Tag-Archive for » Korean dramas «

Turkey Wants Kpop – We’ll Rock You :)

Malumunuz JYJ üyesi Jaejong 5 şubatta ülkemize teşrif etti :) Uzaktan gözlemlediğim kadarıyla ilk kez olması sebebiyle tecrübesizliğimize denk gelen minik aksaklıklar olsa da, Jaejong başarılı bir Fan Meeting düzenledi. Ülkemizden mutlu ayrıldığını düşünüyorum. Ankara’da olduğu için gidemedim şartlar el vermedi. Zaten öyle deli gibi sevdiğim, görmezsem öleceğim biri değildi. Fakat bu geliş pek çok yerde haber oldu. Türk hayranlar hakkında gurur verici yorumlar yapılmış sitelerde, forumlarda. Bu gelişin diğer Kpop starlarına, aktörlerine örnek olmasını ve yollarını açmasını diliyorum. Ankaralıları da tebrik ediyorum. (Elbette bir daha ki sefere İstanbula bekliyoruz. :) ) Burada konsolosa süperstar muamelesi yapıp, kimseyle görüştürmezlerken Ankara’da Büyükelçi ile Korefanları gayet yakın. Neyse esas meseleye gelelim Jaejong’un gelişiyle cesaretlenen Türk Kpop fanları bir video hazırlayıp Twitterda dünya çapında trend olmayı hedeflemişler. Kısa süreli de olsa gerçekleşti bu istek. Fakat bu istek ve etkinlik Twitterla sınırlı kalmamalı bence. İnternette karşımıza neyin, ne zaman çıkacağı belli olmuyor. Kendi bloglarımızda, profillerimizde vs. duyurarak daha fazla kişiye  ulaşabiliriz bence. TURKEY WANTS KPOP ( i want Gong Yoo-Ben Gong Yoo’yu istiyorum :) )
Not long time a go on 5th February JYJ’s Jaejong visited our country and held a fan meeting with his Turkish fans. I couldn’t go because of various reasons and I am also not so great fan of him. But I am very glad a very famous idol visited our county. He is surprised in front of love and attention of his Turkish fans. And I believe he left with good impressions and memories. I’ve read flattered comments about Turkish fans written by other fans. Which is good because everybody knows how Kpop fans are a bit scary and jealous :) Around this time Turkish Kpop fans made a video for Twitter Trending activity. The aim was to get a place on World Wide Trending list. It succeed even for very short time. Well  Turkey Wants Kpop. We are also affected by Halyyu-Korean Wave. SPREAD THE WORD…

Protect The Boss/Patronun Böylesi :)

Sevgili Kimbapsuşi’nin  blogunda görüp, onun önerisiyle izlemeye başladım bu diziyi. Her zamanki gibi Kimbapın tavsiyesi beni yanıltmadı. Protect the Boss klasikleşmiş patron-veliaht profilini tamamen yıkıyor.

Elimizde bir adet patronumuz var: Cha Ji Heon… Her türlü arızası mevcut. Sosyalfobisi var, panik atağı var, kalabalık önünde konuşmaktan korkuyorr -hadi bu bir normal olsun herkeste var çünkü bir derece-, kocaman adam olmuş hala babasından dayak yiyor. İşte sorunlu bir adam. Süregelen bir iletişimde bulunması yorucu bir insan modeli. Bir tarafı çocuk kalmış fakat izleyici olarak bu karşı tarafta son derece büyük bir sempati yaratıyor.

Tabii ki bir adet esas kızımız var adam çocuk ruhlu ve çeşitli yönlerden arızalı olabilir ama kızın da ondan aşağı kalır yanı yok. Bugüne kadar bu dizi ve filmlerde mükemmel esas adamların hatta daha da mükemmel ikinci adamların neden sarsak, pasaklı, çoğu zaman eğitimsiz ÇİRKİNN :) (Bunu ben ekliyorum tabii yoksa kızlar güzel) kızlara aşık olduklarını, ilgi duydukları çözememiştim. Protect the Bossla bir aydınlanma geldi üzerime şimdi anladım. ‘Farklı’ geliyor bu kızlar o karakterlere. Hani zaten zengin, yakışıklı, eğitimli vs. vs. elini sallasa kendi sosyal çevresinden en az 50 kız toplanır çevresinde. Ama işte zenginlerin garip zevkleri oluyor demek. Paranın gözü kör olsun :)

