Gong Yoo -Suspect-

Aralık 2nd, 2013

Gong Yoo romantik komedilerin vazgeçilmez aktörlerinden olsa da, oyunculuğunun ailemizin iyi çocuğu, çocuk-adam rolleri ile sınırlı kalmadığını Suspect ile birlikte bir kez daha kanıtlıyor. Alıştığımız rol kalıbını Dogani ile kıran Gong Yoo, bu sefer bir aksiyon film ile karşımıza çıkıyor. Kuzey Koreli bir ajanı canlandıracağı ‘The Suspect -Şüpheli’ adlı filmde sert ve acımasız bir imaj sergiliyor. Kuzey Korede ajanlık yapa ama ülkesi tarafından terkedilen Dong Ji Chul ailesini kaybettiken sonra G. Kore’de sıradan bir taksi şoförü olarak hayatını sürdüyor. Ancak adı haksız yere bir cinayete karışıyor ve masumiyetini kanıtlamak için kendisine tuzak kuranların peşine düşüyor.

Gong Yoo filmdeki aksiyon sahnelerinde dublör kullanmadığı Han Nehrinde çekilen bir sahnede tam 12 kez köprüden atladığını söylüyor bir röportajında. Gong Yoo film-dizi çekmediği ya da işi ile ilgili başka bir durum olmadığı sürece göz önünde olmayı tercih etmeyen bir aktör. Şanslıyız ki bugünlerde, 24 Aralıkta gösterime girecek olan film için promosyon aktivitilerinde sıkça yer alıyor. TV eğlence programlarına da pek katılmayan Gong Yoo, bu kuralı bozarak ‘Running Man’ programına konuk oldu. Noel haftası yayınlanacak olan programda Gong Yoo son derece eğlenmiş gibi görünüyor. Ayrıca yine bu ay 4 ayrı dergiye poz veren Gong YOO 2014 içinde gelecek teklifleri değerlendiriyor. Dergi çekimlerini ve resimleri hayranlığınızı pekiştirmemek adına paylaşmıyorum :) Gerek yok…  Gong Yoo’nun farklı bir rolle karşımıza çıkacağı bu zorlu projeyi merakla bekliyoruz.

Ajuşi / Won Bin

Mayıs 6th, 2012

Image and video hosting by TinyPic

Bu filmi internete düştüğü ilk zamanlarda indirmiş epey süre bekletmiştim bilgisayarda. Biraz ön yargılıydım..  Leon tarzı bir konusu mu var acaba dedim? Sonuçta Leon da çok başarılı bir film olmasına karşın arka planda-alt metinlerde ‘kafa karıştırıcı’ mesajlar veriyordu. Hatta bir kitapta kitabın kadın kahramanı, bu filmi seven erkeklere duyduğu antipatiyi anlatıyordu. Öncelikle belirteyim ki hayır çok temel anlamda benzerlikleri olabilir ama Leon filmi ile alakası yok ‘Ajuşi’ nin.

Won Bin güzel bir yüzden öte iyi bir oyuncu olduğunu çoktan kanıtladı. Aynı şekilde Kim Sae Ron da  küçük yaşına rağmen geleceğin aranan oyuncularından olacağını ispatladı. Takip ettiğim bir sinema blogunda ‘işte uzakdoğu bu’ denmiş. Fazlasıyla aksiyon-şiddet sahneleri barındırdığı için bazı izleyicilerin kafasındaki uzakdoğu imajıyla örtüşmesi muhtemel. Çok belirgin bir durum olmadığı sürece ben kamera açılarından, teknik detaylardan anlamam. Benim için önemli olan filmin ne hissettirdiğidir.

Konusunu kısaca anlatmam gerekirse; bir tarafta dünya yıkılsa umurunda olmayacak bir adam var, rehinecilik yapıyor. Kendi halinde kimse ile iletişim olmayan birisi. Diğer yanda annesi dahil kimseden sevgi görmemiş ama sevgi dolu küçük bir kız. 

Hayatın adaletsizliğine karşı daha fazla sessiz kalamayacağı bir an geliyor ve işte o noktada ‘hiçlikten gelen’ bu adamın neler yapabileceğine tanık oluyoruz. Küçük kızın tehlikede olduğunu öğrenmesiyle, kelimenin tam anlamıyla adamların dünyayı başlarına yıkması. Korkusuzca üzerlerine gitmesi, hem hüzünlendiriyor seyredeni hem de  kararlılığıyla ürkütüyor. Geçmişine dair hiç bir bilgi bulunmayan bu adamın karşısında nasıl duracağını bilemeyen mafya-organ çetesi ilk darbesini buradan alıyor belkide. Filme dair çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. 

Beni tek rahatsız eden şiddet sahnelerin fazlalığıydı ama filmin akışı içinde gerekliydi o başka bir konu. Won Bin sevenlerin zaten izlediği-izleyeceği, hakkında bir fikri olmayanların da oyunculuk adına mutlaka seyretmetleri gereken bir film Ajushhi.

