Dogani – Yemin bozduran film

Ağustos 30th, 2011

Photobucket

Neden bahsettiğimi bilmeyen varsa şuraya bakın önce :) bildiğiniz gibi, Gong Yoo dizi çekene kadar ‘pause’ tuşuna basmıştık. Dikkatinizi çekerim ama ‘stop’ değil pause :) Son gelişmelerle birlikte yeniden ‘play’ tuşuna basma kararı aldım.

Gong Yoo yeni filmi Dogani ile ekranlara değil ama beyazperdeye dönüş yapıyor. Gerçek bir hikâyeden esinlenmiş bir romanın, romandan filme çekilmiş hali. Karışık mı oldu? Yazar Gong Yi Jung kitabı önce online yayınlamış ve oldukça ses getirmiş. Gong Yoo askerdeyken komutanı bu kitabın basılı bir kopyasını ona hediye etmiş. Tam senin tarzın diyerek. Gong YOO kitabı okumuş ve çok etkilenmiş. Askerdeyken son izin gününde yazarla görüşmüş ve bu kitabın filme çekilmesi için kendisini ikna etmiş.

Image and video hosting by TinyPic

İşitme engelli çocuklara uygulanan cinsel tacizi ve okulda öğretmen olan Kang In ho insan hakları gönüllüsü Seo Yoo Jin ile birlikte bu olayı açığa çıkarmak ve suçluların ceza almasını sağlamak için gösterdikleri mücadeleyi anlatıyor film.

Dogani ile romantik, sevimli prens imajını yıkıp her rolün adamı olduğunu göstermek isteyen Gong Yoo, karakterinin bir kahraman gibi gösterilmesini pek istemediğini ama kitaptan farklı olarak, filmde biraz daha bu yönde bir portre çizdiğini belirtiyor röportajlarında.

‘Daniel Henney’nin rol aldığı ‘My Father’ filmi ile tanınan yönetmen Hwang Dong-hyeok, gerçek bir hikâyeye dayandığı için bu projeyi kabul etmekte tereddüt ettiğini ama daha sonra kabul ettiğini belirtiyor. Ayrıca Gong Yoo’nun oyunculuğunu başka bir tarafını gösterdiğini ve çok başarılı olduğunu ekliyor.

Que Sera Sera dan tanıdığımız Jung Yoo Min doğal oyunculuğuyla ön plana çıkan bir aktristmiş bilmiyordum :) Kendisi rolü canlandırırken, pek zorlanmadığını, çekimler sırasında çok fazla boş zamanının olduğunu söylüyor.

Film Kore’de 22 Eylülde vizyona girecek. Gişesi bol olur umarım. Bu arada bu kadar ciddi ve derin bir konuya dikkat çekmek istediği için Gong Yoo’yu tebrik ediyorum. Dizi çekmemesini de anlıyorum :) Böylesi bir rolün altından kalkmak için fiziksel ve psikolojik olarak hazırlanmak gerekiyor ve bu hazırlık süreci de zaman alıyor haliye. Söylenenlere göre hikâye yaşananların yalnızca yarısını anlatıyormuş. Buna rağmen Gong Yoo o kadar etkilenmiş ki; kimsenin aklında yokken bunun bir sinema filmi olmasını kendisi istemiş. Olanlardan sonra müdür dahil olmak üzere olaya karışanlar hapis cezasına çarptırılmış. Anladığım o ki çok sarsıcı ve ‘rahatsız edici’ bir film bizi bekliyor. Gong Yoo’ya hayran olmaktan öte çok iyi bir oyuncu olduğunda hiç şüphe etmedim ve bu rolün altında layığıyla kalktığına eminim. Merakla bekliyoruz ne diyelim.

Üçü bir arada Nescafe değil Film :)

Temmuz 21st, 2011

Image and video hosting by TinyPic

HELLO STRANGER

İlki hepimizin içselleştireceği bir hikâye. ‘Two Shadows in Korea’ isimli kitaptan uyarlanmış. Kore dalgasına kapılan iki Taylandlı turistin yollarının Kore’de kesişmesi ve birbirlerine arkadaşlık etmelerini konu alıyor kısaca. Elbette bununla kalmıyor, beraber vakit geçirirken birbirlerine duygusal bir şeyler de hissetmeye başlıyorlar. Erkeğin aksine, kız tam bir Koresever. Dizilerin çekildiği mekânlara gidiyor. Her şeyin fotoğrafını çekiyor. Yani Kore’ye gitsek pek çoğumuzun yapacağı şeyleri tek tek o da yapıyor :) Bu arada başrol oyuncusu kızın biyografisinde 92’li doğumlu olduğu yazıyor.  Doğruysa ilginç, daha büyük görünüyor.

Image and video hosting by TinyPic

Coffee Prince’in çekildiği cafeye gidip, kahveyi yerinde tatmayı ve bu sırada fotoğraf çekmeyi ihmal etmiyor.