Lise yıllarında tam bir başbelası olan kızımız, günlerini şiddet ve öğrenci kavgalarıyla geçirmiştir. Elinin ağır olduğunu da ilerleyen dakikalarda görüyoruz :) Tabii Üniversiteye de gidememiş bu sebeple. No Eun Seol’un hayattan tek dileği düzenli geliri olan bir iş. Azıcık aşım kaygısız başım mantığında. Babası bir sürü borç takmış şimdilerde kırsalda inzivaya çekilmiş. Bizde yatır, camii falan dolaşılır No Eun Seol Korede olduğu için  orada tapınak, kilise, camii üçlemesine gidiyor duasının kabulünü garantiye almak için :)

Ji Heon ve Eun Seol’ün karşılaşmaları elbette hareketli oluyor… Bir takım olaylar sonucu Eun Seol, Ji Heo’un sekreti olarak işe giriyor.

Tabii dizimize bir mükemmel ötesi ikinci adam gerekiyor. Bu da Jaejong’un canlandırdığı Cha Moo Won karakteri. Kendisi Ji Heon’un kuzeni ve onun aksine şirketle son derece ilgili, iyi bir konuşmacı başarılı bir genç iş adamı. Ne oluyor bu arkadaş da Eun Seol’e ilgi duyuyor. Ama gerçekten ilgileniyor mu? Yoksa Ji Heon ile ilgili herşeyde olduğu gibi bunu da içgüdüsel olarak rekabet hissi ile mi yapıyor çok emin olamadım.

Tabiiki bu tabloyu tamamlamak için bir rakip dişi gerekiyor o da Nah Yoon. Bu oyuncuyu Personal Taste dizisinde In Hee olarak izleyip karakterden ölesiye nefret etmiştik. İşte oyunculuk bu olsa gerek tamam zıt bir rolle karşımızda çıkıyor Wang Ji Hye. Nah Yoon da zengin bir ailenin tek kızı. Şımarık biraz ama tatlı bir şımarık. Kötü diyebileceğimiz bir karakter değil. Zaten evden kaçıp Eun Sol ve arkadaşının evine sığınyor. Kendisi diğer Chaebollardan farklıymış. Kendi başına yaşamış bir süre, ailesinden yardım almadan yaşayabilirmiş. O süre ne kadar diye soran olursa 3 ay :)

Bu sahnede 50 kere falan NG olmuş yani sahneyi defalarca tekrarlamak zorunda kalmışlar. Koreli fanların ne kadar deli olduğunu bilen WGJ röportajlarında defalarca özür dileyip, sadece iş bu gerçek öpücük değil diyerek hayranların tepkisini çekmekten ne kadar ürktüğünü de göstermiş oldu. Valla ben olsam ben de korkardım :) Ama söylenenlere göre olaya sakin yaklaşmış Fangirller.

 Ji Heon aşkını son derece bilimsel bir dille açıklıyor ‘Limbik sistemimin amigdalasına bir göktaşı çarptı’ Canım psikolojik sorunların olduğunu biliyoruz zaten ha ha :) Dizinin eğlenceli unsurlarından biride  iki kuzenin birbirleriyle olan ilişkisi çok komik ve içten içe sevgi dolu :) Jaejong oyunculuğunu geliştirmiş burada en azından bir kaç mimik ve duygu ifadesi gösterebiliyor. Ama Jaajongi yaylanmadan yürü yavrum :) Kendine güvenen Chaebollar öyle yürümez. Bknz. Kim Jo Won/Hyun Bin.  Bir dahaki rolde bunu öğren :) Babadan, büyükanneden, hırslı yengeden ( Moo Won’un annesi) bahsetmedim onlarda var. Onlarda komik. Özellikle babanın ikide bir toplum servisi cezası alması tam bitti derken, bir yenisi ile karşılaşması oldukça eğlenceliydi. Ben çok eğlendim izlerken. Çok keyifliydi. Zaman kaybı olmaz bende sizde seyredin :)

Kişisel Bir Not: Bu yazıyı da sağ salim bitirdim çok şükür. 9 Ocak günü yazmaya başladım. Daha öncesinde taslaklarda duruyordu. Yazım sürecimin uzunluğunu arkadaşlarım bilir. İçimdeki sıkıntıdan dolayı bitiremeyeceğimi anladım ve bir kolaj postu yolladım o gün. Sonrası malum… Bir süre internete girmeme rağmen kolum kalkmadı. İçimde hala derin bir acı var ama umarım eğlenmişsinizdir okurken.

You are Beautiful/Bu mudur?

