Tag-Archive for » Kore dizileri «

Protect The Boss/Patronun Böylesi :)

Sevgili Kimbapsuşi’nin  blogunda görüp, onun önerisiyle izlemeye başladım bu diziyi. Her zamanki gibi Kimbapın tavsiyesi beni yanıltmadı. Protect the Boss klasikleşmiş patron-veliaht profilini tamamen yıkıyor.

Elimizde bir adet patronumuz var: Cha Ji Heon… Her türlü arızası mevcut. Sosyalfobisi var, panik atağı var, kalabalık önünde konuşmaktan korkuyorr -hadi bu bir normal olsun herkeste var çünkü bir derece-, kocaman adam olmuş hala babasından dayak yiyor. İşte sorunlu bir adam. Süregelen bir iletişimde bulunması yorucu bir insan modeli. Bir tarafı çocuk kalmış fakat izleyici olarak bu karşı tarafta son derece büyük bir sempati yaratıyor.

Tabii ki bir adet esas kızımız var adam çocuk ruhlu ve çeşitli yönlerden arızalı olabilir ama kızın da ondan aşağı kalır yanı yok. Bugüne kadar bu dizi ve filmlerde mükemmel esas adamların hatta daha da mükemmel ikinci adamların neden sarsak, pasaklı, çoğu zaman eğitimsiz ÇİRKİNN :) (Bunu ben ekliyorum tabii yoksa kızlar güzel) kızlara aşık olduklarını, ilgi duydukları çözememiştim. Protect the Bossla bir aydınlanma geldi üzerime şimdi anladım. ‘Farklı’ geliyor bu kızlar o karakterlere. Hani zaten zengin, yakışıklı, eğitimli vs. vs. elini sallasa kendi sosyal çevresinden en az 50 kız toplanır çevresinde. Ama işte zenginlerin garip zevkleri oluyor demek. Paranın gözü kör olsun :)

Lise yıllarında tam bir başbelası olan kızımız, günlerini şiddet ve öğrenci kavgalarıyla geçirmiştir. Elinin ağır olduğunu da ilerleyen dakikalarda görüyoruz :) Tabii Üniversiteye de gidememiş bu sebeple. No Eun Seol’un hayattan tek dileği düzenli geliri olan bir iş. Azıcık aşım kaygısız başım mantığında. Babası bir sürü borç takmış şimdilerde kırsalda inzivaya çekilmiş. Bizde yatır, camii falan dolaşılır No Eun Seol Korede olduğu için  orada tapınak, kilise, camii üçlemesine gidiyor duasının kabulünü garantiye almak için :)

Ji Heon ve Eun Seol’ün karşılaşmaları elbette hareketli oluyor… Bir takım olaylar sonucu Eun Seol, Ji Heo’un sekreti olarak işe giriyor.

Tabii dizimize bir mükemmel ötesi ikinci adam gerekiyor. Bu da Jaejong’un canlandırdığı Cha Moo Won karakteri. Kendisi Ji Heon’un kuzeni ve onun aksine şirketle son derece ilgili, iyi bir konuşmacı başarılı bir genç iş adamı. Ne oluyor bu arkadaş da Eun Seol’e ilgi duyuyor. Ama gerçekten ilgileniyor mu? Yoksa Ji Heon ile ilgili herşeyde olduğu gibi bunu da içgüdüsel olarak rekabet hissi ile mi yapıyor çok emin olamadım.

Tabiiki bu tabloyu tamamlamak için bir rakip dişi gerekiyor o da Nah Yoon. Bu oyuncuyu Personal Taste dizisinde In Hee olarak izleyip karakterden ölesiye nefret etmiştik. İşte oyunculuk bu olsa gerek tamam zıt bir rolle karşımızda çıkıyor Wang Ji Hye. Nah Yoon da zengin bir ailenin tek kızı. Şımarık biraz ama tatlı bir şımarık. Kötü diyebileceğimiz bir karakter değil. Zaten evden kaçıp Eun Sol ve arkadaşının evine sığınyor. Kendisi diğer Chaebollardan farklıymış. Kendi başına yaşamış bir süre, ailesinden yardım almadan yaşayabilirmiş. O süre ne kadar diye soran olursa 3 ay :)

Bu sahnede 50 kere falan NG olmuş yani sahneyi defalarca tekrarlamak zorunda kalmışlar. Koreli fanların ne kadar deli olduğunu bilen WGJ röportajlarında defalarca özür dileyip, sadece iş bu gerçek öpücük değil diyerek hayranların tepkisini çekmekten ne kadar ürktüğünü de göstermiş oldu. Valla ben olsam ben de korkardım :) Ama söylenenlere göre olaya sakin yaklaşmış Fangirller.

 Ji Heon aşkını son derece bilimsel bir dille açıklıyor ‘Limbik sistemimin amigdalasına bir göktaşı çarptı’ Canım psikolojik sorunların olduğunu biliyoruz zaten ha ha :) Dizinin eğlenceli unsurlarından biride  iki kuzenin birbirleriyle olan ilişkisi çok komik ve içten içe sevgi dolu :) Jaejong oyunculuğunu geliştirmiş burada en azından bir kaç mimik ve duygu ifadesi gösterebiliyor. Ama Jaajongi yaylanmadan yürü yavrum :) Kendine güvenen Chaebollar öyle yürümez. Bknz. Kim Jo Won/Hyun Bin.  Bir dahaki rolde bunu öğren :) Babadan, büyükanneden, hırslı yengeden ( Moo Won’un annesi) bahsetmedim onlarda var. Onlarda komik. Özellikle babanın ikide bir toplum servisi cezası alması tam bitti derken, bir yenisi ile karşılaşması oldukça eğlenceliydi. Ben çok eğlendim izlerken. Çok keyifliydi. Zaman kaybı olmaz bende sizde seyredin :)

Kişisel Bir Not: Bu yazıyı da sağ salim bitirdim çok şükür. 9 Ocak günü yazmaya başladım. Daha öncesinde taslaklarda duruyordu. Yazım sürecimin uzunluğunu arkadaşlarım bilir. İçimdeki sıkıntıdan dolayı bitiremeyeceğimi anladım ve bir kolaj postu yolladım o gün. Sonrası malum… Bir süre internete girmeme rağmen kolum kalkmadı. İçimde hala derin bir acı var ama umarım eğlenmişsinizdir okurken.

Scent Of A Woman / Kim Sun Ah ROCKS

Image and video hosting by TinyPicScent Of Woman aynı adı taşıyan muhteşem filmden Tango temasını almış fakat başka bir benzerliği yok önce bunu söyleyeyim. Lee Dong Wook’un asker dönüşü ilk projesi olma özelliğini taşıyor. Başlamadan önce güzel bir giriş yapalım :) Wookie askerden döndü dönmesine ama bu sürede boş oturmadığını hayranlarına gösterdi.