Postman To Heaven-Cennetin Postacısı

Aralık 26th, 2010

Image and video hosting by TinyPic

Konusu:Postman to Heaven – Cennetin Postacısı” Özel bir adam ile terk edilmiş bir kadının fantezi ile yoğrulmuş romantik hikâyesidir. Jae-joon bir postacıdır ancak bildiğimiz postacılardan değildir. O sevdikleri insanları özleyenlerin mektuplarını cennete götürür. Ha-na da o insanlardan biridir ve ölen sevgilisini düşünmeden edemiyordur. Daha sonra Jae-joon ve Ha-na arasında 14 gün sürecek bir fantezi başlar ancak Jae-joon’un Ha-na’dan sakladığı bir şey vardır.

Güney Kore diyarlarında sıcacık bir film :) Eski DBSK yeni JYJ üyesi Jae Jung’un cennete posta götüren bir meleği canlandırdığı Cennetin Postacısı bende bir   ‘Amelie’ biraz  City of Angels’ etkisi yarattı. Yani izlerken bu iki filmle ilgili sahneler geldi aklıma. Bu sözlerime bakarak ikisinin karışımı bir öykü zannetmeyin. Bu yalnızca filmin bende uyandırdığı his.

Hana ölen sevgilisinin ardından cennete ‘sitem’ dolu mektuplar gönderiyor. Beni nasıl bırakıp gidersin ile başlayan.. Aşk acısını, ölüm karşısındaki çaresizliğini öfkeyle dışa vurarak, yazıya döken genç bir kadın Hana.

Joon ile bu posta kutusunun önünde karşılaşıyorlar. Joon Mektupları okuyup ‘uygunluğunu’ onayladıktan sonra atıyor çantasına.

Film depresif ilerler diye tahmin etmiştim ama hiç de ‘umduğum’ gibi olmadı. Bazı boşluklar, bir iki mantık hatası gözüme çarpmadı desem yalan olur. Yine de izleme keyfini kaçıracak cinsten değildi. Joon, Hanaya görevinde kendine yardım etmesini teklif ediyor ve ikili kendilerini adadıkları bir maceraya başlıyorlar.

Image and video hosting by TinyPic

Filmde geçen mekânlar çok güzel, cafeler olsun,uçsuz bucaksız çayır ve posta kutusu olsun. Deniz feneri olsun :) Korede böyle yerler var mıymış dedim :P

Image and video hosting by TinyPic

Ahh bir de Hanna’nın salaş ama kendi içinde şık tarzı, görülmeye değer bence. Berre beğenmiş, bende beğendim :)

Image and video hosting by TinyPic

Bir de Hero’nun kalın siyah, karizmasına, karizma katan gözlüklerine gösterelim :)

Image and video hosting by TinyPic

———- SPOİLER——–

Image and video hosting by TinyPic

Özetleyecek olursak, Hanan ve Joon’un ilişkisi çok kırılgan bir yüzeyde ilerliyor. Kızın, Joon’a bir şeyler hissetmeye başlaması ve bu yüzden ölen sevgilinin acısını unutması ama aslında çektiği acının onları bir arada tutabilecek olması. Ciddi bir tezat. Joon’un Hana sayesinde ‘yaşamını’ sorgulaması. Hanan’ın Joon sayesinde hayata bağlanması… Üzerine çok söz, söylenebilecek bir film değil. Sadece izlenmeli. Bir baş yapıt beklentisi içine de girmemeli. İzlerken ve bittikten sonra insanın yüzünde bir gülümseme bırakan, ‘Kendini iyi hissset’ tarzında bir film. Hero’nun yakışıklılığı da cabası :)

Son olarak bu da benden size gelsin. Aslında ‘Bak postacı geliyor’u ekleyecektim ama bu daha uygun olur diye düşündüm :)

Gong YOO

Aralık 11th, 2010

GONG YOONUN YENİ FİLMİ İLE İLGİLİ

Image and video hosting by TinyPic

Yine mi Gong Yoo demeden önce okuyun lütfen! Severek takip ettiğim arkadaşım Eymasarın blogundan, yine çok sevdiğim başka bir arkadaşımın yorumu vasıtasıyla, öğrendim ki; Gong Yoo ile ilgili ciddi yazı sıkıntısı varmış. Böyle bir açıktan haberim yoktu. Ben eğlenelim istiyorum beraber. Haberlerde getiriyorum arada sırada ama bir şey çok net değilken ya da başı, sonu çok barizken ekstra post girmek anlamlı gelmiyor. Madem öyle bu açığı da kapatmayı vazife edindim. Yeni filmden bahsedeyim size biraz. Objektif ve ciddi bir şekilde. Bildiğiniz üzere askerden dönmesinin üzerinden 1 yıl geçmesine karşın Gong Yoo reklam filmleri, dergi çekimleri dışında bir projede yer almadı. Terhis olmadan önce yapmak istedikleri sorulduğunda; önce bir film, sonra drama çekeceğini söylemişti. Drama konusunda bilgimiz yok. Filmi ise 8 Aralıkta Kore sinemalarında vizyona girdi. Hatta bazı salonlarda İngilizce alt yazı ile izlemek mümkünmüş.