2009 yılının son aylarında yayına girip bu kısa sürede fenomen olmuş bu dizi.  Ben o kadar da sevmedim. Evet çok eğlenceli bölümleri vardı. Oyuncular her zamanki gibi çok genç ve çok yetenekli. Görsel olarak tatmin edici ama konu oldukça tanıdık. Hatta ilk başta en sevilen dizilerden ortaya bir karışık yapmışlar gibi geldi. Yine de söylemeliyim ki keyifle izledim. Biraz Coffee Prince, biraz Boys Before Flowersı anımsatıyor. Eğer her iki yapımıda izlediyseniz bunu da sevmeniz olası. Dizinin konusu kısaca şöyle: Mi Nam zaten meşhur olan üç kişilik ANJELL adlı bir pop grubuna dördüncü olarak alınır. Ancak, ciddi bir kaza geçirince, Mi Nyeo kardeşinin kimliğini ve yerini almaya zorlanır.En başta isteksiz olsa da daha sonra erkek kardeşinin şarkıcı olmak istemesinin sebebinin annelerini bulmak olduğunu öğrenince. Kardeşi dönene kadar bu oyunu sürdürmeyi kabul eder.

Yalnız bir problem vardır ki;  Min Nyeo hayatı boyunca manastırda yaşamıştır ve dış dünya hakkında çok fazla bilgiye sahip değildir. Her Kore dizisinde olduğu gibi, kızımız aşırı derecede masum, aşırı derecede sevimli. Bütün bu özelliklerden ötürü ANJELL grup üyelerinin üçü de kendisine aşık oluyor.

Karakterlere gelince; Tae Kyung grubun lideri, sert ve biraz da öfkeli bir çocuktur. Biraz BBF de ki Gu Jun Pyu anımsatıyor. Hatta Gu Jun Pyu rolü, Hwang Tae Kyungı canlandıran aktör Jang Geun Suk’a önerilmiş ama daha deneyimli aktörler var diye Bethowen Virus de oynamayı tercih etmiş bu yakışıklı. Allkpop sitesinin kim daha iyi Gu jun Pyu olurdu? Anketinde Lee Min Hoo ile %49 %51 gibi bir rakamla başa baş gidiyorlardı. Tabiiki Min Hoo önde. Harika bir performans sergiledi geçen yıl ve bütün ödülleri sonuna kadar hak etti. Yine de Jang Geun Suk da kötü bir seçim olmazmış. Neyse devam edelim. Tae Kyun da aynı Gu Jun Pyu gibi sert kabuğunun altında sevecen ve kırılgan bir ruh barındırmaktadır. Temizlik delisi, takıntılı ve sinirli bir tip olmasına rağmen son derece sevimli. Go Mi Nam deyişine de ayrıca hastayım :)  Go Mi Namı en başlarda kabul etmek istemese de aralarında zamanla bir yakınlaşma olacağını söylememe gerek yok sanırım. Geun Suku da diğerlerini de ilk kez  izliyorum. Fakat Geun Suk ta sevimli gülüşüyle beğendiğim gençler arasına katıldı. Senin beğenmediğin var mı? Demeyin. :P VAR! Sayamam belki ama çok var ha ha ha.

Bir diğer grup elemanı Shin Woo grubun sağ duyulu ismi. Aynı Boys Before Flowers daki Ji Hoo gibi. Şefkatli, sabırlı, anlayışlı yakışıklı. Bir kızı mutlu edebilecek bütün özelliklere sahip. Bölümleri izlerken adını bir türlü ezberleyemediğim için kendisinden sürekli ‘ortanca’ diye bahsediyordum. Go Min Nam’ın kadın olduğunu daha ilk günden anlıyor. Farkettirmeden onu koruyup, kollamaya başlıyor. Tabiiki aşık oluyor bu erkeğe hiç benzemeyen güzel kıza. Fakat her zaman olduğu gibi bu karakterinde kalbinin kırılmasına hiç bir şey engel olamıyor :(

Yine ben bu oyuncuyu da hayranlıkla izlerken, bakayım dedim kaç yaşında neyin nesi? Öğrendiğim rakam hoşuma gitmedi :P ama bu benim onu beğenmeme tabiiki engel değil. Yine de zaman zaman düşünüyorum. Bunun bir cezası olmalı ha ha. Bu kadar genç ve yakışıklı çocukları beğenmek yasaklanmalı :P Amaa 18 yaşından büyüklerse kim ne diyebilir!! Ben de o kadar yaşlı değilim ama malum Kore kültüründe bir kaç yaşın bile önemi büyük.