Evet bu hoş girişten sonra dizinin konusuna gelebiliriz :)


Photobucket

Lee Yon Jae: 34 yaşında bekâr bir kadındır. 10 Yıldır bir turizm şirketinde çalışmaktadır ve şartlar daha farklı olsaydı bir 10 yıl daha şikayet etmeden çalışabilecek bir yapıdadır. Ancak Lee Yon Jae’nin hayatı kanser olduğunu öğrenmesiyle alt üst olur.

Photobucket

Photobucket

Kang Ji Wook: Turizm şirketinin patronu. Alışık olduğumuz üzere soğuk ve mesafeli. Cheabol olmanın birinci kuralı bu sanırım. :) Ortak iş yapacakları şirketin sahibinin kızıyla nişanlıdır. Anlaşmalı bir evlilik planlıyorlar. Lee Yoon Jae ile Okinawa’da karşılaşır. Aralarında bir elektriklenme olur.

Photobucket

Im Se Kyeong: Kibirli, agresif, egosu yüksek. Birini sevmiş  geçmişte ve beklemediği bir şekilde kalbi kırılmış. Lee Yoon Jae ile yolları bir proje dolayısıyla kesişir. Tahmin edebileceğiniz üzere hiç de hoş bir karşılaşma yaşamazlar. Dizideki cadı kontenjanın dolduruyor kendisi :)

Photobucket

Choi Eun Suk: Lee Yoon Jae’nin çocukluk arkadaşı, onkoloji doktoru. İşinde iyi olmasına karşın empati ve sempatiden yoksun bir adamdır. Hiç bir duygu belirtisi göstermeden hastaya öleceğini söyleyebilir. Acımasız olmaktan ziyade, fazla direk, düz mantık olarak değerlendirelebilir. Meğer aşıkmış Yoon Jae’ye hiç söylememiş.

Lee Yoon Jae sadece 6 aylık ömrü kaldığını öğrenince bugüne kadar biriktirdiği bütün paraları harcamayı göze alarak, önce bir tatile çıkıyor. Takdir edilmediği, saygı duyulmadığı işyerinden istifa ediyor üstelik. Daha kötüsü olamaz diye düşününce sakin bir ruh haline bürünüyor elbette.

En başta Queen Latifah- Holiday in Romance tarzı bir dizi zannettim. Birinci bölüm boyunca, bir yanlışlık olduğunu anlayacaklar ama bir şekilde Yoon Jae’ye söyleyemeyecekler diye bekledim. Öyle olmadı. Kim Sun Ah’yı bugüne kadar hep romantik komedilerde izlediğim için belki böyle bir beklenti içine girdim. Neyse ki her işte olduğu gibi Kim Sun Ah bu rolün de üstesinden başarıyla gelmiş. Muhteşemdi.

Hoyratça kullandığımız zamanların, kırdığımız insanların, yarına ertelediğimiz isteklerin, telafisi olacağını düşünürüz çoğu zaman, peki ya bir yarın yoksa? Yoon Jae kendine ölmeden önce yapılacaklar listesi hazırlıyor. Bunların arasında: Aşık olmak, seyahat etmek, annesini yeniden evlendirmek, tango öğrenmek, kendisini üzenlerden intikam almak ve sonunda sevdiği adamın kollarında gözlerini yummak var.

Her normal Kore dizisi gibi bu da çok eğlenceli başladı. Üstelik prodüksiyona ciddi para harcadıkları belli. Japonya’ya gidip çekim yapmak para istiyor. Öyle iki cafe, bir kuleyle olacak iş değil :) Artı çekim kalitesi çok yüksek. Ekranda oyuncuların vücudundaki her türlü detayı-kusuru görebiliyorsunuz. Biraz sonra açıklayacağım :) Bu arada çiftimiz bu seyahatte ‘tanışıyorlar’

Yoon Jae’nin babası da kanserden ölmüş bu yüzden annesine söylemekte çok zorlanıyor. Dram deyince insan bir geri çekiliyor, zaten çok üzücü olan bir konuyu bir de daha acıklı hale getirmeleri ihtimali var. Ama Scent Of Womanda ajite etmemişler. Tepkileri çok insani buldum. Gerçi ben olsaydım ne yapardım bilmem. Hastalık korkunç bir şey olsa da, Lee Yoon Jae’ye yapmak istediklerini gerçekleştirmek, aşkın peşinde koşmak için cesaret verdi.

Cesaret veren bir diğer unsur da, hastane arkadaşı bu şeker kız :) Kanser hastası olmasına rağmen her zaman neşeli, hayat dolu ve etrafa pozitif enerji saçan bir kız. En zor anlarda bile gülümsemeyi başarmasıyla, Lee Yoon Jae ye ölmediğin sürece hala bir umut olduğunu gösterdi.

Tango öğrenmekten bahsetmişken bir sahne var ki of of of yüzlerce sevişme sahnesine bedel. İngilizce forumlarda ‘smoking hot’ sözcükleri dolanıp duruyordu. Gerçi yakın çekimlerde Kim Sun Ah’nın bacaklarında alınamamış kısa tüyleri görmeseydik daha iyi olurdu ya neyse :)

Photobucket

Üşenmedim video da koydum sırf sizin için :)

Senin iyiliğin için senden vazgeçiyorum tripleri de vardı. Bir arada olamayız ama ayrı da kalamayız halleri de. Tango sahnesi de bunuın en belirgin örneği. Belki de bugünü yaşamak  ve anın değerini bilmek gerektiğini vurguluyor. Ben bu diziyi çok sevdim. Hatta sonunu da beğendim. Gerçek dışı bir şekilde, ‘sonsuza kadar mutlu yaşadılar’ da denmez. ‘Kader ağlarını ördü de’  Scent of  Womanı sevmemde bir başka etkense, olayları kalbinizi paramparça edecek şekşilde yansıtmamaları. Bunun aksine çok sevimli, gülümseten sahneler çoğunluktaydı.

-Sana bir hediyem var:

-Ne?

-Ben :)

Durum zaten kendi başına üzücü bunun üzerine zaten açık olan bir yaraya tuz basarak, üstüne bir de bıçakla deşercesine izleyicinin duygularıyla oynamamın mantığı yok. Oyunculuklar zaten mükemmel. Tek derdim Kim Sun Ah neden bu kadar zayıfladı? NEDEN?? :) Yapma bunu bize Sun Ah -şi sen ki hafif balık etli kadınların sığınağıydın :)

Dizi boyunca canı sıkıldıkça, üzüldükçe, bunaldıkça, bölüm reytingleri düştükçe duşa giren Lee Dong Wook bu kadar kasmış madem, onunla noktalayalım yazıyı. Maksat halka hizmet, başka bir niyetim yok  ;)

Photobucket

Hayatın değerini bilmekle ilgili dersler çıkarabileceğimiz Scent of Woman’ı izleyelim, izletelim… İzlemeyenleri sağda, solda diziden övgü ve beğeni sınırları aşan sözcüklerle bahsederek özendirelim, merak etmelerini sağlayalım. Yine işe yaramazsa Lee Dong Wook duştan çıkmıyor diyelim garanti olsun :)

The Greatest Love – Devlerin Aşkı

Image and video hosting by TinyPic

Bir zamanlar çok sevilen bir kız müzik grubu lideri fakat şimdi sönmüş bir yıldız olan Goo Ae Jung sevimli, uyumlu sakin biridir. Kaybettiği şöhreti yeniden kazanmak en azından biraz olsun adından söz ettirmek için çeşitli show programlarına katılıyor. Kariyerinin, ünün doruğunda bir yıldız Dokko Jin.. Kibirli, kasıntı ve bugüne kadar kendine başka hiç kimseyi sevmemiş. Kang Seri, aynı kız grubunun maknesi şimdinin sevilen tv sunucusu. Dokko Jin ile bir reklam aşkı yaşıyorlar. Yoon Pil Jo gösteri dünyası ile ilgisi olmayan, genç, yakışıklı bir doktor. Gözde bekârlardan. İşte bu dörtlünün yolları kesişiyor ve hikâyemiz böylece başlıyor.