Çekimlerinin bir kısmı Hindistan’da gerçekleştirilen filmin kaynaklarda geçen iki ismi var: First Love ya da Finding Mr. Destiny. Gong YOO ‘nun karakteri Han Gi Joon, First Love Agency diye bir şirkette danışman. First Love Agency hangi sebepten olursa olsun, arayıpta bulamadığınız ilk aşkınızı bulup, sizi kavuşturmayı vaad ediyor. Gong Yoo başrolü Im Sorry I love You dizisi ile yıldızı parlaylan Im Su Jung ile paylaşıyor. Im -ya da Lim – Su Jung, Seo Ji Woo isimli ilk aşkını arayan bir kadını canlandırıyor. Ne var ki, Seo Ji Woo ilk aşkının sadece ismini biliyordur: Kim Jong Wook. Bu durumda onu bulmak hayli zor olacaktır. Israrlı ve kararlı Seo Ji Woo, Han Gi Joon ile birlikte ilk aşkını bulmak için yollara düşer. Bu yolculukta birbirlerine yakınlaşırlar kesin. Gerisi malum.. Filmi izlemedim ama biliyorum ki sonunda ikisi beraber olacak.

Im Su Jung Kore’nin çok sevilen isimlerinden. Güzel denince Kore standartlarında akla gelen bir kaç isimden biri. Hani biz batılıların abartılıyor zannettiği anime karakterleri vardır. Kocaman gözlü, dolgun dudaklı, ince ama yuvarlak hatlı. Bu kız bu figüre çok iyi bir örnek.

İkili gerçek hayatta da çok iyi arkadaş oldukları için, her film öncesi olduğu gibi başrol oyuncularının adı aşk dedikodularına karıştı. Hayran kızların dikkatini çekmek adına kurgulanan bir durum olduğu aşikar. Romantik bir ilişki içinde olmadıklarını her seferinde söyleyen Im So Jun ve Gong Yoo ekran önünde son derece uyumlu görünüyor. Ancak yıllar önceki dedikodulardan sonra daha yakın arkadaş olduklarını da söylüyorlar. Hatta bir röportajda aranızda arkadaşlık dışında bir şey olabilir mi? Sorusuna Im So Jung ” Bunu zaman bırakıyoru-m-” şeklinde cevap vermiştir.

Gong Yoonun dönüş projesi olan First Love, Im So Jung için de uzun bir aradan sonra yeniden beyaz perdeye adım atması açısından heyecanla ve merakla bekleniyor. Umarım en kısa zamanda izleme fırsatı buluruz. İki tane güçlü ve sevimli oyuncunun başrolü paylaştığı lolilop kıvamında bir romantik komedi kötü olamaz herhalde. Daha fazla bilgi için takipte kalın :D

NOT: UPLOAD ve TANITIM YAZISI BLOGDA GÖRDÜĞÜNÜZ HER TÜRLÜ ÇEVİRİ ŞAHSIMA AİTTİR. LÜTFEN İZİNSİZ KULLANMAYIN.

Madeo-Mother

Kasım 22nd, 2010

Öncelikle belirtmek istiyorum ki bu Spoiler FREE bir yazı olacak. Garanti ediyorum. Yani filmin konusu ve kendi hislerim dışında olan bitene dair hiç bir ip ucu bulamayacaksınız.

Geçen yıl ülkemizde İKSV İstanbul film festivalinde gösterilen ‘Ana’ filmi çok merak ettiğim, çok seveni ve beğeneni olan bir film.

Filmin konusu: Do Joon 28 yaşında otistik  bir genç adamdır. Anne ve oğul sesiz bir hayat sürmektedirler. Bir gün kasabada genç bir kızın öldürülmesi ve Doo Joo’nun cinayet sanığı olarak tutuklanması ile bu sessizlik bozulur. Avukat dahil kimsenin ciddiye almadığı baştan savma görülen davada Do Joon hapse atılır. Oğlunun suçsuzluğundan emin olan anne onun masumiyetini kanıtlamak için elinden geleni yapacaktır.