Veeeeee Jeremmy. Grubun haşarı  çocuğu. Şirinlik abidesi. Onu sevmeyen yok. Ben de sevdim ama o kadar çok değil. Olmasa benim için büyük bir kayıp olmazdı. Go Mi Nama yaptığı şirinlikler kız olduğunu öğrendikten sonra sevinmesi falan eğlenceliydi. Göz yaşlarını içine akıtan bir tip ama genelde pozitif bir portre çiziyor. Ben çok beğenmedim bu karakteri ama ciddi bir hayran kitlesi var.

Tabiiki her şey böyle güllük gülistanlık ilerlemiyor. Bir de kötü karakterimiz var. Korenin iyilik perisi olarak bilinen ünlü bir star Yoo He Yi. Yüzüne sahte bir gülümse yerleştirerek, ya da başı sıkıştığında ağlayarak, gerekirse bayılarak herkesi kandıran bu kız; Anjell tarafından hiç sevilmiyor. Tae Kyun kıza sürekli ‘sahtekar’ diyor. Go Mi Namın kız olduğunu öğrenmesi de işleri iyice karıştırıyor. Fanatik hayranlar, çıkarcı menejer, saf yönetici ve stil danışmanının da diziye ayrı bir dinamik kattığını söyleyebilirim.

11. bölüme kadar biraz sıkıldım ama sonrası izlenmeye değerdi. Tae Kyun kıskançlıkları, Go Mi Nam için domuz burunlu bir tavşan yapması bunu yaparken de bir cerrah edasıyla davranması çok şekerdi. Menajerleri kıza insan vücudunda bir takım baskı noktaları vardır.  Onlara basınç uyguladığında duygularını kontrol edebilirsin diyor. Açlık hissini bastırmak için şuraya, susuzluk için buraya falan derken, birine karşı kontrol edemediğin yoğun duygular hissedersen de burnuna dokun diyor. Tabiiki tamamen sallıyor. Bizim saf kızda buna inanıyor. Bunun üzerine ne zaman Tae Kyug u görse burnuna dokunuyor. : ) Dizinin müzikleri çok güzel. Oyuncuların hepsi şarkı söyleyebiliyor. Hatta pek çok fan keşke Anjell grubu gerçek olsa diyormuş. Vaktiniz varsa izleyin diyorum. Bir şey kaybetmezsiniz ama çok yüksek beklentiler içine girmeyin. Yeni bir şey anlatmıyor You are Beautiful. Zamanın da Buffy, Angel gibi çok iyi dizileri izlemiş biri olarak, şimdiki yeni yetme kızların Twilight filmine bayılmalarını nasıl anlayamıyorsam bu dizinin de hit olmasını anlamıyorum. Kötü mü? DEĞİL ama izlerken ben bunu zaten biliyorum hissi veriyor insana. Dizi ile ilgili beğendiğim iki blog arkadaşımın yorumlarını okumanızı tavsiye ederim bölümler hakkında daha detaylı bilgi ve güzel resimler bulabilirsin. Koresintisi ve Chibi.

Türkçe alt yazı ile izlemek için buraya. İngilizce için buraya tıklayın.

My Name is Kim Sam Soon/0 Beden Çılgınlığı

Image and video hosting by TinyPic

YÜKSEK DOZDA SPOİLER İÇERİR :)

Kim Sam Soon 29 yaşında çok sevimli, doğal ve sevgi dolu ve pasta yapmak konusunda  çok yetenekli bir kızdır. Kim Sam  Soon çevresindeki kadınlardan biraz daha kiloludur ama kesinlikle ve kesinlike şişman değil. Kim Sun Ah diziden önce 50 kiloymuş ve boyu 1.70. Aradaki farka bakar mısınız? Kemikleri sayılıyor olmalı :) ) Bence bu haliyle de çok güzel.

Medyanın günümüz toplumu üzerindeki etkisi yadsınamaz ama bu kadar saçma sapan bir zihniyet olamaz. Hep daha zayıf, hep daha güzel olma fikrini pompalıyorlar durmaksızın. Artık zayıf olmakta yetmiyor. Daha zayıf olabilirsiniz, elmacık kemikleri daha çıkık, dudaklar daha şişik ve burun her zaman daha sivri olabilir. Biliyorum bu laneti başımıza kim sardı.1970′lerde Twigy diye bir manken vardı bütün dengeleri o alt üst etti. Neyse günahı boynuna diyorum  ha ha ha

My Lovely Kim San Soom dizinin bir diğer adı. Asya tarzı Bridget Jones da diyebiliriz. İlk iki bölümün videolarında problem olduğu için bölümlerin tamamını izleyemedim. Kim Sam Soon bir şekilde işinden ayrılıyor. Bu arada 3 yıllık sevgilisi tarafından terk ediliyor. Tuvalette hüngür şakırt ağlarken esas oğlanla karşılaşıyor. Burası erkekler tuvaleti sen sapık mısın? Diye bir de üstüne azar işitiyor. Başka bir mekanda ikilinin yolları yeniden kesişiyor ve Sam Soon adamın restoranında pasta şefi olarak işe başlıyor.