Bu dizi blog camiasını sallayıp geçen yapımlardan. Herkes o kadar beğendi ki.  Bana sorarsanız o kadar etkilenmedim ama sevimli bir diziydi. Artık Hong Sistersın tarzını anlamış buluyorum. Absürd komedi yazıyorlar ve bu konuda çok başarılılar. Şu ana kadar izlediğim dizilerinde eğlenmediğim olmadı diyebilirim. Gerçi ben karikatürize edilmiş karakterleri, abartılı jest ve mimiklerle desteklenen oyunculukları sevmiyorum ama işte bazı oyuncular bunu bile göze sokmadan izleyiciye aktarmayı başarıyor.

Hakkında uzun, uzun yazıp konuşmak istediğim bir dizi değil. O adamın o sıradan kıza, nasıl ve neden aşık olduğunu sormayacağım. Hayır Kore dizilerin olmazsa olmazı olağanüstü durumu kanıksadım artık :) Dok Go Jin’in aşkını sanki bilinç altı, psikolojik bir yanılma gibi sundular başta bu aşkı ama sonradan klasik, aşkı için herşeyi yapabilecek bir Kore dizisi kahramanına döndü adamımız :) Çok tatlı mıydı? TABİİKİİ :) Daha detaylı bir tanıtım yazısı okumak isteyenleri buraya alayım. Hala izlemediyseniz, izleyin yormayan sıkmayan bir romantik komedi işte. Son olarak:

I LOVE HONG SİSTERS

Neler İzledim…

REBOUND

Nobuko ilk gençlik yıllarını epey kilolu geçirmiş, yaşadığı büyük kalp kırıklığının ardından yetişkinliğe adım attığında zayıflayıp, hatta bir moda dergisinde iş bulur. Biraz ‘Devils Wear Prada’daki Mirandayı hatırlatan bir patronu vardır ve çalışanları ondan deli gibi korkar.

Bu kız mesela iki hafta gibi kısa bir sürede 20-30 kilo veriyor. Sonra tekrar alıyor, sonra yine veriyor. Ne bir sarkma, ne bir hastalık hiç bir şey olmuyor Nobukomuza :) Akla mantığa ters tabii takılmadan izlemek lazım. 

Nobuko vakti zamanında çok lezzetli pastlar yapan bir şefin pastanesinin müdavimiymiş ve bu sayede hem çok kilo almış hem de yediği pastalar onu çok mutlu etmiş. Yıllar sonra dergide bir makale hazırlaması gerekince oğlu ile tanışıyor ve yine pasta tatması gerekiyor… Bu yeniden kilo almasını sağlayacak bir iş olduğundan çekiniyor önce ama sonra dayanamayarak yiyor. Yalnız tatmak diye bir kelime yok kızımızın sözlüğünde :) Afedersiniz öküz gibi yiyor. Benim diyen obez öyle yiyemez :) Ben yılların şişmanıyım onun yarısı kadar bile pasta yiyemem, bir kere bayar. Mantık aramayacaktık ama unuttum :D Neyse işte bu kilo alma-verme aşamasını anlatıyor dizi. Tabii bu arada pasta şefi ile aralarında bir yakınlaşma oluyor. Çocukluk hayali pasta fırıncısının gelini olmak. Peki başarabiliyor mu? Seyredin görün :) Eğer dış güzellik, iç güzellik konulu yapımlarını sevmiyorsanız beğenmeyebilirsiniz. Ama ben ilk kez bir Japon dizisi izlerken eğlendim. Yanınıza yiyecek bir şeyler alın izlerken çünkü o pastaları gördükçe insanın ağzı sulanıyor. Tavsiye ederim zaten 10 bölüm çerezlik hemen biter. Yalnız maalesef Türkçe alt yazısı yok ya da ben bulamadım.

QUE SERA SERA

(Ne olacak, olacak demek İspanyolca)

Öncelikle hayır kesinlikle hayır o sarışın kadının korkunç İngilizcesi ile söylediği şarkıyla alakası yok dizinin. Adı benziyor sadece :) Sevgili Kimbapsuşinin önerisi ile izledim onun güzel yazısı için buraya buyurun. Ama ondan önce benim Kdrama alemine Güney Amerika’dan çekip derinlere dalmasını sağladığım Raquel bahsetmişti bu diziden. Kendisi benim ‘masterpiece’ im :) Bir yerel bir uluslararası öneri alınca izlenmeli dedim ama çıktı gitti aklmdan. Geçenlerde yine Kimbap kız ile :) konuşurken aklıma geldi. Bu sefer unutmadan bakayım dedim.

Tae Joo zengin kadınlarla çıkan bir playboydur, kadınlar onu, o kadınları mutlu eder. Tabii ki hiç biri ile duygusal bir bağ kurmaz ve unutmakta zorlanmaz. Ancak bir gün kapısına gelen bir kız Han Soon kaderini tamamen değiştirir. Tesadüf eseri tanıştığı bu şapşal :) kızı kolay kolay unutamaz. Cha Hye Lin bir alışveriş merkezi sahibinin zengin, kibirli kızıdır. Moda sektöründe  çalışmaktadır ve aslında başarılıdır da. Oppa dediği beraber büyüdükleri Shin Joon Hyuk ile bir ilişki yaşamış ama engellerden dolayı ayrılmışlardır. Klasik olarak adam Amerikaya gitmiş (çünkü dünyada başka ülke yok :) ) ve yıllar sonra geri dönmüştür. Bu dördünün yolları bir noktada kesişir ve birbirlerinin hayatlarında köklü değişikliklere yol açarlar.

Que Sera Sera bildiğimiz anlamda Kore dizileri klişelerine yer vermiyor. Elbette başta biraz bu klişelerden besleniyor ama kesin şu olacak dediğiniz noktada yanılabiliyorsunuz ki bu güzel bir şey. Aşkla değişen, gelişen adamları-kadınları anlatan hikâyeleri seviyorum. Aşık olunan kişiden ziyade, karakterin kendi içindeki yolculuğu ve duygularını keşfi ve aslolanın aşkın kendisi olduğu vurgusu ön plana çıkıyor.