Tam bir karanlık film örneği olan ‘Ana’  Anne-Oğulun hastalıklı ilişkisini çok fazla irdelemese de, bir annenin çocuğu için yapabileceklerinin sınırı olmadığını gösteriyor. Anne’nin adını film boyunca ve hatta sonunda da öğrenemiyoruz. Ben izlerken başından, sonunu tahmin edebildiğim için çok keyif alamadım filmden. Bunun sebebi arşivimde çok uzun süre beklemiş olması ve hakkında çok fazla şey duymuş olmam olabilir. Sonuçta filmin gidişatıyla ilgili bilgiler hevesimizi kaçırmaz ama sonuna dair duyduğum tek bir cümle, bütün bir olayı anlamama yetti. Kahretsin çok zekiyim. :) Filmin başındaki sahnenin bile, bir yere bağlanacağını tahmin etmiştim.

Pek çok festivaleden ödüllerle dönmüş ‘Ana’ ve oyunculuklar kesinlikle göz dolduruyor. Zihinsel engelli rolüyle kadınların sevgilisi Won Bin, ve anne rolüyle Hye-ja Kim çok başarılı. Olaylar zaten annenin bakış açısından yansıyor seyirciye. Anenin duyguları, tepkileri etrafında dönüyor film. Bir ‘Old Boy’ gibi insanı duvara çarpmıyor ama belli bir derecede rahatsız edici türden bir yapım olduğunu söylebilirim. Spoiler vermeden bu kadar anlatabilirim ancak :) İzleyin diyorum özetle. Veeeeee geriiiiiiii döndümmmmm :D

NOT: Alıntı paragrafına alınmamışsa, aksi belirtilmedikçe film özetleri, konuları kendi cümlelerimdir. Lütfen alıntı yaparken belirtiniz.

Gong Yoo’nun Yeni Filmi ‘Finding Mr.Destiny’ Poster ve Fragmanı :)

Ekim 6th, 2010

Allahım çok heyecanlıyım :) Gong Yoo aşkımın yeni filmininin posteri ve İngilizce alt yazılı fragmanı çıkmış. Şeker bir şeye benziyor :) Ahhhh fragmanın sonunu hiç sevmedim ama bu bir film olduğu için fazla tepki vermeyeceğim :D Vatana, millete, Güney Koreye ve tüm Gong Yoo severlere hayırlı olsun diyorum :) Umarım en kısa zamanda tamamını izleme şansını buluruz.

Photobucket

Senkron sorunu olan fragman kaldırıldı. Daha zamanı değilmiş gösterim için ama olsun biz gördük. Diğer ikisini hala izleyebilirsiniz :D


BEN YOUTUBE AÇAMAM DERSENİZ BUYURUN BURADAN İZLEYİN

Milyon Kere Gong Yoo

Eylül 28th, 2010

Image and video hosting by TinyPic

Gong Yoo yu cümle içinde kullanmaca.

Bu resimde pek bir şebek, pek bir şeker görünüyor Gong Yoo değil mi? Geçenlerde Google ararken alakalı alakasız heryer 1232453000 kez Gong YOO’dan bahsetmeme rağmen blogumun Gong YOO yazınca ilk sayfada yer almadığını gördüm. Haliyle hoşuma gitmedi bu durum. Bende acaba bir postta kaç kere GONG YOO yazarsam avantajlı olurum dedim.  Milyon kere Gong Yoo diye şiir mi yazmalıyım acaba? Gong YOO ile başlayan cümleler kurmalıyım :) Gong Yoo’yu en çok ben seviyorum :p (iddialaşmayalım lütfen maksadım başka :P) Gong Yoo bu dünyadaki en güzel gülen adamdır. Gülüşü, güneşi kıskandırır. İyiki de dönmüş askerden yoksa beklemekten ölecektik. Seviyorummmm, Gong Yoo yu seviyorummmmmmmm :) Tamam bu aralar genç oyuncularla daha bir ilgiliyim ama bu Gong Yoo’yu unuttuğum anlamına gelmez. Ayyy sıkıldım. Hayatımda yazdığım en anlamsız blog yazısı oldu. Çok şükür ki benim alanım burası dilediğim yaparım :D Gong Yoo seni seviyorum :D Gong Yoo ile ilgili diğer yazılarım için bakınız Gong Yoo Gülüşü İçimiz Isıtan Koreli Lee Seon Jin ve Gong Yoo Hayalimdeki Senaryo ve diğer 123243o43 yazılarım için tıklayın.

Gong Yoo Biyografi

Gong Yoonun Hayatı

Gong Yoo hayatı

Gong Yoo nerede?

Gong Yoo kimdir?

Gong Yoo nun sevgilisi kim?

Gong Yoo sevgilisi
Gony Yoo çıplak
Gong Yoo Japonyada
Gong Yoo tatilde
Gong Yoo askerde
Gong Ji Cheoul
Gong Yoonun maceraları
Gong Yoo döndümü
Gong Yoo dizileri
Gong Yoonun yeni filmi
Gong Yoo doğum günü.
Gong Yoonun rol arkadaşı
Gong Yoo filmleri
She is On Duty
One fine Day
Secret Diary
Güzel gülen bir adam Gong Yoo
Gong Yoo Türkiyeye gelsin.
Gong Yoo Koreli oyuncu
Gong Yoo haftası
Gong Yoo senesi
Gong Yoo Day
Gong Yoo ile yemek.