Image and video hosting by TinyPic

Hyun Jin Heon zengin bir ailenin 27 yaşında yakışıklı, ukala oğludur. İşte klasik bir Mr. Darcy tipi. Görüşmeden sonra tamam beraber çalışabiliriz der. Kim Sam Soon’un beraber çalışmak için tek bir şartı vardır adının Kim Heen Jin olarak bilinmesi. Kore diline özgü bir ayrıntı var sanırım bu isimlerde ne yazık ki ben anlamadım. Kim Sam Soon neden komik? Diğeri neden güzel bir isim? Neyse kızımız umutsuzca görücü usulü randevulara gider onlardan birinde Hyun Jin de aynı mekandadır. Aklına ‘parlak’ bir fikir gelir. Önce gider kızın kırk yılın bir başı düzgün giden randevusunu bozar. Sonra kıza ‘sevgili’ olmayı önerir. Elbette gerçek bir birliktelik değildir bu. Annesinin dırdırından kurtulmak, görücü usulü randevulardan kaçmak için oynayacağı bir oyundur.

Kim Sam Soon önce kabul etmez bu teklifi. Daha sonra babasından kalan evin satılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu öğrenince mecburen kabul eder. Neden ben diye sorduğunda Hyun Jin: Çünkü birbirimizden hoşlanmamıza imkan yok diye cevap verir. Bu cümleleyle olayların akışının planlandığı gibi olmayacağını hemen anlıyoruz. Sen Hyun Jin bu kıza fena aşık olacaksın diyor izleyen ha ha ha : )

Bir önceki gün,  mahvolan randevusunun moral bozukluğu ve Hyun Jine olan siniriyle kendini içkiye veren Kim Sam Soon. Sabah çocuğun evinde uyanıyor. Nerede yaşadığını bilmediği için bizim adam kendi evine getirmiş kızı. Bu esnada annesi geliyor ve bu kız arkadaş olma durumu da tesadüfen daha bir inandırıcılık kazanıyor ama anne çakal oğlunu da çok iyi tanıyor. Bu işin içinde bir bit yeniği var diyerek tedbiri elden bırakmıyor.

Bu kaba, şımarık genç adam yeğenin yanında şeker kıvamında, sevimli, şefkatli tadından yenmez biri oluveriyor. Tahmin edersiniz ki Kim Sam Soon küçük kıza kendini sevdirmekte zorlanmıyor. Beraber hamurdan şekiller yapıyorlar. Ufaklık hiç konuşmuyor ama sürekli gülümsüyor. Anne ve babasının ölümünden sonra Babaannesi ve amcası ile yaşamaya başlamış. Bir de uyuz donuk bir sekreterleri var her işe koşan. Kızın suratında zerre sevimlilik yok.

Hyun Jin annesi eski sevgilisini unutması için, başka kadınlarla çıkmasını, eğlenmesini falan istiyordur ama Hyun Jin bunu yapmaz. Kim Sam Soon da şaşırır normal olarak. Erkeklerden daha fazla hoşlandığın için mi? Diye sorar. Hemen akabinde ‘istersen kanıtlayayım’ tarzında maço bir muhabbet geçer. Basitçe hayır deyip mantıklı bir neden söylemek yetmez çünkü maçoların dünyasında. Kanıtlayabileceğini göstermesi en azından dillendirmesi gerekir.  Hyun Jin bir şartı vardır sahte bile  olsa sevgilisi başka erkeklerle görüşmemelidir.

Talihsiz  Kim Sam Soon başka bir şanssız tesadüf eseri eski sevgilisinin nişan partisi için pasta hazırlarken bulur kendini. Nişanlandığı kız Kim Sam Soon’un eski bir tanıdığıdır. Bankacının ikinci kızı olarak bahseder kendinden belli ki zengin bir hatun ama bu şımarık ve saygısız biri olmasına engel değil. Kim Sam Soon ve Hyu Jin’in birlikteliğini öğrenince kendince kızı aşağılamaya çalışarak hesap sorar. Genç değilsin, güzel değilsin ne yaptın da kandırdın ‘oppa’mı diye sorar. Sam Soon’un özgüvenine hayran kaldım burada. Kızla öyle güzel alay edip ağzının payını veriyor ki görülmeye değer.