Image and video hosting by TinyPic

Adamımız kızın bu Turist halleri ile pek eğleniyor. İkisinin de Kore’ye geliş amacı farklı. Tanıştıklarında birbirlerine isimlerini söylemiyorlar. Eğer söylerlerse, birbirlerini tanıyacakları, dolayısıyla önemseyecekleri gibi bir sebep ileri sürüyorlar. Yabancı ülkelerde bazen, insan normalde yapmayacağı ya da hep yapmak istediği şeyleri yapabilir. Garsonu çağırıp, gülümseyerek yemek berbattı demek gibi :) Sokaklarda çılgınca koşmak gibi. Örnekler çoğaltılabilir. Suç işlemediğiniz sürece ne sorun olabilir ki? Nasıl olsa kimse sizi tanımıyor ve ayıplasalar bile bir daha o insanlarla karşılaşma şansınız çok düşük. Ben bu rahatlığı, sonuna kadar hissettim karakterlerde. Hem Turist olmanın getirdiği yabancılık duygusu ve heyecan, hem de ‘hadi bir çılgınlık yapalım’ ruh hali :)

Image and video hosting by TinyPic

Kızımız tam bir Bae Yong Jun hayranı. Filmin ilerleyen kısımlarında bununla ilgili hoş bir sürprizle karşılaşıyor. Kalbi kırık bir adam, öküzün Tayland’daki karşılığı olan biri ile beraber olan kız. Seul’de yolları kesişiyor ve gerisini tahmin etmek güç değil. İzlemesi çok keyifli. Çok eğlenceli, Tayland yapımları içinde 3. izlediğim film bu ve üçünü de beğendim. Pişman olmazsınız izleyin derim.

Image and video hosting by TinyPic

MY BLACK MİNİ DRESS

Yoon Eun Hee şekerinin oynadığı bir film diye aldım izleme listeme. 4 kız arkadaşın dostluklarını ve yaşamlarını konu alıyor. Zengin bir ailesi olan, dışarıdan sorunsuz bir hayat yaşıyor gibi görünen Min Hee. Secret Gardenle yıldızı parlayan, The Greatest Love ile bu ünü cilalayan Yoon In Ha oynuyor bu rolü. Oyuncu olmak isteyen idealist Soo Jini, Cha Ye Ryun canlandırıyor. (İsimleri kopya çekiyorum :P) Grubun en güzel ve popüler ismi Hye Ji karakterine Seven’ın uzatmalı sevgilisi Park Han Byul hayat veriyor :) Kız cidden hepsinden güzel. Vee Yu Mi (Yooun Eun Hye) grubun daha aklı başında, toparlayan, daha az karmaşık olan üyesi. Yazar olmak istiyor.

Kız filmi, arkadaşlık üzerine bir fim eğlenirim diye izlemeye başladım. Umduğumu bulamadım desem, abartmış olmam. Yoon Eun Hee ön plana çıksa da, kanımca onun varlığı bile filmi kurtarmaya yetmemiş. Tanıtımlarında ‘Sex and the city’ benzetmesi yapılmış ama bence yanından bile geçmiyor.

Image and video hosting by TinyPic

Tek beğendiğim şey bu ayakkabı. İstiyorummmm :)

Image and video hosting by TinyPic

Görsel olarak tatmin etmedi beni. 4 tane birbirinde güzel kadının bir araya geldiği bir filmde, en azından güzel giysiler, mekânlar görürüm demiştim ama olmadı. Yağ var, un var, şeker var ama ortada lezzetinden damak çatlatacak bir helva yok maalesef. Yine de izleyin siz karar verin diyorum. Ben bazen, herkesin beğendiği dizi ve filmleri beğenmeyebiliyorum. Terslik işte.

Image and video hosting by TinyPic

WE TEACH LOVE

Aşkı öğretiyoruz. İddialıyız üç seansta sevdiğiniz kişi size aşık olacak… Demeseler de, hatırı sayılır bir başarısı olan bir ‘çöpçatan şirketi’ sadece erkeklere hizmet veriyorlar. İlk başta bana ‘Cyrano Agency’ i hatırlattı. Kulaklıkla talimat vererek, söyletilen aşk sözleri… Aynı şekilde talimat vererek ayarlanan hal ve tavırlar… Yaratılan tesadüfler, mizansenler.. Bir gün kapılarını bir kadın çalıyor. Kadınlara hizmet vermeyen şirket müdürünün inadını kırıyor çalışanlar. Bunun iyi bir fırsat olacağına, kadınlara da yardım ederlerse, çok daha fazla para kazanacaklarına ikna ediyorlar.