Gong Yoo ile devri alem

Gong Yoo First love

Gong Yoo Filmi

Gong Yoo başrol

Gong Yoo Türkiye

Gong Yoo sevenler

Gong Yoo nun burcu

Gong YOO nun başrolünü oynadığı filmler



I am a Cyborg but that’s ok- Rain

Şubat 24th, 2010

Delilik ile dahilik arasındaki ince çizgiyi sorgulatan bu eğlenceli filmi nihayet bende izledim. Canımcım Rüzigarcım Cd ye çekmişti benim için. Baktım Uzakdoğu dizi-film aleminde yorumlamayan kalmamış, dedim kuş konduracak değilim, eksik kalsın benim fikrimde. Fakat Rüzigar YAZ :) deyince elim mahkum daha fazla bekletemedim. Yalnız uyarayım bu yorum Raine uzunca övgülerin döşendiği bir yazı olacak. Sıkılacak olanlar derhal gidebilirler :)

Filmin konusuna değineyim kısaca Young-goon kendisi fare zanneden ve sürekli turp yiyen büyükannesinin yanında kala kala delirmiştir. Bir gün annesi ve akrabaları büyükannenin profesyonel yardım alması gerektiğine karar verip apar topar hastaneye yatırırlar. Gider ayak büyükannesinden Cyborg olduğu gerçeğini öğrenir :P Büyükannesinin geride bıraktığı takma dişlerini taktığında elekronik eşyalarla konuşabildğine inanır. Kendisi üstün teknoloji ürünü bir Cyborgdur ama küçük ev aletlerini, mikserleri falan kıskanır çünkü onların var oluş amacı bellidir. Kendisi ise bu dünyadaki asli görevini hala bilmemektedir. Robot olduğundan yemek yiyemez, yerse bozulacağına inanır, bunun yerine kendisini şarj eder. Bir gün ‘kablolarını’ yani damarlarını dışarı çıkarıp şarj etmek ister ve bileklerini keser bu olayın neticesinde kendisini akıl hastanesinde bulur.

Burada kendi gerçekliklerini yaratmış birbirinden ‘deli’ hastalarla bir arada kalır. Nezaketin muhtemelen sadece dezavantajlarını yaşamış bir adam, çocukluktan beri şarkıcı olmak isteyip olamayan bir kadın, kendini dünya güzeli sana obez başka bir kadın, hayatın eğlencesini yalan söylemekte bulan başka bir kadın daha veeee Il-sun Perşembeyi çalabilecek kadar maharetli bir hırsız, küçülüp yokluğa karışmaktan korkacak kadar çocuk ruhlu bir ‘deli’. Bizim kızla aralarına önce arkadaşlık sonra da bir aşk başlıyor. Bunun öncesinde Il Sun Young Goon merhametini çalıyor ki büyükannesini hasteneye kapatan doktorlardan intikam alabilsin. 7 Ölümcül Günahtan biri merhametli olmak çünkü. Diğerleri; minnetarlık duymak, boş hayaller kurmak, suçluluk duymak, üzgün olmak, sönük ve hareketsiz olmak ve tereddüt etmek.

Gelelim Rain performansına, bir insan aynı anda hem seks sembolü, hem de şirinlik abidesi olabilir mi? Rain olmuş valla. Üstelik GERÇEKTEN şarkı söyleyebiliyor :) Tamam biliyorum kendisi Kore’nin süper starı bir şarkıcı ama konserlerinde iki çığırttıktan sonra gömleğini çıkarıyor, gösteriye yarı  çıplak devam ediyor. Bu da bende dikkat dağıtıyor izlenimi uyandırdı. Ha kızlar için görsel bir şölen mi kendisi? EVET!

Filmi yönetmen 12 yaşındaki kızı seyredebilsin diye yapmış. Çok şirin, renkli bir film. Ancak yine de ufaktan da olsa deli mi? Dahi mi? Kime göre, neye göre gerçek? sorgulatması yapıyor. Kendi dünyalarında yaşadıkları gerçek. Mesela Il Sun hırsızlık yeteneğine herkes inanmış durumda. Sadece kendisi değil : ) Hekimden sorma çekenden sor diye bir laf vardır ya aynen o felsefede ikilinin ilişkisi. Sen hastasın yemek yemelisin, normal değil bu yaptığın demek yerine ve bunu diyenlere inat kendince bir çözüm buluyor Young Goo’nun sorununa gerçekte elektronik dehası olan Il Sun kızın vücuduna bir alet yerleştiriyor ve bu alet yemekleri enerjiye dönüştüryor. Üstelik ömür boyu garantili :) Delinin halinden ancak başka bir deli anlıyor yani.