LİE TO ME

Yoon Eun Hye çok sevdiğim bir oyuncudur. Türkiyede Kore dalgasının yayılmasında payı büyüktür çünkü genç nesil ‘Düşlerimin Prensi’ dizi ise ile kendisini tanıyıp, Kore’ye merak saldı. Kang Ji Hwan ise yakışıklı başka sözüm yok :D Şaka, şaka listemde yer almasa da severim kendisini.  Gelelim diziye Gong Ah Jung, Turizm Bakanlığında çalışan bir devlet memurudur. Annesini küçük yaşta kaybetmiş babasıyla yaşamaktadır. Üniversite yıllarında ki sevgilisi o zaman ki en yakın arkadaşı tarafından elinden alınmıştır ve yıllarca bunun ezikliğini yaşamıştır falan. Hyun Ki Joon da yine klasik olarak zengin, kibirli, yakışıklı ve bekâr bir ‘chaebol’ (Artık ne olduğunu biliyoruz bir çeşit Koç, Sabancı gibi zengin ailelerin varisleri.)  Tesadüfen karşılaşırlar (ahh o tesadüfler bizi neden bulmaz :) ?)  Aslında Sevgili Hikaru’nun cümlesini alıntılıyorum aynen. Bence diziyi net özetliyor.

Konusunu kısaca “eskiden platonik âşık olduğu adam arkadaşı tarafından elinden alınmış olan devlet memuru kızımız Ah Jung’un, kıskanç arkadaşını uyuz etmek amacıyla zengin bir adamla evli olduğu yalanını atması ve akabinde gelişen olaylar” diye özetleyebiliriz

Dizi 2010 da ve geçmişte tutan dizilerin bir kolajı gibi. Hepsinden biraz ortaya karışık yapmışlar. Hoş romantik sahneler var içinde. Hele dillere destan bir kola sahnesi var ki günlerce konuşuldu. Buna rağmen, öyle çok ciddi bir beğeniye ulaşamadı eğer oyuncular farklı olsaydı, belki de ilk bölümde bırakırdı millet seyretmeyi. Listeniz uzun, vaktiniz azsa es geçin derim. Zamanınızın bol olduğu bir günde, izleyecek bir şey bulamıyorum dediğiniz anda açın Lie To Me’yi seyredin. Dizi ile ilgili detaylı bilgi almak istiyorsanız Mydestiny ve Hikaruivy bloglarına alalım sizi :)

City Hunter – Lee Min Ho Şahane Gerisi Bahane :)

Bu yazımı sadık takipçilerimden ve tanıdığım en  büyük Lee Min Ho hayranı olan Harang-Besra’ya adıyorum :)

Image and video hosting by TinyPic

Bir aktör düşünün gözünüzün önünde büyüyor. Hem oyuncu olarak hem de genç bir erkek olarak. Boys Before Flowers’dan bugüne Min Ho kendini o kadar geliştirdi ki; her dizisinde bir basamak yukarı çıkıyor. Hiç gerilemiyor, hep daha iyi iş çıkarıyor oyuncu olarak.

City Hunter pek çok Kore dizisinde olduğu gibi Japonca bir mangadan uyarlanmış. Mangaka Tsukasa Hojo uzun bir süre dizi tekliflerini reddetmiş çünkü eserinin ekrana olabildiğince mükemmel yansımasını istiyormuş. Muhakkak istediği meblağda yüksek olduğundan,Japonlar bu talebi karşılayamamıştır. Bunlar benim kişisel fikirlerim elbette. Yazarın dizi çekimine izin vermesinde Lee Min Ho şekerinin payı da büyük deniliyor :)

City Huner yani Şehir Avcısı kendi halinde görünen bir dedektifin büyük şehirde suçla mücadelesini anlatıyor. Kendisi son derece çapkın,kadınların gözdesi olan Yoon Sung yıllar önce annesinden koparılmış, bir süre Taylandda yaşamış ve babasının en yakın arkadaşı, ilk gençlik yıllarında baba bildiği adam tarafından yetiştirilmiş. Gerçek babası ve 5 asker arkadaşı taşıdıkları önemli sır yüzünden öldürülmüş. Net hatırlamıyorum… Neyse Yoon Sung yıllar sonra Kore’ye geçmişin intikamını almak için dönüyor.

Bir dizide Lee Min Ho olur da duş sahnesi olmaz mı? Olamaz mıııı olabilirrr ha ha :) )

Başkanlık ofisinde göreve başlayan Yoo Sung burada Kim Na Na ile yakınlaşıyor. Aslında Min Ho olmasaydı pek de izlemeye değer bulacağım bir dizi olmazdı City Hunter. O yüzden olay örgüsünü detaylandırmak istemiyorum. Ben en iyis bolca resim koyayım :)

Kim Na Na annesini bir trafik kazasında kaybetmiş. Aynı kazada babası komaya girmiş ve yıllardır hastanede olana babasının bir ümit uyanmasını bekliyor. Part-time işlerde çalışarak geçimini sağlamaya çalışıyor. Lee Yoo Sung ile de bu şekilde karşılaşıyorlar. Klasik ‘aşk tesadüfleri sever’ :P durumu. Bu oyuncuyu ilk kez bir ödül töreninde görmüş ve kocaman gülümsemesi ile çok güzel olduğunu düşünmüştüm. Sonra SSK Skandal dizisinde izledim. Bu güzeller, güzeli kızı erkek olarak görmek saçmaydı. Neyse son gelişmelerden haberiniz vardır. Kendisi bu dizide beraber rol aldığı biricik Lee Min Ho’muzla berabermiş. Bence sakıncası yok :D Kız tatlı, yetenekli de. Abuk, sabuk biri ile olacağına bu kızla olsun Lee Min Ho. Bu arada kendisi her daim ilk üçümdedir ;)

Bu sahnelerde gerçeklik payı olabileceği kimin aklına gelirdi :)

Yani izleyin bu diziyi anlatmayacağım daha fazla. Olay sadece ikisi arasında geçmiyor ama son gelişmelerin ışığında düzgün bir tanıtım yazısı yazamadım üzgünüm. Eh sizde mazur görün canım. Sevinmiş olabilirim ama şaşırmadığım anlamına gelmez :D Bu arada kuzum eline silah hiç yakışmıyor belirteyim istedim.

49 Days Gitmek mi zor? Kalmak mı?

Image and video hosting by TinyPic

Kore dizileri daha iyisini yapamazlar dediğimiz yerde bizi yine şaşırtıyor. Kalbimize dokunuyor, aynı anda hem güldürüp, hem ağlatmayı nasıl başarıyorlar? Gerçekten bu işi sırrı ne? 49 Days izlediğim en iyi Kore dizilerinden biri.