Hyun Jin ile Sam Soonayı beraber gören eski sevgilisi yeniden kızın peşine düşer. Tabii ne de olsa kaçan balık büyük olur. Ailesinin otel açılışı için Jecu adasına giden ikili burada da Min Hyun Wo ile karşılaşır. İki adam birbirlerine girerler. Olaydan sonra sanırım odadalar iken, Hyun Jin, Kim Sam Soon’un karnına yatıp ağabeyi ve yengesinin nasıl öldüğünü anlatır. Buna ben sebep oldum o yüzden gülmeye hakkım yok der. Yetmezmiş gibi bir de kazadan bir hafta sonra sevgilisi Amerikaya gitmiştir. Böylelikle neden asık suratlı ve asabi olduğunu da anlamış bulunuyoruz. Bu an ve itiraf birbirlerine karşı bir şey hissettiklerinin habercisidir ama ne yazık ki bu mutlu tablo çok uzun sürmez.

Image and video hosting by TinyPic

Tam otelden ayrılırken eski sevgilisi ve arkadaşı Dr. Hennry ile karşılaşırlar. Daniel Henney’nin ilk dizilerinden biri sanırım bu. Yakışıklılığıyla göz dolduruyor ama oyunculuğu için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bu arada tesadüf bu ya eski sevgilinin adı da Heen Jin dir. Önceki bölümlerde Koreye döndüğünde Hyun Jini bulup özür dilediğini falan görüyoruz. Es geçiyorum oraları. Jecu adasında yüzleşen iki sevgili kavga ederken Henrynin araya girmesiyle kızın neden Kore’yi terk ettiğini öğreniyoruz. Bu sebepten ötürü affediliyor elbette ama hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağını da görüyoruz ilerleyen bölümlerde. Bu arada Henry de Heen Jine aşık ve ta Amerika’dan onunla vakit geçirebilmek için Kore’ye geliyor. Öyle kıza baskı yapmak için değil. Sadece seviyor karşılık beklemeden.

Image and video hosting by TinyPic

Hyun Jin farkında olmadan Sam Soona aşık olur. Gecenin bir yarısı evinde bıraktığı bisikleti alması için çağırır falan. Görmek için bahane arar ama kendine bile itiraf edemez en başta. Hyun Jin’in ona olan aşkında en sevdiğim şeyse onu olduğu gibi görmesi ve sevmesi. Kız şimdi seninle sevişemem kilo verdikten sonra dediğinde yüzünün ifadesi ne var ki bu halinde der gibiydi. Gerçi bunu belli eden bir şeyler de söylüyor. Nitekim bence de hiç bir sorun yok da kız 0 beden olmayınca şişman sayılıyor işte! Bir bölümde diyor ki ‘Sen ne kadar çekici olduğunun farkında değilsin bu da seni daha çekici yapıyor.’

Image and video hosting by TinyPic

Ben yine çok uzattım. Özetlemek gerekirse çok eğlenceli bir dizi. Hani öyle izleyene bir şey katan mutlaka görmeniz gereken bir yapım değil ama izlerken hoşça vakit geçirebileceğiniz kadınlık hallerinde zaman zaman kendinizi bulabileceğiniz bir dizi. Bu arada elbette başrol oyuncusu YİNE güzel gülen bir adam. YİNE oldukça yakışıklı bir aktör. Kızlar (üzgünüm beyler değil SADECE kızlar :P ) ne zaman gidiyoruz Koreye?

Türkçe alt yazı ile izlemek için buraya İnglizce için buraya tıklayın. Türkçe çeviri çok kötü bu arada uyarmadı demeyin.

Neye benziyormuş bir bakayım diyorsanız. Buyurun size bir fan video.


Boys Before Flowers /Büyük Aşklar Nefretle Başlar

Kore yapımı başka bir dizi daha beni benden aldı bu aralar. Boys Before Flowers. Beatles kılıklı takım elbiseler içinde gezen 4 tane oğlan çocuğunun hikâyesi Aslında ilk versiyon Taiwan yapımıymış. (Meteor Garden) Daha sonra Japon (Hana Yori Dango) versiyonu çekilmiş ve çok popüler olmuş. İlkine şöyle bir göz attım. Yanlış anlaşılmasın ama ne dil nede oyuncular hoşuma gitmedi.  Japon versiyonunu izledim fena değildi. Başrol oyuncusu kızı çok sevdim ama Kore versiyonu beni ekrana bağladı. Koreli oyuncular çok daha güzel bence.