Yine Raine dönecek olursak kendisinin hayranı olmamama rağmen, yanakları sıkasım geldi bu filmde. Hatta bağırmak istedim ‘Rain bana da Yodile ne oluurrrrr’ diye  :) Özetle Rain sevenler için kaçırılmayacak bir film. Eğlenmek istiyorsanız izleyin, ama beklentilerinizi çok yüksek tutmayın ki hayal kırıklığına uğramayın. Ne olur ne olmaz  :)


A Frozen Flower/Ayazda Bir Çiçek

Mayıs 22nd, 2009

Image and video hosting by TinyPic

Uzun zamandır Asya sineması ile ilgili sitelerde gördüğüm ama bir türlü izleme fırsatı bulamadığım bir filmdi ‘Ayazdaki Çiçek’ baktım Ofori yorumlamış hemen izlemeliyim dedim ve izledim. Filmin konusu kısaca şöyle: Goryeo döneminin son demlerinde Yuan Hanedanı tarafından politik olarak çıkarlarına göre kullanılan Goryeo Hanedanının hırslı kıralı Kunryongwe’yi örgütler. Bu sırada, Goryeo ve Yuan arasındaki ikili ilişkiler gittikçe kötüleşmektedir, çünkü Yuan, kralın oğlu olmadığı sebebini bahane ederek kralın kuzenini Goryeo Veliaht prensi olarak ilan etmek ister. Kral bunu kesinkes reddedince Yuan’a bağlı olan Goryeo’nun yüksek mevkilerdeki yetkili kişileri kralla anlaşmazlığa düşer. Bir gün Kral, muhafız komutanı Hong Lim’e gizli ama reddedilemez bir emir verir…

Bu emirle beraber üçünün de hayatı tamamen değişecektir. Uzun zamandır  hanedanlığa bir varis vermesi beklenen kral, kraliçeye elini bile süremediğinden başka bir çözüm yolu bulur. En güvendiği ve en ‘sevdiği’ adamı Hong Lim’e kraliçeyi hamile bırakmasını emreder. Böylece hem çocuğu kendi çocuğu gibi sevip benimseyebilecek, hem de bir varise sahip olacaktır. Filmi başından sonuna kadar kafamda soru işaretleriyle seyrettim. Koskoca ülkenin kralı ‘görev’ icabı bile olsa kraliçe ile yatamıyor mu? Günümüz de pek çok gizli eşcinsel çoluk çocuk sahibi erkek var.  Demek ki haz almak bir yana hiç bir şartta kadın bedenine dokunamıyor ve bu ‘görevi’ bir başkasına devrediyor.

Kral ve Hong Lim arasındaki yıllardır süregelen bağlılık ve sevgi kraliçenin de gözünden kaçmıyor ve ikisini uzaktan biraz hüzün biraz da kıskançlıkla izliyor yıllar boyu. Kral sevdiği adama Kraliçe ile yatmasını söyleyince önce her iki tarafda bu fikre tepki gösteriyor. Ancak; emir demiri keser ilkesiyle ve biraz da başka çareleri olmadığı için kabul ediyorlar. Böylece; muhtemelen daha önce karşı cinsle hiç beraber olmamış iki insan aynı yatakta bir araya geliyor. Başlangıçta korkuyorlar, çekiniyorlar ama yine de deniyorlar. Hong Lim tarafından bakarsak koskoca ülkenin Kraliçesi ve ona bir varis vermek gerekiyor. Kraliçe açısından bakarsan ömrü boyunca hep tepeden baktığı ve pekte sevmediği bir adam yanı başında birbirlerine ve tabiiki krala yardım etmek zorundalar. Nereden bakarsanız bakın büyük sorumluluk. İlk seferinde  gerek tüm o karmaşık duygulardan gerekse acemiliklerinden cinsel birleşme yaşayamıyorlar. Hong Lim krala bunu söylediğinde, yeniden denemesini istiyor kral. İşte bu an filmin kırılma noktalarından biri oluyor aslında. Eğer kral ‘Tamam zorlama kendini’ deseydi ne olurdu acaba?

Kralın isteğiyle yeniden bir araya geliyorlar. Bu sefer sorun yaşamıyorlar. Tam kendilerini kaptırmışken Kraliçenin çıkardığı sesle irkilen kral kendine hakim olamıyor ve neler olduğuna bir bakıyor. O anda yüzünde ki ifade üzgün, meraklı ama en çok kederli bir hal alıyor. Kesinlikle görülmesi gereken bir performans bence. Sevdiği adamı başka birinin kollarında görmek Krala acı verse de hanedanlığın geleceği için göz yumuyor. Daha sonraki seanslarında karşı cinsi ve kendi bedenlerini keşfeden ikili birbirlerini arzulamaya başlıyor. Bu arzu, duyguları konusunda kafalarının karışmasına sebep oluyor bence.