Image and video hosting by TinyPic

Dizi olarak planlanmış önce ama daha sonra film olmasında karar kılmışlar. Film son dakikalara kadar klişelerle ilerliyor. Yakışıklı ve kibirli bir adam salak, sarsak masum bir kadın. Fenalık geçiriyordum izlerken sevgili Hikaruivy’in ve Kore Delisi’nin bloglarında gördüm filmi. Bizim kızlar beğendiyse vardır bir bildikleri dedim. Sonuna gelene kadar anlamadım bu filmde ne bulduklarını :)

Yakışıklıyım, bunun son derece  farkındayım duruşu yapan adamımız :)

Kadın tam bir çiçek sever. 10 yıldır aynı adama aşık ve artık onunda kendisini farketmesini istiyor. Bu yüzden gidip bizim kibirli müdürden yardım istiyor. Yardım etmeyi kabul ettikten sonra elbette kadına şekil yapıyorlar. Seni böyle kim ne yapsın, bir saçını başını düzeltelim diyerek değiştiriyorlar :) Kızın hep söylediği bir şey var: ‘Benim aşkım sadece benim anılarımda -hafızamda- onun anılarında yok.’ Dikkatli gözlerden kaçmayacağını düşündüğüm bir ayrıntı var. Kız evinde telefonla konuşurken Tv’de ‘Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ (Sil Baştan) filmi oynuyor. Kız, müdüre her seferinde bir çiçek götürüyor ve hepsinin bir anlamı var. Son ana kadar ne olduğunu anlamadım. Sonunda ise ‘hadi canımm’ oldum :) Tamam Kore filmlerinin sağ gösterip, sol vurmasına alışmıştık ama bu cidden sürpriz oldu. Bizim blogdaşların varmış bir bildiği dedim. Oysa ki film boyunca karakterlere sövmüştüm. Hepsini geri aldım. İzleyin diyorum ama sabredin.

Gong Yoo Finding Mr.Destiny -Sonunda İzledim-

Nisan 5th, 2011

Image and video hosting by TinyPic

Aslında izleyeli bir kaç gün oldu. İngilizce alt yazısı nete düşer, düşmez indirdim. Filmi çok daha önce indirmiştim. Önce Korece -anlamadan- sonra da İngilizce izledim. Türkçesi çıkmış duyduğum kadarıyla bir de Türkçe izleyeceğim.

Gong Yoo’nun asker dönüşü ilk projesi olması sebebiyle çok büyük bir heyecan ve merakla bekliyorduk. Dramabeans bu filmdeki rolü için Gong Yoo’ya ‘adorkable’  benzetmesi yapmış. İngilizce ‘adorable’ ve ‘dorky’ kelimelerinin birleşimi. Yani böyle hafif sarsak-sersem ama sevimli bir tip.

Han Gi Joon bir seyahat ajentesinde çalışıyor, fakat fazla ‘doğrucu’ olduğu için işinden kovuluyor. Sonra kendi işini yapmaya karar veriyor. İlk Aşkınızı Bulma Ajansı. Tabii bu fikri bulma aşaması da enteresan. Eski sınıf arkadaşı tarafından dolandırılmaktan son anda kurtulurken, kendi gibi diğer mağdurlarla karşılaşınca hepsinin bir zamanlar bu dolandırıcı kadına aşık olduğu, çoğunun ilk aşkı olduğu ortaya çıkıyor. Buradan ilk aşkın önemini kavrayan kahramanımız, kendi şirketini açıyor. :) Bunun öncesinde çeşitli işler deniyor tabii. Turist rehberliği gibi. Kore dalgasına kapılmış Japon ajummaların taciziyle noktalanıyor bu işi :)

Şirketin ilk müşterisi, Ji Woo. Pilot sevgilisinin evlenme teklifini reddediyor. O pasaklı haliyle o yakışıklı pilot bu kıza nasıl aşık oldu orası ayrı bir muamma :) Pasaklı Ji Woo asker babası ve öğretmen kardeşiyle yaşıyordur. Mesleği gereği kızlarını da askeri disiplinle büyütmüş bir baba, yine de kendince şefkatini, endişesini gösteriyor kızlarına. Anne figürünün eksikliğinden olsa gerek, her aile gibi, bir an önce kızlarının mutluluğunu görmek istiyor.

Evlenme teklifini reddettiğini öğrenen babası, ufak bir sinir harbinin ardından, kızımızı First Love Agencye götürüyor… Çünkü Ji Woo ilk aşkını unutmamıştır, ama hakkında bildiği tek şey adıdır. Kim Jong Wook…

10 yıl önce Hindistan seyahatinde karşılaştığı bu adamı yıllarca aklından çıkaramamış. Kavuşulamayan her aşk gibi içinde büyümüş de, büyümüş. Kendini işine vermiş. Ne iş yaptığına gelecek olursak, bir müzikal yönetmeni. Bir gün geciken bir aktrisin yerine sahneye çıkıyor mecburen. Sadece o sahnede oyuncuyu beğendim :) Fena kız değil dedim ve müzikal sahnelerinde orada olmak istedim resmen. Bugüne kadar bir müzikale gitmemiş olmak eksiklik belki de.

First Love Agencye dönersek, Hang Gi Joon ve Ji Woo, Kim Joo Wook’u bulmak için, beraberce yollara koyulurlar. Potansiyelini açığa çıkaramamış bir adam, hayal kırıklığına uğramaktan korktuğu için sonlardan kaçan bir kadının hayatları böylelikle kesişir. Bu süreçte neler olduğunu tahmin etmek güç değil elbette.