Image and video hosting by TinyPic

Jin Yun, hayatının aşkı ile evlenmek üzere olan, neşeli, güzel ailesinin prensesi olan bir kızdır. Bir kaza sonucu planlanandan daha önce hayata veda etmek zorunda kalır. Ancak önünde iki seçenek vardır. Ya kaderini kabullenip, asansöre binip diğer tarafa geçecektir ya da 49 Gün boyunca ailesi dışında, kendisini gerçekten seven 3 kişiden saf gözyaşı toplayacaktır. Görünürde kolay olsa da hayatının en zor işi olacaktır.

Image and video hosting by TinyPic

Sceduler: Yıl 2011 Azrail falan demode oldu tabii ki :) O Azrail değil ‘Sceduler’ Türkçeye ‘ruh bekçisi’ olarak çeviren arkadaş kimse tebriklerimi iletiyorum. İlk kez bu kadar güzel bir Türkçe çeviri gördüm diyebilirim. Ruh bekçisi çok ama çok tatlıydı. Onun hikâyesi de ayrıca hüzünlüydü ama ona sonradan değineceğim

Image and video hosting by TinyPic

Hang Kang: 30’lu yaşlarda ama duygusal olarak 12’den gün almamış :) Sevdiği kıza onu sevdiğini hiç söyleyememiş. Tam bir ilkokul çocuğu ‘Ne güzel olmuşsun’demek yerine ‘Bu ne kılık’diyen.. Azarlayan, üzen ama içinde fırtınalar kopan bir karakter.

Image and video hosting by TinyPic

Kang Min Ho: Beyaz atlı prens, kaderin Ji Hyun’un karşısına çıkardığı aşk.. Aynı zamanda Han Kang’ın ağabey gibi sevdiği bir arkadaşı. Amerika’da MBA yaparken tanışmışlar ve o zamandan beri arkadaşlar.

Image and video hosting by TinyPic
Shin Eun Jung:  Ji Hyun’nun en yakın arkadaşıdır. Okul yıllarında aynı evde yaşamış. Şimdi babasının şirketinde sekreter olarak çalışmaktadır. Bana Personal Tastedeki In Hee yi hatırlattı. Gerçekten bu kadar iyi olabilir mi? Diye sorgulaması kendine olan şüphesinden kaynaklanıyor aslında.


Song Yi Kyung: 5 yıl önce sevdiği birini kaybetmiş. Zaman o gün durmuş Song Yi Kyung için. O tarihten itibaren ruh gibi yaşıyor. Adeta yaşayan ölüdür. Shin Jin Yun’un planlanmayan ölümüne sebep olduğu için Ji Hyun 49 gün boyunca onun bedeni kullanacaktır.

Buradan sonra acayip SPOİLER – ÖN BİLGİ verebilirim. Vermeyedebilirim ama siz verecekmişim gibi düşünün :)

Bu arada ne işe yaradığını anlamadığım bir doktor, restoran personeli ve ikinci en iyi arkadaş var.

Bir tarafta defalarca ölmeyi denemiş biri, bir tarafta hayat dolu yaşamayı isteyen başka bir kız. İkisine de istediğini vermiyor hayat. Onlar için çizilmiş kaderin kendi istedikleri gibi olmadığını hatırlatarak.

Image and video hosting by TinyPic
Hang Kang, sessiz aşkı yıllarca içinde yaşadığı duyguların hiç tanımadığı yabancı bir kadının bedeninde hayat bulmasına şaşırsa da, sonradan olayı çözüyor. Oyuncuyu da karakteri de çok sevdim. Çok güzel, kahverengi gözleri ve anlamlı bakışları var. Bir çif gözden aşk ancak bu kadar güzel yansırdı. ‘Birini sevmek belki de o daha fazla incinmesin diye seni yanlış anlamasına izin vermektir.’

Image and video hosting by TinyPic

Kang Min Ho, başlangıçta amacı Eun Jung ile birlikte Ji Hyunu kandırmak babasının şirketini ele geçirdikten sonra kaçmak olsa da, zaman içinde aile ve Ji Hyun’a karşı insani duygular beslediğini kendi de farketmedi. O yüzden kötüydü diyemiyorum. Kötülük yaptı ve cezasını çekti diyorum.

So Woo: Arkadaşına yapılan haksızlığı anladığı anda verdiği tepkiyle, hepimizin için soğuttu :)

Dizide çokça vurgulandığı gibi insanın duyguları her an değişebilir ve saf iyi ve saf kötü diye bir şey yoktur.

Image and video hosting by TinyPic

Yi So&Yi Kyung: Dizinin ortalarına doğru öğrendik ki; unutulamayan kiş Yi Soo, yani bizim Scedulermış. Sırf sevdiği kadını yeniden görebilmek için 5 yıl boyunca Sceduler olmayı kabul etmiş. Sonunda hayal ettiğinden çok daha ötede bir etkisi oldu sevgilsinin üzerinde.

Song Yi Kyung ciddi travmalar yaşayan ve tüm umutlarını Yi Soo’ya bağlamış. Terkedilmişlik, istenmemezlik duygusu yanlış bir şekilde o kadar içine işlemiş ki, ne yaşamaya ne de sevmeye gücü kalmamış. Birinin yoluna devam edebilmesi için, ona ne kadar değerli olduğunu hatırlaması gerekiyordu..

Ama bu çift O KADAR TATLI Kİ :) Oyuncuların arasında 7 yaş fark olduğuna inanabiliyor musunuz?

Image and video hosting by TinyPic
Image and video hosting by TinyPic

Daha fazla bölüm resmi için sizi şuraya alayım :)

Çiftlerden en azından bir tanesinin mutlu sonu olsun isterdim. Dramabeansin dediği gibi mantık olarak çok tatmin edici ama duygusal olarak hayal kırıklığına uğratan bir finaldi. Hele de Türk insanı gibi mutlu sonları seven bir milletin çocuğuysanız: D Kemalettin Tuğcu romanlarında bile sonunda mutlu olur karakterler. Kahramanın kitap boyunca çekmediği acı, yaşamadığı talihsizlik kalmaz, boğazınızı düğümler ama bilirsiniz ki sonunda bütün bu acılara değecektir.. Biz böyle gördük, böyle alıştık. Ne gerek var ezberimizi bozmaya? Ahhh bu Kore dizileri ahhh :)

Image and video hosting by TinyPic

49 Gün uğraştıktan sonra tam hayata döndüğünde sadece 5 günlük bir ömrü kaldığını öğrenmesi, ona atılan büyük bir kazıktı bence. ‘Bu sana verilen son zalimce hediye’ Shin Ji Hyun asansöre uğurlarken Scedulerın da gözlerinin dolması çok etkileyiciydi. İkisinin 49 Gün zarfında paylaştıkları arkadaşlık çok özeldi.

Lee Yi Woo’nun iki ayrı karakteri yumuşak geçişlerle ama çok net bir şekilde canlandırması çok başarılıydı. Bütün oyuncular başarılıydı gerçi.