Kraliçe ve Hong Lim arasında ki yakınlaşmayı farkeden Kral önlemini alıyor ve üstü kapalı bir şekilde tekrar görüşmelerine gerek olmadığını söylüyor. Bu andan itibaren yasak olan her şey gibi beraber olma arzuları daha baskın bir hal alıyor. Bedensel hazlarına yenik düşen Kraliçe ve Muhafız kralın haberi olmadan her fırsatta ve mümkün olan her ‘şekilde’ sevişmeye başlıyorlar. Aslında buna ‘sevişme’ denemez aralarında ki sadece cinsel çekim.  Her ikisinin de yeni keşfettiği bir ‘oyun’ gibi. Eğer bu kadar yasak olmasaydı ya da kral göz yumsaydı bu cinsel deneyimlerine yine de bu kadar arzularlar mıydı birbirlerini? Şehvetle ile sevgiyi, sadakat ile tutkuyu birbirine karşıtırdıklarını düşünüyorum. Aralarında fiziksel bir uyum olduğu besbelli ama bu birini sevmeye ya da seni ömrü boyunca sevmiş birine ihanet etmeye değer mi? Acaba diyorum yönetmen şunu mu demek istedi: Aşık olduğun biri ile sevişebiliyorsan, seviştiğin birine de pekala aşık olabilirsin. Ben ortada sevgiye dair hiç bir işaret görmedim. Seven tek kişi kraldı ve ihanete uğaradı. Sadece ve sadece ona üzüldüm. Bir sahnede ikisini beraber basıyor ve tam bundan önce umarım yakalanmazlar dedim kendi kendime. Onlara ne olacağı umurumda değildi. Tek düşündüğüm o manzarının kralı ‘öldüreceği’ idi ve öyle de oldu.  Kraliçe ‘sevgilisini’ kurtarmak isterken ‘onu ben baştan çıkardım, benim kabahatim’ diyor. Bence de öyle ama Hong Lim kabul etmiyor. Son derece trajik ve müthiş bir oyunculuğun  sergilendiği bir sahne.

Bütün olanların sonunda Kral herşeye rağmen Hong Lim’e bir şans veriyor. ‘Gel eskisi gibi olsun herşey. Sana her istediğini veririm hatta bu ülkeyi bile’  Diyor. Ne yazık ki bu kadar seven ve hoşgören kral sevdiğinden beklediği tepkiyi alamıyor. Sonunun son derece acıklı olduğunu söylemeliyim. Film içindeki erotik sahneler fazla aşırıya kaçmış bence. En baştaki bir iki sahne hariç  diğerlerini bu kadar detaylı görmemize gerek yoktu. Yani ahlak bekçiliğine soyunduğumdan falan değil. Filmin bütünlüğü içinde çok fazla anlam ifade etmediğini düşündüğümden. O bölümler çıkarılsaydı da aynı ölçü de başarılı bir yapım olurdu bence. Ayrıca dövüş sahneleri de son derece başarılı ve göz alıcıydı. Produksiyona ciddi bir para harcanmış belli. İzlemek isteyenler için buradan Türkçe buradan da İngilizce alt yazı ile izleyebilirsiniz. Hatta mutlaka izleyin tavsiye ederim.

Antique Bakery

Mart 23rd, 2009

Image and video hosting by TinyPic

Uzun zamandır merak ettiğim bir filmdi Antique Bakery sonunda izleme fırsatı buldum. Önceleri sıradan bir gay filmidir diye düşünmüştüm.  Yanılmışım, çok daha ilginç bir hikayesi var. Yalnız başlamadan önce bir kaç uyarıda  bulunmak istiyorum.

  • Mutlaka yanınıza kağıt mendil peçete türünden bir şeyler alın. Zira izlerken ağzınızdan akan sulara hakim olamayabilirsiniz.
  • Eğer şansınız varsa sağda solda tatlı, kurabiye özellikle PASTA türü yiyecekler bulundurun.
  • Bu uyarı sadece bayan izleyiciler için :)  Kızlar bozmayın moralinizi bu sadece bir film ;)

Gelelim filmin konusuna Ji Hyunk zengin bir ailenin biricik oğludur. Yakışıklı, terbiyeli, görgülü. Üstelik akıcı bir şekilde Fransızca konuşabiliyordur. (bayılırım Fransızca’ya :) ) ama tüm o ‘cici çocuk’ imajı iç dünyasında yaşadığı karmaşayı örtmek ve ailesini endişelendirmemek içindir.  Bu yakışıklı gencimiz günün birinde aile işini bırakıp bir pastane açmaya karar verir. Hazırlıklar sırasında iş bir pasta ustası bulma aşamasına gelir. İş başvurusunda bulunan civarın hatta ülkenin en iyi pasta şeflerinden biri görüşmeye gelir. Yalnız bir sorun vardır; bu alanda efsane olan şef  Sun Woo ‘şeytani” cazibeye sahip bir eşcinseldir ve daha önce bütün çalıştığı yerlerdeki erkekler bu cazibeye kapılıp onun uğruna kavgalar etmiş, aşkından divane olmuş, evini barkını terketmiştir.