Geri dönüşlerde Hindistanda KJW ile geçirdiği zamanları görüyoruz. Bu sahnelerle ilgili sessiz kalma hakkımı kullanıyorum :) (gırrrr)

Gong Yoo süper ötesi şirin, çok yetenekli. Her iki karakteri de başarıyla canlandırmış. Kaderi zorlamalı mı? Yoksa akışına mı bırakmalı? Aşkın hayali, aşkın kendisinden daha mı güzel? Bu soruları sorduran, yormayan, sıkmayan bir film diyebilirim kısaca.

İçinde Gong Yoo’nun olduğu bir filmi nasıl kısa anlatabilirim ben? Nasıl özetlerim? Nasıl objektif olurum? Çabaladım ama, yazı boyunca siz de farkettiniz mi? :) Oyunculuklar çok iyiydi ama senaryoda bir boşluk, bir yarım kalmışlık hissi vardı. Oyuncuların potansiyelini iyi değerlendirebilmiş olsalardı, gişede çok daha başarılı olacak bir film ortaya çıkabilirdi. Yine de çok keyifliydi benim için. İzleyin öneriyorum. :)

Postman To Heaven-Cennetin Postacısı

Aralık 26th, 2010

Image and video hosting by TinyPic

Konusu:Postman to Heaven – Cennetin Postacısı” Özel bir adam ile terk edilmiş bir kadının fantezi ile yoğrulmuş romantik hikâyesidir. Jae-joon bir postacıdır ancak bildiğimiz postacılardan değildir. O sevdikleri insanları özleyenlerin mektuplarını cennete götürür. Ha-na da o insanlardan biridir ve ölen sevgilisini düşünmeden edemiyordur. Daha sonra Jae-joon ve Ha-na arasında 14 gün sürecek bir fantezi başlar ancak Jae-joon’un Ha-na’dan sakladığı bir şey vardır.

Güney Kore diyarlarında sıcacık bir film :) Eski DBSK yeni JYJ üyesi Jae Jung’un cennete posta götüren bir meleği canlandırdığı Cennetin Postacısı bende bir   ‘Amelie’ biraz  City of Angels’ etkisi yarattı. Yani izlerken bu iki filmle ilgili sahneler geldi aklıma. Bu sözlerime bakarak ikisinin karışımı bir öykü zannetmeyin. Bu yalnızca filmin bende uyandırdığı his.

Hana ölen sevgilisinin ardından cennete ‘sitem’ dolu mektuplar gönderiyor. Beni nasıl bırakıp gidersin ile başlayan.. Aşk acısını, ölüm karşısındaki çaresizliğini öfkeyle dışa vurarak, yazıya döken genç bir kadın Hana.

Joon ile bu posta kutusunun önünde karşılaşıyorlar. Joon Mektupları okuyup ‘uygunluğunu’ onayladıktan sonra atıyor çantasına.

Film depresif ilerler diye tahmin etmiştim ama hiç de ‘umduğum’ gibi olmadı. Bazı boşluklar, bir iki mantık hatası gözüme çarpmadı desem yalan olur. Yine de izleme keyfini kaçıracak cinsten değildi. Joon, Hanaya görevinde kendine yardım etmesini teklif ediyor ve ikili kendilerini adadıkları bir maceraya başlıyorlar.

Image and video hosting by TinyPic

Filmde geçen mekânlar çok güzel, cafeler olsun,uçsuz bucaksız çayır ve posta kutusu olsun. Deniz feneri olsun :) Korede böyle yerler var mıymış dedim :P

Image and video hosting by TinyPic

Ahh bir de Hanna’nın salaş ama kendi içinde şık tarzı, görülmeye değer bence. Berre beğenmiş, bende beğendim :)

Image and video hosting by TinyPic

Bir de Hero’nun kalın siyah, karizmasına, karizma katan gözlüklerine gösterelim :)

Image and video hosting by TinyPic

———- SPOİLER——–

Image and video hosting by TinyPic

Özetleyecek olursak, Hanan ve Joon’un ilişkisi çok kırılgan bir yüzeyde ilerliyor. Kızın, Joon’a bir şeyler hissetmeye başlaması ve bu yüzden ölen sevgilinin acısını unutması ama aslında çektiği acının onları bir arada tutabilecek olması. Ciddi bir tezat. Joon’un Hana sayesinde ‘yaşamını’ sorgulaması. Hanan’ın Joon sayesinde hayata bağlanması… Üzerine çok söz, söylenebilecek bir film değil. Sadece izlenmeli. Bir baş yapıt beklentisi içine de girmemeli. İzlerken ve bittikten sonra insanın yüzünde bir gülümseme bırakan, ‘Kendini iyi hissset’ tarzında bir film. Hero’nun yakışıklılığı da cabası :)

Son olarak bu da benden size gelsin. Aslında ‘Bak postacı geliyor’u ekleyecektim ama bu daha uygun olur diye düşündüm :)