‘Seni tanıdığım için mutluyum’

Yaşam ve ölüm bizim aklımızın ermediği bir dengede ilerliyor. 49 Days bize hayatın siyah ve beyaz olmadığını, bazen insanın değiştirmeye gücünün yetemeyeceği şeyler olduğunu, savaşmak kimi zaman iyi olsa da, kimi zaman gelenleri sükûnetle kabul edip, yola devam etmek gerektiğini gösterdi. İslamiyette buna ‘Tevekkül’ denir. Son olarak ‘I am Sorry I love You’dan sonra gözyaşlarımı tutamadığım ilk Kore dizisi oldu 49 Days. Kesinlikle izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum. Mendillerinizi hazır edin ama :)

NOT: Resimlerin bazıları Koreafanstan alıntıdır.

Dizinin OST si çok güzel ama siz bir de Türkçe şarkılarla izleyin.. 2 şarkı ekledim sizin için :)


My Princess/Pamuk Şekeri Kıvamında

Secret Garden bittikten sonra madde bağımlısı gibi ellerim bomboş, titremeye başladım. Her diziden sonra böyle oluyor ‘Eee bu da bitti. Sırada ne var?’ Diye dolanırken Secret Garden’ın yazarının yeni bir diziye başladığı söylentileri geldi. Sonra o dizinin bu olduğu ortaya çıktı. :)

Hani iyi bir kitap okursunuz da, onun ardından şöyle yormayan, sıkmayan hafif bir şeyler okumak istersiniz ya, My Princess tam da böyle bir ihtiyaca cevap veriyor.

Konusunu yazalım kısaca: Lee Seoul üniversitede sıradan bir tarih öğrencisidir. Seoul evlat edinilmiştir ama sevgi dolu bir ailesi olmuştur. Ülkenin en büyük şirketlerinin sahibi, artık yaşlanmış ve son kalan hanedan üyesini aramaktadır. Bu onun için vefa borcu, ölmeden önce yapması gereken son şeydir. Neyse bir takım olaylar neticesinde kızımız aslında prenses olduğunu öğrenir ve hikâye gelişir.

PARK HAE YOUNG


31 Yaşında Diplomat. Dea Han grubun tek varisi. Yakışıklı, karizmatik ve bunun son derece farkında. :) Esas oğlanımız. Bu oyuncuyu da ilk defa görüyorum.So Ji Sub’un yakın arkadaşıymış kendisi. Ne hoş değil mi? ;)

NAM JEONG WOO

32 yaşında. Arkeoloji Sanat Bölümü Yardımcı Doçenti. Lee Seol’ün ‘en sevdiği’ öğretneni. Evet, dizinin başında kızımız bu profesore platonik bir aşk besliyor. Pudram Tozum Tarih84 ile konuşurken, ‘O kadar Tarih okuduk, şöyle bir ‘Kusunnim’ ile karşılaşmadık’ dedi. Kader utansın. Ben de sayısız kurslarım boyunca şöyle bir öğretmenle karşılaşmadım :)

OH YUN JU

İşte en kötü Karakter. Melek yüzlü şeytan diyeceğim ama yüzünde bile meymenet yok :) 30 yaşında. Müze Yöneticisi. Profesörün ilk aşkı, ayrıca Hae Young ile aralarında bir yakınlaşma var dizinin başında.

LEE DAN


Kötü kalpli kızkardeş kontenjanından yerini alıyor dizide. O da Seol gibi evlat edinilmiş. Aynı yaşta olmalarına rağmen, Seoul ‘unni’ diyor. Anneleri birisinin büyük olması gerektiğini düşünmüş, kura çekmişler Dan abla olmuş. Hırslı, kıskanç ve amaca ulaşmada gitmeyeceği yol yok.

Karakterlere göz attıktan sonra sevdiğim bölümleri anlatayım. Bir kere her Kore dizisinde olduğu gibi, kadın izleyici ekrana çekmek adına ‘fan servis’ sahneleri var. Yaşı küçük olanlar bakmasınlar sakın. :) Bu sahnelerden aslında şunu anlıyoruz, Korede adamların şampuan, sabun gibi temizlik, kozmetik ürünlerine ihtiyaçları yok. Su yeterli temizlenmek için. Öyle ekstra bir şey yapmaya da lüzum yok. Hatta çamaşırınızı bile çıkarmasanız da olur ha ha ha.. Suyun altında ellerini duvara dayayarak, ya da öyle durarak duş almanız kâfi :D :D Şikâyetçi miyiz? Tabii ki hayır :D

Sevdiğim diğer unsurlar ise ikilinin birbirine olan sevgisini göstermekten çekinmemesi, oyuncuların kimyası gerçekten çok iyi. O kadar sevimlilerdi ki… İzleyiciyi kamera oyunlarıyla, dudak değdirme sahnelerini öpüşme diye göstererek, kandırmaya çalışmamaları da ayrıca güzeldi.

 

Yani tövbe haşa diyeyim ama bu adamlara bakınca soruyorum: Seni de mi allah yarattı? Seni ve beni aynı tanrı yarattıysa, ben neden bu güzellikten nasibimi almadım? İnsan mısın sen ve diğerleri de tabii?

Hikâye de olması gereken her şey var :) Beyaz atlı  prens-ler. Kötü kalpli kızkardeş. Şöyle oldu böyle oldu denilecek bir olaylar bütünü yok aslında. Hem var, hem yok. Sevimli, dinlendirici, göze hitap eden izlenilesi bir dizi.

Prensesin ‘prenses giysilerine’ :) Kullandığı taçlara, tokalara bayıldım. Kim Tae Hae de gerçekten çok güzel ve sevimli bir kız olduğu için çok yakıştırmış hepsini kendine. Tam bir kız dizisi işte. Ne söylenebilir ki üstüne. İzleyelim, izletelim hepimiz aslında prenses olabiliriz diye hayaller kuralım amin diyelim :D Yazıyı burada bitirelim :D

NOT: Son iki postumda rengârenk oldu. Ama bu biraz ruh halimle, biraz da dizi ve filmlerin yansıttığı imaj, ben de yarattığı his ile alakalı. Arada yapıyordum zaten de. Yeni alana geçince, ekstradan belirtmek gereği duydum :)

Secret Garden / Büyülü Bahçe -devam-

Yazının ilk bölümü için tıklayın.

Kangdonnim ikinci karakter olarak yine hüzünlü bakan, kızı koruyup kollayan ama ASLA elde edemeyen ‘second lead syndrome’ sürükledi oyuncu mu donuktu? Yoksa karakter mi öyleydi çok karar veremedim. Ama Philipe Lee yüzünde neredeyse 0 mimikle oynadı dizi boyunca. Hyun Bin kadar olmasa da kendisi de hoş bir abimiz daha çok aksiyon sahnesinde görmek isterdik kendisini :D

BURADAN SONRASI YÜKSEK DOZDA SPOİLER İÇERİR

Diziye bayıldığımı zaten söyledim. Fakat çok fazla mantık hatası da vardı içinde. Ben mantıksızlığın bile kendi içinde bir mantığı olması gerektiğini düşünürüm. Tamam, mistik bir olaydı ve vücut değiştirme olayına inandık. İyi güzel de maksadı neydi bunun? Empati kurmak? Gil Raimi tehlikeden korumak? Komedi unsuru olarak şahaneydi oyunculuklar çok iyiydi. Kim Ji Woo’nun Raim bedenindeki halleri çok komikti ama Oska ve Ra İm ilişkisine verdiği tepkiler, kıskançlıkları çok daha şekerdi bence. Peki Gil Raim’e ne demeli erkek arkadaşın ölümlerden dönmüş sen hala kaçırdığın seçmelerin derdindesin. Afferdesin ama salak mısın sen? :D :D

Kim Joo Woon’un sözleri hep çok mantıklı, fazla net, fazla direk aynı küçük bir çocuk saflığında yine de kendi ile cebelleşmesi, cadı annesine bile bu düşüncelerle resti çekmesi; aşkının gücünü ve kararlığını gösteriyor.

