Seri okumaya alışkın değilim ve genelde unutuyorum takip etmeyi ama kitabın devamın almayı düşünüyorum. Ağır kitaplardan sıkıldıysanız Beyaz Düşler tavsiyemdir.

Aşk Adında Hayat – Michael Lee West

Temmuz 13th, 2014

Image and video hosting by TinyPic

Gerçek aşkı bulmak mı, yoksa ondan kaçmak mı daha kolay?

Teeny Templeton, sonunda kaderin ona da güldüğünü düşünmektedir. Evlenecektir, kendi düğün pastasını kendisi yapacaktır ve o sıkıntılı geçmişini ardında bırakacaktır. Ta ki nişanlısını kendi evlerinin şeftali bahçesinde iki kadınla yakalayana kadar… Hem de çırılçıplak bir haldelerken…

Bu skandalın ardından düğünleri iptal olur. Ne var ki Teeny’nin başına gelenler bununla sınırlı kalmayacaktır. Nişanlısı bu olaydan birkaç gün sonra ölü bulunur ve herkes Teeny’nin suçlu olduğunu düşünür.

Tek umudu, artık başarılı bir avukat olan ilk aşkı Coop O’Malley’dir. Ancak onunla yüzleşmek demek, geçmişle de yüzleşmek anlamına gelmektedir. Peki, Teeny başına gelenlere rağmen kalbinin sesini dinleyip karşısındaki bu adama yeniden güvenebilecek midir?

 

Arkadya Yayınlarından yine çok güzel kapaklı bir kitapla karşı karşıyayız.  Aşk Adında Hayat çok eğlenceli, romantik ve sürükleyici. Yaz aylarında yormayan, sıkmayan ve gülümsetecek bir kitap arıyorsanız Aşk Adında Hayatı öneririm. Yalnız bu seri, ‘Aşk Adında Hayat’ serinin ilk kitabı. İkinci kitap ise sıcağı sıcağına raflarda yerini aldı. ‘Geçmişin Gölgesinde Aşk’ Bu sefer Teeny ve erkek arkadaşının birlikte hayatına ve geçmişten gelen sürpriz sorunlara tanık oluyoruz.

Kitabın ana karakteri Teeny, pastacılık konusunda son derece yetenekli bir kız. Bütün duygularını pastalarla, keklerle ifade edebilir. Ne var ki bu tatlı, masum kızın hayatı nişanlısının ihaneti ile 180 derece değişir. Kendisini elbette işlemediğini bildiğimiz bir cinayetin bir numaralı sanığı olarak bulur. Bu işin içnden nasıl çıkacağı ise koca bir muammadır. Tabii ki hikayeyi eğlenceli hale getiren de bu bilinmezlik öğesi :)

Teeny sizi hem eğlendiriyor hem de katil kim sorusuyla baş başa bırakıyor. Gerçi ben yılların verdiği tecrübe ile çözdüm olayı ama insan yine de emin olamıyor. Yalnız size şu kadarını söyleyeyim bir romanda-filmde-dizide herhangi birinin söz konusu suçu işlemek için birden fazla sebebi varsa ve en baş şüpheli o karakterse KESİNLİKLE bahsi geçen suçu-cinayeti o işlememiştir. Yapmak istese bile eline fırsat geçmemiştir. Dolayısla masumdur.

Arkadya yayınları çevirileri ile, kitap tasarımlarıyla, yüzleri gülümseten hikayelerle okuyucuları mutlu etmeyi başarıyor. Aşk Adında Hayat benim çok severek okuduğum bir kitap oldu. Öneririm.

Eldivenler Hikayeler – Murathan Mungan

Mayıs 23rd, 2014

 

‘Onu hiç tanımadım, ama hala seviyorum’

Eldivenler- Hikayeler; Murathan Mungan’nın biribirinden bağımsız 10 hikayesinin yer aldığı bir kitap, bir solukta okunacak türden. Ben yazarın tarzını anlatımını, kelimlerle dansını hep çok sevmişimdir. O yüzden benim için her bir cümle, her bir hikaye son derece değerli.