Gong YOO

Aralık 11th, 2010

GONG YOONUN YENİ FİLMİ İLE İLGİLİ

Image and video hosting by TinyPic

Yine mi Gong Yoo demeden önce okuyun lütfen! Severek takip ettiğim arkadaşım Eymasarın blogundan, yine çok sevdiğim başka bir arkadaşımın yorumu vasıtasıyla, öğrendim ki; Gong Yoo ile ilgili ciddi yazı sıkıntısı varmış. Böyle bir açıktan haberim yoktu. Ben eğlenelim istiyorum beraber. Haberlerde getiriyorum arada sırada ama bir şey çok net değilken ya da başı, sonu çok barizken ekstra post girmek anlamlı gelmiyor. Madem öyle bu açığı da kapatmayı vazife edindim. Yeni filmden bahsedeyim size biraz. Objektif ve ciddi bir şekilde. Bildiğiniz üzere askerden dönmesinin üzerinden 1 yıl geçmesine karşın Gong Yoo reklam filmleri, dergi çekimleri dışında bir projede yer almadı. Terhis olmadan önce yapmak istedikleri sorulduğunda; önce bir film, sonra drama çekeceğini söylemişti. Drama konusunda bilgimiz yok. Filmi ise 8 Aralıkta Kore sinemalarında vizyona girdi. Hatta bazı salonlarda İngilizce alt yazı ile izlemek mümkünmüş.

Çekimlerinin bir kısmı Hindistan’da gerçekleştirilen filmin kaynaklarda geçen iki ismi var: First Love ya da Finding Mr. Destiny. Gong YOO ‘nun karakteri Han Gi Joon, First Love Agency diye bir şirkette danışman. First Love Agency hangi sebepten olursa olsun, arayıpta bulamadığınız ilk aşkınızı bulup, sizi kavuşturmayı vaad ediyor. Gong Yoo başrolü Im Sorry I love You dizisi ile yıldızı parlaylan Im Su Jung ile paylaşıyor. Im -ya da Lim – Su Jung, Seo Ji Woo isimli ilk aşkını arayan bir kadını canlandırıyor. Ne var ki, Seo Ji Woo ilk aşkının sadece ismini biliyordur: Kim Jong Wook. Bu durumda onu bulmak hayli zor olacaktır. Israrlı ve kararlı Seo Ji Woo, Han Gi Joon ile birlikte ilk aşkını bulmak için yollara düşer. Bu yolculukta birbirlerine yakınlaşırlar kesin. Gerisi malum.. Filmi izlemedim ama biliyorum ki sonunda ikisi beraber olacak.

Im Su Jung Kore’nin çok sevilen isimlerinden. Güzel denince Kore standartlarında akla gelen bir kaç isimden biri. Hani biz batılıların abartılıyor zannettiği anime karakterleri vardır. Kocaman gözlü, dolgun dudaklı, ince ama yuvarlak hatlı. Bu kız bu figüre çok iyi bir örnek.

İkili gerçek hayatta da çok iyi arkadaş oldukları için, her film öncesi olduğu gibi başrol oyuncularının adı aşk dedikodularına karıştı. Hayran kızların dikkatini çekmek adına kurgulanan bir durum olduğu aşikar. Romantik bir ilişki içinde olmadıklarını her seferinde söyleyen Im So Jun ve Gong Yoo ekran önünde son derece uyumlu görünüyor. Ancak yıllar önceki dedikodulardan sonra daha yakın arkadaş olduklarını da söylüyorlar. Hatta bir röportajda aranızda arkadaşlık dışında bir şey olabilir mi? Sorusuna Im So Jung ” Bunu zaman bırakıyoru-m-” şeklinde cevap vermiştir.

Gong Yoonun dönüş projesi olan First Love, Im So Jung için de uzun bir aradan sonra yeniden beyaz perdeye adım atması açısından heyecanla ve merakla bekleniyor. Umarım en kısa zamanda izleme fırsatı buluruz. İki tane güçlü ve sevimli oyuncunun başrolü paylaştığı lolilop kıvamında bir romantik komedi kötü olamaz herhalde. Daha fazla bilgi için takipte kalın :D

NOT: UPLOAD ve TANITIM YAZISI BLOGDA GÖRDÜĞÜNÜZ HER TÜRLÜ ÇEVİRİ ŞAHSIMA AİTTİR. LÜTFEN İZİNSİZ KULLANMAYIN.

Madeo-Mother

Kasım 22nd, 2010

Öncelikle belirtmek istiyorum ki bu Spoiler FREE bir yazı olacak. Garanti ediyorum. Yani filmin konusu ve kendi hislerim dışında olan bitene dair hiç bir ip ucu bulamayacaksınız.

Geçen yıl ülkemizde İKSV İstanbul film festivalinde gösterilen ‘Ana’ filmi çok merak ettiğim, çok seveni ve beğeneni olan bir film.