‘Biliyorum en az bir kere pişman olacağım ama pişman olsam bile hayatımın sonuna kadar o kadınla pişman olarak yaşayacağım’

Bu resimlerin altına söylecek bir sözüm yok. Çok şeker görün istedim.

Eşofmanları tek, tek elleri ile işleyen İtalyan ustaya selam olsun :)

Beni 5 dk bile düşünmüyorsun. Bunu söylerken sitem, umut, beklenti vardı sözcüklerinin altında. Ben seni düşünmekten iş yapamıyorum. Sen nasıl beni 5 dk bile düşünmezsin.

OSKA-SEUL: Birbirlerini tamamlayan bir ikili, ego savaşı, yanlış anlaşılmalar yüzünden sekteye uğrayan ama bitmeyen bir aşk onlarınki. Seul’ün ve Oska’nın annesinin sprey nemlendirici üzerinden bir bağ kurabilecekleri kimin aklına gelirdi? Tea Sun geldi ve gitti, Oskaya olan aşkını kalbine gömerek, bu konuda fazla da olay yaratmayarak gitti.

Kadın izleyici ekran karşısında eriten bir kaç sahne YORUMSUZ :D

5 yıl ve 3 çocuktan sonra birbirlerine ilk günkü hatta ilk günkünden daha çok aşık olmaları bile bunun bir peri masalı olduğunun kanıtı : )


Bu diziye dair sayfalarca yazı yazabilirim. Ben çok ama çok sevdim. Her bir karakteri özenle işlenmiş, yazılmış. Yalnızca ana konuya takılı kalmayıp, dizideki yan karakterlerin bundan bağımsız hikâyelerine de yer verilmiş. Tıpkı Coffee Princedeki gibi. O yüzden ondan sonra en sevdiğim Kore dizisi olarak arşivimde yer alacak.

Oyunculuklar hele, Oskayı canlandıran aktörü zaten çok beğenirdim oyuncu olarak garip bir karizması var. Bu dizide Oska rolü ile bir kere daha gönlümde yer etti. Ha Ji Won’u tanımazdım, Hyun Bin ile iyi bir ikili olmuşlar. Seul süperdi. Hele Hyun Bin’in asonsör sahnesi izlerken, resmen bende nefes alamadım. Bu nasıl bir oyunculuktur yarabbim. Pek çok kişi bu satırları okurken, o çoktan askerde olmuş olacak.

Secret Garden, bir değil birden fazla sahnesiyle, replikleriyle, OST müzikleri ile, gerçek ve hayal dünyası arasında kurduğu garip dengeyle hep hatırlanacak bir dizi olacak. Masallara getirdiği post modern yorum da cabası :) Beğenmeyenler utansın diyorum o derece :) Hatta o beğenmeyenleri ifşa edelim ve topluca kınayalım :D Dışlayalım hatta ha ha ha. Yok, o kadar da değil :)

Son olarak izlerken benim aklımda çalan şarkıyı sizlerle paylaşıyorum. Özellikle Osca&ve Seul çifti için Zuhal Olcay’dan geliyor; ‘Ayrılıkta sevdaya dahil’ :)

Secret Garden / Büyülü Bahçe ve Hyun Bin

Bitti mi? Söyledi mi herkes söyleyeceğini? Sıra bana geldi mi? :P Gerçi herkes yazıp çizebilir ama benim gibi olamaz :P :P Tanrım bugünlerde çok mütevazıyım :P

Secret Garden düş ile gerçeğin, kurgu ile gerçek hayatın müthiş bir şekilde harmanlandığı arada mantık hataları olsa da, keyifle izlediğim, son yılların en iyi Kore dizisi. Aynı zamanda Hyun Bin’in oyunculuğunu taçlandırdığı askere gitmeden ününe ün katan, deli gibi özlenmesine sebep olacak bir yapım olarak kayıtlara geçecek.

Sadece hikâye olarak değil, görsel olarak da son derece ilgi çekici kareler mevcut. Joo Woon ve Oska’nın evlerinin bulunduğu arazi gerçekten, gizli bir cennet bahçesi gibi.

Kim Joo Woon:Söylediği her şey o kadar mantıklı ki bir türlü kızamıyorsunuz. O kibirli, kendini beğenmiş hallerinin altında ki âşık adam ortaya çıktıkça siz de karakter daha bir bağlanıyorsunuz. İltifat ederken bile bir garip :) ‘Miss Kore olamazsın, yara izi yüzünden’ Gil Raime yaşantısına, fakirliğine o kadar uzak ki; onu uzaylı bir komşu olarak görüyor.

Bu fakir, uzaylı komşu kızının kalbini neden böylesi çarptırdığına, neden bir türlü aklından çıkmadığına kendisi de anlam veremiyor.

Alice Harikalar Diyarı Sendromu:
Bu bir akıl hastalığı.
Bir dürbünün yanlış tarafından bakıyormuşsun gibi.
Bir peri masalında yaşıyormuşsun gibi.
İlginç ve acı veren bir sendrom.
Bu sendroma yakalandığıma eminim.
Yoksa neden bu sıradan kızla yaşadığım her an masal gibi geliyor

O bir cemiyet lideri olmasının yanı sıra bir moda ikonu :) Eşofmanları sandığımız gibi basit değil. İtalya’da sadece eşofman üreten bir terzi tarafından dikildi. Her bir pulu tek tek elle işlendi. :)

‘ Pejmürdelik hobin, kirlilikte felsefen mi?’