Kitabı almamı sağlayan ‘Eldivenler’ hikayesi oldu. İçine kapanık bir adamın, bir anlamda görücü usulü ile evlendiği karısıyla geçmişini ve duygularını tahlil etmesini, zaman geçtikçe ona daha çok bağlanan eşinin gözünden anlatılıyor bu öykü.

Geçici Kesinlikler kitabın son ve en çarpıcı hikayesi. Birbirini hiç görmeyen ama görmüş olsalardı kesin beraber olacak iki kişi, bir yokuşun bir başında, biri diğer ucunda. Biri aşağıdaki yolu kullanırken, diğeri yukardakini kullanıyor. Birbirlerine çok yakın olduları halde, hep teğet geçiyorlar.

Kaset ise kitapta sevdiğim bir diğer hikaye. Gazetici bir kadının kendi yaptığı röportaj kasetini asistanının değil de, kendisinin çözmek zorunda kalmasıyla, kendinden bile gizlediği bir gerçek ortaya çıkıyor. Arkadaşım dediği insanla ilgili farkına varmadığı negatif bir hissinin olduğunu anladığında, bu gerçek içini acıtıyor.

Kitaptaki kalan hikayelerde güzel ama beni en çok etkileyen bu üçü oldu. Sizde özellkle ‘Çağdaş Türk Edebiyatı’ seviyorsanız, hiç düşünmeden mutlaka alın. Ama söylemeliyim; eğer çiklit, romans türü kitaplara alışıksanız dili size biraz sıkıcı gelebilir. Bunu severseniz eğer ‘3 Aynalı 40 Oda’ ve ‘Kadından Kentler’ kitaplarını da öneririm.

NOT: Ülke gündemi hala karmakarışık, kimsenin içinden gelmiyor belki kalem oynatmak, ama yavaş, yavaş hayata devem etmek gerek. Epey beklettim bu yazımı da. Daha ‘aydınlık’ günlerde. Daha neşeli yazılarda görüşürüz umarım.

Başkaldıran Kurşun Kalem – Ferhan Şensoy

Şubat 19th, 2014

bir ırmak kıyısında doğdum ben
bu yüzden
bir ırmak romandır bu özgeçmişsel
hem el yazması
elle tutulan
elde var ikinci cilt
sapını gülle donattığım kalem
başkaldırıyor
kurşun olarak dağlardan geliyor ırmak.

Ferhan Şensoy’un seri olarak yayınlamayı plandığı biyografisinin ilk kitabı ‘Kalemimin Sapını Gülle Donattım’ı okumuş ve çok beğenmiştim. Çok güldüğümü, çok eğlendiğimi ve bugünün önemli isimlerinin de gençlik yıllarına az da olsa ışık tutması açısından, merakla okuduğumu hatırlıyorum. Kitabın sonunda Ferhan Şensoy usta bu otobiyografik romanın devam edeceğini söylemişti. Ancak bu kadar uzun süreceğini kimse tahmin etmedi.

11 yıl sonra gelen devam kitabı Başkaldıran Kurşun Kalem yine çok keyifli. Bu kadar uzun zaman beklemeye değdi mi? Tartışılır. Ferhan Şensoy’un satırlarında gezinirken, bir dönemede şahit oluyorsunuz. Bahsettiği ve ne yazık ki artık var olmayan mekanları görme istediği uyandırıyor bu satırlar.

Benim kişisel olarak dikkatimi çeken, her iki kitapda da eski eşi Derya Baykaldan bahsetmiyor. Belki o yıllarda Derya Hanım henüz hayatına girmemiştir. (öyle tahmin ediyorum) Okurken; Ferhan Şensyon ustanın tiyatroya olan sevdasını tekrar, tekrar anlıyor, bu tutkuyu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Ferhan Bey’in anneannesi Rukiye Hanım başlı başına bir karakter. O kadar sevimli ki; herkesin biraz kendi anneannesi-babaannesinden bir şeyler bulabileceği, klasik anadolu kadını :) Ferhan Şensoy’un 70’li yıllarda yaşadıkları, anlattıkları ve olanlar sanki bugün yaşadıklarımız bir versiyonu. Ya da ‘ön habercisi’ gibi. Taksim Meydanında çıkan olaylarda ölen, politikayla uzaktan- yakından alakası olmayan arkadaşı Ercüment benzerlerinden sadece bir tanesi değil mi?  Ercüment sevdiği kızın ısrarıyla oraya giden ve o kızı etkilemek isteyen, belki karşılığında romantik dakikalar bekleyen heyecanlı bir gençtir sadece. En büyük hatası, yanlış zamanda, yanlış yerde bulunmaktı. Aşık olmak gibi büyük bir suç işlemişti.