Filmin konusu: Do Joon 28 yaşında otistik  bir genç adamdır. Anne ve oğul sesiz bir hayat sürmektedirler. Bir gün kasabada genç bir kızın öldürülmesi ve Doo Joo’nun cinayet sanığı olarak tutuklanması ile bu sessizlik bozulur. Avukat dahil kimsenin ciddiye almadığı baştan savma görülen davada Do Joon hapse atılır. Oğlunun suçsuzluğundan emin olan anne onun masumiyetini kanıtlamak için elinden geleni yapacaktır.

Tam bir karanlık film örneği olan ‘Ana’  Anne-Oğulun hastalıklı ilişkisini çok fazla irdelemese de, bir annenin çocuğu için yapabileceklerinin sınırı olmadığını gösteriyor. Anne’nin adını film boyunca ve hatta sonunda da öğrenemiyoruz. Ben izlerken başından, sonunu tahmin edebildiğim için çok keyif alamadım filmden. Bunun sebebi arşivimde çok uzun süre beklemiş olması ve hakkında çok fazla şey duymuş olmam olabilir. Sonuçta filmin gidişatıyla ilgili bilgiler hevesimizi kaçırmaz ama sonuna dair duyduğum tek bir cümle, bütün bir olayı anlamama yetti. Kahretsin çok zekiyim. :) Filmin başındaki sahnenin bile, bir yere bağlanacağını tahmin etmiştim.

Pek çok festivaleden ödüllerle dönmüş ‘Ana’ ve oyunculuklar kesinlikle göz dolduruyor. Zihinsel engelli rolüyle kadınların sevgilisi Won Bin, ve anne rolüyle Hye-ja Kim çok başarılı. Olaylar zaten annenin bakış açısından yansıyor seyirciye. Anenin duyguları, tepkileri etrafında dönüyor film. Bir ‘Old Boy’ gibi insanı duvara çarpmıyor ama belli bir derecede rahatsız edici türden bir yapım olduğunu söylebilirim. Spoiler vermeden bu kadar anlatabilirim ancak :) İzleyin diyorum özetle. Veeeeee geriiiiiiii döndümmmmm :D

NOT: Alıntı paragrafına alınmamışsa, aksi belirtilmedikçe film özetleri, konuları kendi cümlelerimdir. Lütfen alıntı yaparken belirtiniz.

Sweet Lie – Yalandan Aşk

Ağustos 26th, 2009

Image and video hosting by TinyPic

Konusu: TV yazarı Ji-ho (Jin-hie Park) on yıldan beri Min-woo (Ki-woo Lee)’yi gizli bir aşkla sevmektedir. Alkolün sular seller olduğu, şişenin dibine vurduğu bir gecenin ardından hayatının en berbat gününe ayılır ve izleyici reytinglerinin düşmesi sonucu işten sepetlendiğini öğrenir. Eve dönerken çantasını kapkaççı kapar, Ji-ho hırsızın peşine düşer. Derken aniden, sanki bütün bunlar yetmezmiş gibi, Ji-ho’ya bir de araba çarpar. Ancak bu talihsiz olaylar zinciri birdenbire mucizevi bir armağana dönüşür. Arabasıyla Ji-ho’ya çarpan adam onca yıldır aşık olduğu adamın, Min-woo’nun ta kendisidir. Böylece Ji-ho hafızasını kaybetmiş rolüne bürünür ve yalanlar silsilesi başlar…

Öncelikle belirmeliyim ki kopyala-yapıştır yapmaktan pek haz etmiyorum. Yine de filmin konusunu buraya aktarıyorum. Bütün sitelerde aynı tanıtım var ilk kim yazdıysa eline sağlık. İneternette aynı anda o kadar çok şey izleyip, o kadar çok şeyle ilgileniyorum ki filmi bir kaç günde bitirdim. Anlayın artık ne kadar beğendim :P Konusunda da anlaşıldığı üzere berbat bir gün geçiren esas kız, işteki problemler yetmezmiş gibi bir de üstüne çantasını çaldırır. Kapkaçcının peşinden koşarken bir araba çarpar. Tesadüf bu ya kendisine çarpan kişi yıllar önce aşık olduğu adam değil midir? Evet ta kendisidir :) Şaşkınlık ve sevinç arası çarpmanın da etkisiyle üzerinde şoku atlatmaya çalışarak şaşkın şaşkın ilk aşkının yüzüne bakar. Bu esnada ‘adınız ne’ ‘kimsiniz’? gibi sorular karşısında hafızasını kaybetmiş rolü yapar. Neden? Ne alaka? Hiç bir fikrim yok. Yani elbette çocukla yakınlaşabilmek için ama saçma geldi bana neyse fazla kurcalamayayım. :)

Hastane-doktor faslında sonra gerçekten hafızasını kaybettiğine ama bunun geçici bir durum olduğuna kanaat getirirler. Kız hiç bir şey hatırlamadığı için Min Woo  alır  Ji Hu yu kendi evine götürür. Arkadaşının uyarılarını da (hırlımıdır-hırsız mıdır?) görmezden gelir. Geçmişte pek çok defa Min Woo’nun dikkatini çekmeye çalışan Ji Hu kötü tesadüfler sonucu bu amacını hiç gerçekleştiremez. Hafızamı kaybettim. Kimim? Neredeyim? Numarasına devam eden Ji Hu, adamın evine yerleşir. Zamanla birbirlerine alışırlar ve Min Woo kıza ilgi duymaya başlar. Bu esnada kızın çocukluk arkadaşı olan, aynı zamanda erkek kardeşi ve Ji Hu ile aynı evde yaşayan (adını hatırlamıyorum) bir diğer arkadaş Ji Hu ya yıllardan beri aşıkmış meğerse.