Dizinin konusu kısaca şöyle. Jandi orta halli hatta fakir sayılabilecek bir ailenin kendi halinde kızıdır.  Ailesi Shinwa denilen zengin çocuklarının gittiği bir okulun yakınlarında kuru temizlemeci işletmektedir.  Tabiiki her okulda olduğu gibi bu okulda da belalı birer erkek ve kendini beğenmiş bir kız grubu vardır. Kendilerini kısaca F4 ( Flower 4/Çiçek dörtlüsü) adlandıran bu grup Kore’nin en zengin ailelerinin biricik oğullarıdır. Gel görki hepsi bir şekilde sorunludur.  İçlerinde en sorunlu olan da grup lideri Goo Joon Poo dur.  En ufak bir şeyde sinirlenen kibirli, asabi bir çocuktur. F4 den birine özellikle de Goo Joon Pooy’a saygısızlık yapan biri ölüm fermanını imzaladı demektir. Dolabına bir kırmızı kart konur ve bütün okul tarafında bitmek bilmeyen işkencelere maruz kalır.

Bu işkenceler zaman zaman sadece ‘rahatsızlık verme’ sınırının aşabiliyor. Öyle ki psikolojisi bozulan bir öğrenci kendini okulun çatısından atmak ister. F4 ün Jan Di ile yollarının kesişmesi de yine bu olaya bağlantılı olarak gerçekleşir. Çocuk kendini atacakken Jan Di onu son anda yakalar ve bir anda bütün  basın ondan kahraman olarak söz etmeye başlar. Bu olayın akabinde ‘gizemli’ bir sponsor Jan Di’yi bu sadece zengin çocuklarının gidebildiği Shin Hwa Koleji’ne kaydettirir. Jandi önce istemese de ailesinin tepkisi ve tabiiki okulda sunulan imkanlardan ötürü fikrini değiştirir ve okula başlar.

Okul ve F4 ile ilgili anlamadığım bir kaç şey  var. Neden kimse bu ‘popüler’ çocukların işkencelerine karşı durmaz? Bir de dikkatimi çeken bir şey var kızların okul formasının eteği süper mini. Vallahi abartmıyorum.  Biz lisedeyken o etek boyları yüzünden az çekmedik. Biraz dizin üstünde diye azarlananlar mı istersin, oradan buradan çekiştirerek uzatmaya çalışanlar mı istersin. Biz de olsaydı bacaklarımızı kırarlardı öğretmenler :) Yalnız allah için kızların hepsinin vücutları çok düzgün ve yakışıyor mini ‘forma’ onlara. Bir şey daha var bu çocuklar ayrı bir ofiste ders alıyor. Ayrı bir bölmede yemek yiyor. Madem bu kadar özelsiniz, oturun evinizde özel ders alın en iyi hocalardan. Diploma nasıl olsa bir şekilde alınır öyle değil mi?

Neyse konumuza dönelim.  Jan Di bir şekilde okula başlar ve en baştan beri sinir olduğu bu gruptan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışarak hayatına devam eder. Tabiiki  bu imkansızı başarmak gibi bir şeydir. Eğer uzak durabilseydi  dizi başlamadan biterdi öyle değil mi? Biz soluklarımızı tutmuş acaba ne zaman arıza çıkacak diye beklerken senaristler bizi fazla bekletmeden Jandi ve Goo Joon Pyoo’yu karşı karşıya getirir. Olay çok çok kısaca şöyle gerçekleşir: Jandi’nin arkadaşı Goo Joon Pyoo’nun üzerine dondurma düşürür. Bizim asabi ve de yakışıklı oğlan sinirlenir Jan Di de arkadaşını savunur veeeee ertesi gün dolabında kırmızı bir not bulur.