“şu an taksim’de korkunç bir patlama oldu. saat dokuzu çeyrek geçiyor. radyoda oyun havaları var. demek ki devletin bütünlüğü yerinde. korkunç bir patlamaydı. ruhun çınlasın ercüment, tam senin öldüğün yerden geldi ses. acaba maocular mı, leninciler mi? yarın hürriyet’te okuruz.

Bu satırlara bakıpta, bütün bir kitabın bu şekilde ilerlediğini sanmayın. Burası çok küçük bir bölümü. Hiç karamsar değil. Otbiyografik-roman mı denir bu türe emin değilim. Ama usta bu otobiyografik anlatımı 5 kitaplık bir seri olarak planladığını söylemiş bir yerlerde. Umarım diğer kitapları okumak için bir 10 yıl daha beklemeyiz.  Öyle olursa buna ne kendisinin ne de bizim ömrümüz vefa eder :) Belki bir sonraki kitabı yazarken, kavuğu kime devredeceğini de bulur büyük usta ve böylece ardı arkası kesilmeyen sorulara da bir nokta koyar. Başkaldıran Kurşun Kalemi severek okuduğumu belirtip, diğer kitapları da merakla beklediğimi söylerek, yazımı burada bitiriyorum :)

Beni Bana Bırak – Mary Balogh

Ocak 9th, 2014


Onur ve sorumluluklarına hapsolmuş bir adam: Vücudu yara izleriyle kaplı bir savaş kahramanı. Ve yaralarını yüreğinde saklayan kaçak bir kadın. İkisini bir araya getiren talihsiz bir gece. Birbirlerinin yaralarını sarabileceklerini keşfederken, aralarında kıvılcımlanan güçlü tutkular. Adam Kent onu ilk olarak gece vakti Londradaki bir tiyatronun önünde, gölgeler içerisinde görür. Hayatta kalmak için vücudunu satmak zorunda kalmış çekici bir kadındır karşısındaki. Fleur Hamilton büyüleyici gözlere sahip bu iyi giyimli centilmenin kurtarıcısı olacağına hiç ihtimal vermez. Onunla aynı yatağa girdiği zaman da bu yabancıyı bir daha göreceği aklından bile geçmez. Fakat Fleur daha sonra küçük bir kıza mürebbiyelik yapmak için bir teklif alır ve bu teklifi kabul eder…

Gece yarısı beraber olduğu centilmenin güçlü bir asilzade olduğunu keşfedince de şaşkına döner. Tutuşan kalpler ve üzerlerinde dolanıp duran bir skandal tehdidi… Cevaplanmayı bekleyen önemli bir soru kalmıştır geriye: Fleur metres mi olacaktır yoksa bir eş mi?

Flourun adı kaza sonucu bir cinayete karışır ve kendini kurtarmak, ona aşık olan kuzeninden kaçmak için Londra’ya gider. Açlık sınırını aştığı bir gün, tek çare olarak bedenini satmaya karar verir. İşte orada hayatının aşkı olacak Dük ile karşılaşır.

Bu kitabı bir süre önce Miss. Nefertiti ödünç vermişti. Özellikle bu aralar historical roman okumak istiyorum diye sayıklarken, fena olmadı :) Her şeyin bir zamanı var sonuçta. Ruh halime uygun bir hikaye oldu. Gerçi daha romantik işlenebilirdi diye düşünüyorum.

Dük ve Flour arasında filizlenen aşk zaman içinde, şartlara bağlı olarak gelişen ve büyüyen duyguların yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Bu anlamda daha gerçekçi buldum kurguyu. Ayrıca Dük diğer tarihi romanlarda alıştığımız gibi kaslı, Yunan tanrısı yakışıklılığında değil. Ama farklı bir çekiciliği olduğu vurgulanıyor. Ben gözümde gayet yakışıklı bir adam canlandırdım. Beuty and Beast’deki Vincent gibi mesela :) Özetle türü sevenlerin, beğenerek okuyacağı hoş, romantik bir kitap.