Image and video hosting by TinyPic

Ji Hu’nun hayatında bugüne kadar kimsenin olmamasının verdiği rahatlıkla, sessizce aşkının farkedilmesini beklemiş. Min Wo ve Ji Hu’nun yakınlaşması karşısında ilk kez sevdiğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır sessiz kalamaz.  Kızın ve Min Woo’nun kafasını karıştırmak için, biz  aslında sevgiliydik der. Şöyle  mutluyduk, böyle aşıktık diye anlatır. Bunların hiçbirinin doğru olmadığını bildiği halde ‘hafızasını kaybetttiği’ için hiç bir şey diyemez. Min Woo defalarca tekrarlar. Hayatta tahammül edemediği tek bir şey vardır: YALAN ve Yalancılar. Ji Hu’nun arkadaşının da yalancı olduğunu düşünür ve Ji Hu’ya ondan uzak durmasını söyler. Asıl yalanı kimin söylediğinden habersizdir elbette.

Ji Hu en yakın kız arkadaşı ile konuşurken çocuğun adını unuttum X diyelim. X aslında sana çok uygun, seni çok seviyor aslında der arkadaşı. Ji Hu da kendince ezberlediği aşk tanımını yapar. ‘Aşk aniden gelmeli,beklenmedik olmalı’ vs. diye. Hiç yıllardır tanıdığı birine aşık olur mu insan diyerek, kendi saçma sapan kuramları yüzünden yalnız olduğunu anlamaz.

Film bir aşk üçgenin üzerinden devam edecek gibi görünsede sadece kıyısından geçiyor. Öyle tutkulu aşıklar, kavgalar falan yok. Beklentilerinizi minumumda tutarak, keyifli vakit geçirmek için izleyebileceğiniz bir film. Buradan izleyebilirsiniz.

A Frozen Flower/Ayazda Bir Çiçek

Mayıs 22nd, 2009

Image and video hosting by TinyPic

Uzun zamandır Asya sineması ile ilgili sitelerde gördüğüm ama bir türlü izleme fırsatı bulamadığım bir filmdi ‘Ayazdaki Çiçek’ baktım Ofori yorumlamış hemen izlemeliyim dedim ve izledim. Filmin konusu kısaca şöyle: Goryeo döneminin son demlerinde Yuan Hanedanı tarafından politik olarak çıkarlarına göre kullanılan Goryeo Hanedanının hırslı kıralı Kunryongwe’yi örgütler. Bu sırada, Goryeo ve Yuan arasındaki ikili ilişkiler gittikçe kötüleşmektedir, çünkü Yuan, kralın oğlu olmadığı sebebini bahane ederek kralın kuzenini Goryeo Veliaht prensi olarak ilan etmek ister. Kral bunu kesinkes reddedince Yuan’a bağlı olan Goryeo’nun yüksek mevkilerdeki yetkili kişileri kralla anlaşmazlığa düşer. Bir gün Kral, muhafız komutanı Hong Lim’e gizli ama reddedilemez bir emir verir…

Bu emirle beraber üçünün de hayatı tamamen değişecektir. Uzun zamandır  hanedanlığa bir varis vermesi beklenen kral, kraliçeye elini bile süremediğinden başka bir çözüm yolu bulur. En güvendiği ve en ‘sevdiği’ adamı Hong Lim’e kraliçeyi hamile bırakmasını emreder. Böylece hem çocuğu kendi çocuğu gibi sevip benimseyebilecek, hem de bir varise sahip olacaktır. Filmi başından sonuna kadar kafamda soru işaretleriyle seyrettim. Koskoca ülkenin kralı ‘görev’ icabı bile olsa kraliçe ile yatamıyor mu? Günümüz de pek çok gizli eşcinsel çoluk çocuk sahibi erkek var.  Demek ki haz almak bir yana hiç bir şartta kadın bedenine dokunamıyor ve bu ‘görevi’ bir başkasına devrediyor.