Image and video hosting by TinyPic

Baştan uyarısını yapan Sun Woo’nun hatırlamadığı bir şey vardır. Pastane sahibi onun lisede mezuniyetten kısa bir süre önce ilanı aşk ettiği ve onu çok acımasız bir şekilde reddeden ilk aşkıdır. Bunu öğrendiğinde tepkisi benim beklediğimden çok farklı oluyor. Bir sorun daha var ki Sun Woo kadınlardan korkuyordur (gay olmasını böyle mi açıklıyorlar bilmem bana saçma geldi.) böylelikle Ji Hyunk’un güzel kızları işe alma hayali de suya düşer.

Bu ikiliye daha sonra garson olarak katılan Gi Beom eski bir boks şampiyonudur. Sağlık sorunları yüzünden boksu bırakmak zorunda kalmıştır. Pastanaye adım attıktan sonra Sun Woo’nun pastaları ve yeteneğiyle kendinden geçen Gi Beom ona hem büyük bir saygı, hem de çok büyük bir hayranlık besler ve kendisine bildiği her şey öğretmesini ister.

Ji Hyunk’un sadık hizmetkarı Su Young da resme dahil olunca tablo tamamlanır. Su Young’un annesi yıllarca Ji Kyuk’un ailesinin yanında çalışmıştır ve Su Young ‘genç efendisini’ çok sevmekle birlikte ona bir tür vefa borcu duyar ve onun yakınında olarak bu borcu kendince ödemeye çalışır. Son derece yakışıklı ama pek de zeki olmayan Su Young da Sun Woon’dan çok etkilenir. Öyle ki onun etrafındayken eli ayağına dolaşır.

Image and video hosting by TinyPic

Kısa süre içinde civardaki en ünlü pastane haline gelen bu ‘antik’ cafe müşterilerle dolup taşmaya başlar. Herkes burada yapılan pastalara ölüp biterken, Ji Kyuk ağzına bile sürmez. İsimlerini bile zor ezberler. Bunun sebebi aslında çok derin ve karmaşık geçmişe dayanıyor. Ji Kyuk küçükken kaçırılır ve iki ay boyunca ailesi ondan haber alamaz. Yaşadığı ağır travmayı unutmayı seçen Ji Kyuk’un hatırladığı tek şey onu kaçıran kişinin pastalara olan düşkünlüğüdür. Bir de kendisini her gün pastayla beslediği. O günden beri ne zaman pasta yese soluğu tuvalette alır. Elbette istem dışı olarak bütün yediklerini çıkarır.  Bu pastane açma isteği de artık olanlarla yüzleşmek ve onu kaçıran kişi ile karşılaşmak istemesindendir.

Filmde beni rahatsız eden tek nokta Jo Ji Hoon’un sürekli sigara içmesiydi.  Düşlerimin Prensinden o kadar farklı ki adını falan bilmesem mümkün değil tanıyamazdım. Bence oradaki hali çok, çok daha yakışıklı. Bu arada öldüren cazibe Sun Woo’nun Fransız sevgilisinden bahsetmeden olmaz. Kendisi gibi önemli bir pasta şefi olan Jean Babtise taaa Paris’ten kalkıp sevdiği adamı görmeye gelir. Andre Gille’tin adı kaynaklarda pek geçmiyor. Halbu ki filmdeki rolü çok da küçük değil. Bu kıskanç sevgili ilk başta Sun Woo’nu Ji Kyuk’dan kıskansa da sonra Ji Kyuk’un erkeklerden hoşlanmadığını öğrenerek rahatlar. Fakat yine de Sun Woo’nun ona ait olduğunu hissettirmekten de geri durmaz. Her bir karakterin mazisinde kendine ait karanlık bir anısı var ve belki de onları bir araya getiren ortak nokta bu geçmiş yaşanmışlıklardır.

Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic

İtiraf etmeliyim ki iki yakışıklı erkeğin öpüşmesi bana biraz garip geldi. Fransız gerçekten hoş bir adam. Ben Kim Jae Wook’un gerçek hayatta da gay olduğunu düşünüyorum ama tabiiki bu iyi bir oyuncu olmasını etkilemez. Jo Ji Hoon’a fırça bıyık hiç yakışmamış :) Bunu da belirtmek isterim.

Son olarak çok renkli bir film hem görsel açıdan hem de karakterler açısından. Umduğumdan daha fazlasını buldum diyebilirim. Elbette ki izlemenizi öneriyorum :) Fragman için buraya Filmi ingilizce alt yazı ile izlemek için buraya tıklayın.