Beni 5 dk bile düşünmüyorsun

Osca: Tam olarak sönmese de solmaya yüz tutmuş bir yıldız. Her sözü, her hareketi olay. Büyümeyi reddeden bir çocuk var içinde, belki de bu yüzden en sevdiğim karakter oldu dizide. Gil Ra İm ile olan ‘fan-oppa’ ilişkisi çok tatlıydı. Ağzını her açtığında gülmekten yanaklarım ağrıdı. Özgüveni, şirinliği, olaylar karşısında ki düz mantığı beni benden aldı diyebilirim :) Bu oyuncuyu Queen Of Housewifes dizisi ile tanımıştım orada da çok tatlıydı. Oppa sana yaşlı diyenler utansın :D

Yönetmen: Bu parlaklığı biraz azaltmalıyız

OSCA: Ahh bu imkansız gibi görünüyor o parlayan şey benim

Gil Ra Im: Gerek, anne- babasını küçük yaşta kaybetmesi, gerek yaptığı meslek onu biraz erkeksi biraz da şiddet eğilimli yapsa da içinde ki kadını da öldürmemiş. Oska ile karşılaşmalarında ayağını küçük bir kız gibi yere sürtmesi, ‘Beşinci kaburgan, 6. mı olsun’ demesi çok şekerdi :) Ben kızmadım ona, hak verdim pek çok konuda. Tabii bu adam aslında kendi duygularıyla savaşıyor ikisi de bunun farkında ama ilişkilerinin sorunlara yol açacağını da biliyorlar.

Yoon Seul: Oska’nın ruh eşi. Güzel, özgüvenli, iyi eğitimli. Oska ile yıllar önce yaşadıklarını unutamamış her ikisi de hala birbirlerini seviyorlar. Seul kalbi kırık ve âşık bir kadının neler yapabileceğini, aşk ve nefret arasındaki ince çizgide ne kadar hassas bir dengede durduğunu gösteriyor. Bölümler ilerledikçe karakteri daha çok anlıyor, ve sevmeye başlıyorsunuz.

Kim Joo Won’un annesi: Adını hatırlıyamıyorum şimdi. Hangi anne daha kötüydü karar veremedim. Bad Guydaki Madam Shin mi? Yoksa Kim Ji Woon’un annesi mi? Kore dizilerindeki annelerin hepsi mi drama kraliçesi? Aslında bizde de bu tarz tepkiler veren anneler çok fazla. Oğlumu elimden aldın mantığıyla hareket eden, hayatta başka bir uğraşı olmayan sinir krizinin eşiğinde kadınlar bunlar. Allah hepimizi korusun böylelerinden. Amin deyin kızlar yüksek sesle :) :)

Vee yönetmen Im ona daha sonra değineceğim bu yazımın yalnızca ilk bölümü. Yoksa siz bitti mi sandınız? :D :D

Devam edecek ya da to be continued…

My Girl Friend is a Gumiho/Şirin Min Ah

Image and video hosting by TinyPic

SPOİLER VERMEDEN ANLATACAĞIM :) BİRAZ KAÇABİLİR AMA BİRAZ :D

Hımm hastaydım en son hala pek iyi değilim dostlar. Kısa kesmeye çalışacağım o yüzden. Dizi ile ilgili söyleyecek pek bir şey yok aslında. Mutlaka izleyin çok ama çok sevimli. Gumiho efsanesine bambaşka bir bakış açısı getiren My Girl Friend is Gumiho-Kız Arkadaşım Bir Gumiho. Efsaneye göre Gumiho binlerce yıl yaşayabilen bir çeşit iblis*tilki  çok güzel bir kadın görünümünde, bu yönüyle erkeklerin kalbini ‘çalıp’ onları kurban ediyor. Bir efsaneye göre erkeklerin kalbiyle, bir diğerine göre ciğerleriyle besleniyor. İngilizce bilenler buradan bakabilir detayına. Kore’nin en sevilen senaristlerinden olan Hong kızkardeşler bu hikâyeyi almış ve bambaşka bir şey dönüştürmüş. Bu haliyle de efsaneye yeni bir bakış açısı kazandırmışlar.

Image and video hosting by TinyPic

Dramabeans sitesinde, Shin Min Ah için bu dizi ile beraber erkekler kadar, kadınlarında hayranlığını kazandığı söyleniyordu. Hatta ‘Girl Crush’ demişler. Ancak bu Son Kan Ka gibilerin :p gözlerini ışıldatacak tarzda bir şey değil tabiiki. :D :D   Daha çok hayranlık ve o kızın arkadaşı olma isteği :) Valla katılıyorum. Şu kıza hayran olmamak eldemi. KDA ya gelisin buf gif :D

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Bizim Gumiho et delisi olsa da insan etiyle beslenmiyor. En sevdiği et dana eti, sonra domuz, sonra tavuk :) Bir ineği yiyebilir bir oturuşta. Et deyin canını verir o derece et seviyor :) SamShin büyükanne tarafından bir resme hapsedilen Gumiho, Dae Woong’un tesadüfen tapınağa girmesiyle kendini ona serbest bıraktırır. Sonra da karar verir:  ‘Senden hoşlandım seni takip edeceğim’ Popüler bütün dizilerde olduğu gibi bir çeşit anlaşma yaparlar. Mi Ho’nun tilki tılsımını 100 gün boyunca vücudunda tutarsa Mi Ho insan olacaktır. Bu arada Daa Woong da tılsımın getirdiği bütün insan üstü özelliklerden faydalanabilecektir. 100 gün bittiğinde ayrılmak üzere sözleşirler.

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Etin resmi bile kızımızı acıktırmaya yetiyor.

Dizide yan karakterleri pek sevmedim büyükbaba , avcı ve nuna dışında diğerlerinin bir anlamı yoktu benim için. Ama çiftimizi noumu, noumu, noumu sevdim :D

Image and video hosting by TinyPic

Doğa üstü bir varlığımız varsa onun peşinde biri de vardır illaki. Dilinden anlayan, zaaflarını bilen biri. Dong Joo bir avcı. Yıllar önce bir Golbine aşık olmuş. (Ne tür bir yaratık bilmiyorum ama Gumiho gibi değil sanırım) Hüzünlü bir hikâyesi var.

Image and video hosting by TinyPic

Shin Min Ah’ya övgüler dizdik ama Lee Sung Ki de çok şekermiş. İlk kez izliyorum ama oyuncuların kimyaları  müthiş uymuş.  Dizi bildiğimiz kelimelere yenilerini ekledi. Gazoz yerine köpüren su, biftek yerine inek ve eşleşmek-çiftleşmek  vb. :) (anladınız siz onu :p)

Image and video hosting by TinyPic

Mi Ho’dan korkan Dae Wong’un peşini bırakmayan Nuna adı lazım değil :) yoksa yazamadığımda filan değil :D   Mi Ho’yu her türlü rahatsız etsede. Mi Hoo kızla iyi alay ediyor..  ‘Seni lanetliyorum bunda böyle her geçen gün çirkinleşeceksin’

Image and video hosting by TinyPic

Hastanelerdeki hemşire fotoğrafları ile değiştirilebilir bence bu resim :)

Image and video hosting by TinyPic

Kısa keseceğim demiştim artık toparlayayım değil mi? :) O kadar çok sahne var ki görmenizi istediğim. Hiç bir şey anlatmadım farkettiyseniz dizinin ileriki bölümleri ile ilgili. Anlatılınca tadı kaçmaz aslında ama izleyin istiyorum. Ben online seyrettim bilgisayarımda bir sorun var düzelsin, indireceğimde. İzleyelim, izletelim diyorum özetle. Şiddetle tavsiye ediyorum.