Kral ve Hong Lim arasındaki yıllardır süregelen bağlılık ve sevgi kraliçenin de gözünden kaçmıyor ve ikisini uzaktan biraz hüzün biraz da kıskançlıkla izliyor yıllar boyu. Kral sevdiği adama Kraliçe ile yatmasını söyleyince önce her iki tarafda bu fikre tepki gösteriyor. Ancak; emir demiri keser ilkesiyle ve biraz da başka çareleri olmadığı için kabul ediyorlar. Böylece; muhtemelen daha önce karşı cinsle hiç beraber olmamış iki insan aynı yatakta bir araya geliyor. Başlangıçta korkuyorlar, çekiniyorlar ama yine de deniyorlar. Hong Lim tarafından bakarsak koskoca ülkenin Kraliçesi ve ona bir varis vermek gerekiyor. Kraliçe açısından bakarsan ömrü boyunca hep tepeden baktığı ve pekte sevmediği bir adam yanı başında birbirlerine ve tabiiki krala yardım etmek zorundalar. Nereden bakarsanız bakın büyük sorumluluk. İlk seferinde  gerek tüm o karmaşık duygulardan gerekse acemiliklerinden cinsel birleşme yaşayamıyorlar. Hong Lim krala bunu söylediğinde, yeniden denemesini istiyor kral. İşte bu an filmin kırılma noktalarından biri oluyor aslında. Eğer kral ‘Tamam zorlama kendini’ deseydi ne olurdu acaba?

Kralın isteğiyle yeniden bir araya geliyorlar. Bu sefer sorun yaşamıyorlar. Tam kendilerini kaptırmışken Kraliçenin çıkardığı sesle irkilen kral kendine hakim olamıyor ve neler olduğuna bir bakıyor. O anda yüzünde ki ifade üzgün, meraklı ama en çok kederli bir hal alıyor. Kesinlikle görülmesi gereken bir performans bence. Sevdiği adamı başka birinin kollarında görmek Krala acı verse de hanedanlığın geleceği için göz yumuyor. Daha sonraki seanslarında karşı cinsi ve kendi bedenlerini keşfeden ikili birbirlerini arzulamaya başlıyor. Bu arzu, duyguları konusunda kafalarının karışmasına sebep oluyor bence.

Kraliçe ve Hong Lim arasında ki yakınlaşmayı farkeden Kral önlemini alıyor ve üstü kapalı bir şekilde tekrar görüşmelerine gerek olmadığını söylüyor. Bu andan itibaren yasak olan her şey gibi beraber olma arzuları daha baskın bir hal alıyor. Bedensel hazlarına yenik düşen Kraliçe ve Muhafız kralın haberi olmadan her fırsatta ve mümkün olan her ‘şekilde’ sevişmeye başlıyorlar. Aslında buna ‘sevişme’ denemez aralarında ki sadece cinsel çekim.  Her ikisinin de yeni keşfettiği bir ‘oyun’ gibi. Eğer bu kadar yasak olmasaydı ya da kral göz yumsaydı bu cinsel deneyimlerine yine de bu kadar arzularlar mıydı birbirlerini? Şehvetle ile sevgiyi, sadakat ile tutkuyu birbirine karşıtırdıklarını düşünüyorum. Aralarında fiziksel bir uyum olduğu besbelli ama bu birini sevmeye ya da seni ömrü boyunca sevmiş birine ihanet etmeye değer mi? Acaba diyorum yönetmen şunu mu demek istedi: Aşık olduğun biri ile sevişebiliyorsan, seviştiğin birine de pekala aşık olabilirsin. Ben ortada sevgiye dair hiç bir işaret görmedim. Seven tek kişi kraldı ve ihanete uğaradı. Sadece ve sadece ona üzüldüm. Bir sahnede ikisini beraber basıyor ve tam bundan önce umarım yakalanmazlar dedim kendi kendime. Onlara ne olacağı umurumda değildi. Tek düşündüğüm o manzarının kralı ‘öldüreceği’ idi ve öyle de oldu.  Kraliçe ‘sevgilisini’ kurtarmak isterken ‘onu ben baştan çıkardım, benim kabahatim’ diyor. Bence de öyle ama Hong Lim kabul etmiyor. Son derece trajik ve müthiş bir oyunculuğun  sergilendiği bir sahne.

Bütün olanların sonunda Kral herşeye rağmen Hong Lim’e bir şans veriyor. ‘Gel eskisi gibi olsun herşey. Sana her istediğini veririm hatta bu ülkeyi bile’  Diyor. Ne yazık ki bu kadar seven ve hoşgören kral sevdiğinden beklediği tepkiyi alamıyor. Sonunun son derece acıklı olduğunu söylemeliyim. Film içindeki erotik sahneler fazla aşırıya kaçmış bence. En baştaki bir iki sahne hariç  diğerlerini bu kadar detaylı görmemize gerek yoktu. Yani ahlak bekçiliğine soyunduğumdan falan değil. Filmin bütünlüğü içinde çok fazla anlam ifade etmediğini düşündüğümden. O bölümler çıkarılsaydı da aynı ölçü de başarılı bir yapım olurdu bence. Ayrıca dövüş sahneleri de son derece başarılı ve göz alıcıydı. Produksiyona ciddi bir para harcanmış belli. İzlemek isteyenler için buradan Türkçe buradan da İngilizce alt yazı ile izleyebilirsiniz. Hatta mutlaka izleyin tavsiye ederim.