Fannie Flagg – Yaprak Suya Düşünce-

Aralık 5th, 2013

Eski bir güzellik kraliçesi olan Margaret Fortenberry’nin dışarıdan bakıldığında mükemmel gibi görünen, aslında hayal kırıklıklarıyla dolu hayatının parçalarını birleştirmeye hazır mısınız?  Yaprak Suya Düşünce, zarif yaşam biçiminin gittikçe kaybolduğu bir dönemde yapayalnız ve cesur bir kadının kendini bulma, rüyalarını gerçekleştirme ve zorluklarla baş etme öyküsünü sürprizlerle dolu, samimi ve mizahi bir üslupla sergiliyor.

Bu kitabı D&R öylesine bakınırken gördüm. Bir bakayım içine dedim. Spoilera girmez sanırım semazenler ve Türkiye lafı geçiyordu içinde. Yazarın kim olduğuna, arka kapak yazısına falan bakmadan almaya karar verdim. Kızarmış Yeşil Domatesler filmini ve hikayeyi ne kadar sevdiğimden bahsetmiştim. Bu kitapta aynı yazar tarafından kaleme alınmış. Bilmeden geçmişin ayak izlerini takip etmişim. Hani hafızasını kaybededer karakter ama kalbi yine onu aynı yere, aynı kişiye götürür ya onun gibi.

Öncelikle kitabın tanıtım yazısındaki ilk cümle son derece yanıltıcı. (O, sadece gerçeği istiyordu… katil ise onu yok etmeyi…) Okumayan aldanıp, polisiye bölümler bekleyebilir. Kitap arka kapağındaysa böyle bir cümle yok. Maggie artık hayatta yapacak hiç bir şeyi kalmadığını düşünüp, kendisi için kusursuz bir intihar planı hazırlıyor. Herşeyi planlıyor… En ince detayı bile atlamıyor… Fakat yapmak istediği sessizce gitmek olunca; bu durumu bozacak engeller planı ertelemesine sebep oluyor. Büyük acılar, büyük bir depresyonda olduğunu söyleyemeyiz. Ama yıllarca yaşadıkları ve biriktirdikleri, pişmanlık olarak geri dönüyor Maggie’ye. Basitçe daha fazla bu dünyada kalmasına gerek olmadığını düşünüyor.

Elbette süreçte planını ertelemesine sebep olan olaylar, onun bu kararını yeniden gözden geçirmesine sebep oluyor. Yaprak Suya Düşünce kitabın orjinal ismi ile alakası olmasa da son derece güzel bir başlık seçimi olmuş. Bir kitap ismi ancak bu kadar güzel anlatabilirdi kitabın içeriğini. Yaprağın suya düşmesi kadar naif ve zarif bir hikayesi var. İnceliklerin sadece ölçü birimi olarak kaldığı, temel nezaket kurallarının bile bazen görmezden geldiği günümüzde, kibar ve asil bir kadının hayatın hoyrat ritmine ayak uydurma çabası ve bunu yaparken içinde bir şeylerin kırılmasına şahit oluyoruz.

Hikaye başlarda biraz durağan ve biraz zorlanabilirsiniz okurken. Ancak sonlara doğru sürpriz bir yan hikaye ile biraz daha eğlenceli ve merak uyandıran bir hal alıyor. Bu kitapla ilgili araştırma yaparken doğru düzgün bir yoruma rastlayamadım. Hak etmediği kadar geri planda kalmış diye düşündüm. Yine söylüyorum son derece zarif bir kitap. Vikipedi de yoktu ben ekledim. Sadece iki kişi okudum olarak işaretlemiş benim dışımda. Halbu ki yazarın ülkemizde basılan ilk kitabına daha fazla talep olmalıydı. Aslında ilk çevrilen kitabı bu olmamalıydı bana göre ama yayıncının tercihine karışamayız.

Özetlemek gerekirse, ben sevdim konuyu da, kurguyu da. Yine de 20li yaşların başındaki okuyuculara çok önermiyorum. Bence bir parça daha yaşanmışlık gerekiyor kitabı özümseyebilmek için. Elbette bu durum kişiye göre değişir. Bu benim kişisel fikrimdir. Yaşlanıyorum sanırım :)

 

Şans Bilekliği – Cathy Lamb

Kasım 26th, 2013

Uzun zamandır obeziteyle mücadele eden Stevie Barrett, neredeyse hayatını kurtaracak bir operasyon geçirmek üzere, tekerlekli sandalye eşliğinde ameliyathaneye götürülür. Operasyonun ardından hırıldamadan yürümeyi başarabilen, kendi kendini iyileştirmek için bir bahçe yetiştiren ve tahtadan muhteşem sandalyeler yaparak onları boyayan yepyeni bir Stevie doğar.  Fakat hayatında değişen onca şeye rağmen, aynı kalan ufak birkaç detay vardır. Stevienin utangaçlığı, yakasını bırakmaya pek niyetli değildir. Bu nedenle, yakışıklı komşusuna duyduğu ilgiyi gizlemek zorundadır. İşler tıpkı onu küçük bir kızken yanına alan ailesinde olduğu gibi, çalışmakta olduğu hukuk bürosunda da yolunda gitmemektedir. Üstelik bir zamanlar en iyi arkadaşı olan kişi, verdiği kilolar yüzünden kendisine farklı davranmaya başlamıştır.

Rüzgarla gelenin yazarından yüreklerimize dokunan başka bir hikaye daha.  İlk kitabını elimden bırakamayacak, bitmesini istemeyecek kadar çok sevmiştim. Dolayısla dilimize kazandırılan ikinci kitabını, büyük bir heyecan ve merakla karşıladım.

Kitabın kapak tasarımı çok güzel ancak fazlasıyla aldatıcı. Kitabın konusu ile ilgisi yok. Yine de pazarlama adına çok başarılı bir düşünce olduğunu söylemeliyim. Sonuçta önemli olan kitabın içeriği.

Stevie’nin annesi şizofren ve bir gün kendisi ve kızkardeşini arabaya atıp nehire götürüyor. Kendisi ve küçük kızı boğuluyor fakat Stevie kurtuluyor. O günden sonra hiç bir zaman sağlıklı, mutlu bir insan olamıyor. Bir taraftan ‘hayatta kalma suçluluğu’ (survival guilt), bir taraftan annesinin hastalığının kendisinde belirme ihtimalinin korkusu ve elbette yaşadığı acılar onu kontrolsüzce yemek yemeye itiyor. Elbette onu küçük yaşta yanına alan teyzesinin kocası da hayatını kolaylaştırmak için bir şey yapmıyor. Kitapta enişte öyle iğrenç bir karakter ki; zerre empati duymuyorsunuz. Herşeyi kendinin bildiğini zanneden, sırf erkek olduğu için kendini eşinden ve çocuklarından üstün gören, faydasız adamın teki.

Cathy Lamb okurlarını ‘rahatsız etmekten’ çekinmeyen bir yazar. Bu ne demek? Pek çok kişinin görmezden geldiği, yok saydığı konu ve kişileri ele alıp, sizi düşünmeye itiyor. Pembe rüyalar, beyaz düşler kurdurmuyor belki ama anlattıklarıyla başka hayatlara ışık tutuyor. Aynı kitapta hem beslenme ve yeme bozukluklarının her iki türünü ve insanın sağlığını, psikolojisini nasıl etkilediğini aynı zaman da şizofreni denen psikoz aşamasında hastalığı anlatıyor.

Karakterlerin geçmişinde çok fazla acı ve bunun getirisi olarak ciddi travmalar var. Ancak yazar bütün bunları anlatırken; size bunları yalın gerçekler olarak sunuyor. Biraz üzülebilirsiniz bunda sorun yok ama acımayın ve destekleyin mesajı veriyor. Bunlar elbette benim kişisel çıkarımlarım.

Özetle Catyh Lamb ne yazsa okunacaklar listesinden yerini aldı benim için. Bu arada bu kitap kesinlikle çiklit bir kitap değil. Ben kahkahalar atmadım okurken, ağlamadım da. Dediğim gibi ele aldığı konular bakımından okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. Sona doğru bazı kısımlar biraz zorlama-doldurma olsa da, yine de kitabın bütünü içinde rahatsız etmiyor.