Bütün okulu bir anda karşında bulan Jan Di kolay lokma olmadığını kanıtlar. Bir süre sonra bu ‘hayatını zindan edeceğim’ tavırları Goo Joon Pyo’nun kızdan hoşlandığını anlatma şekline dönüşür. Tabiî ki henüz kimse bunu bilmez. Aslında tüm o şiddeti, hiddeti de yine sevgisizliğin ve ilgisizliğin getirdiği boşluğu kendince kapatmak için. Bütün hayatı boyunca ‘evlat’ değil aile şirketinin varisi olarak görülmüş bir erkek çocuğu düşünün, sürekli çalışan ve ‘cadı’ sıfatını sonuna kadar hak eden bir anne ile çoğu zaman yalnız olarak büyüyen bir çocuk elbette ki asabi ve hırçın olacak. Başka ne beklenir ki. Hani ilkokulda ya da anaokulunda bazı çocuklar vardır. Belli bir kızla sürekli uğraşırlar. Bu çocuk ya kızın saçını çeker ya çelme takıp düşürür, mutlaka ve mutlaka ağlatır. Aslında tüm yapmak istediği dikkatini çekmektir. İlgi çekmenin başka bir yolunu bilmediği içinde can yakar. Goo Joon Pyo da tam böyle bir çocuk. Her yeni işkencede ağlayarak yanına gelmesini beklerken Jan Di her seferinde bütün tacizlere yılmadan karşı durur. Bu da Goo Joon Pyoo’nun ondan daha çok hoşlanmasını sağlar. F4 e kafa tutan ilk kişi olan Jan Di F4’ün iki üyesinin birden kalbini çalmıştır.

Bu çocukların hepsi aslında bir derece yalnız ve sorunludur ama her birinin de ayrı bir yeteneği vardır. Jan Di’nin kurtarıcı prensi, her başı sıkıştığında koşup kurtaran Yoon Ji Hoo keman çalıyor. Jan Di ile aralarında bir yakınlaşma olduğunu da dip not olarak belirteyim. Yakışıklılığıyla kadınların kalbini çalan So Yi Jung başarılı bir seramik sanatçısı. Bu oyuncuya bakarken ‘Allahım ne hoş çocuk’ diye diye izliyordum. Bir bakayım dedim neyin nesiymiş. 89 doğumlu olduğunu öğrendim, yıkıldım. Çok küçük daha. Ama çok yakışıklı. Bunların en büyüğü 23 yaşında. Hepsi çok yakışıklı.. Bu arada Flowers 4 (Çiçek dörtlüsü) ‘çiçeklerden daha güzel’ çocuklar oldukları için bu ismi almışlar. Doğru söze ne denir :)

Jan Di ile bir ilişkiye başlayan Goo Joon Pyo’u izlerken bu kadar ‘öfkeli’ bir çocuğun aslında çok kırılgan ve sevgiye aç olduğunu görüyorsunuz. Açıkçası böyle bir çocuk nasıl bu kadar tutkulu sevebilir diye ben de şaşırdım. Sadece o değil elbette, buz gibi görünen Yoon Ji Hoo’nun aslında ne kadar sadık ve iyi kalpli biri olduğunu fark ediyorsunuz. En azından ben öyle düşünüyorum. Kazanova So Yi Jung’un aslında gerçek aşkı bulamadığını belki de geçmişte bir kalp kırıklığı yaşadığını, grubun en sessiz üyesi Song Woo Bin’in arkadaşları için her türlü fedakârlığı yapabileceğini görerek bu çocuklara başka bir gözle bakıyorsunuz. O kadar sevimliler ki zengin züppe olarak değerlendirmek çok zor. İzleyin pişman olmazsınız diyorum.  Türkçe  alt yazılı izlemek için buradan (ilk 9 bölüm) İngilizce alt yazılı izlemek istiyorsanız buradan (yayınlanan 13 bölüm) bulabilirsiniz.

Gong Yoo Gülüşü içimizi ısıtan Koreli

Image and video hosting by TinyPic

I Love YOO

Uzak doğu dizilerine merak salmam yıllar önce Japon yapımı ‘Sabır Çiçeği Oşin’ adlı dizi ile başladı. O zamandan 2008’in Ocak ayına kadar başka hiçbir uzak doğu yapımı izlemedim. Geçen yıl TRT de yayınlanan Saraydaki Mücevher dizisine şöyle bir göz atayım derken, kendimi dizinin müdavimleri arasında buldum ve o gün bugündür bu alanda en iyi olan Kore dizilerini takip ediyorum.

Çok değil yaklaşık 1,5- 2 ay önce internette gezinirken sevgili Ofori’nin bloguna rastladım. Dizi tanıtımları içerisinde Coffee Prince adlı dizinin incelemesini okudum. Çok merak ettim ve kaderin ağlarını ördüğünden habersiz izlemeye başladım. Gong Yoo denen sevilesi varlığı ilk kez bu dizide gördüm. Hyan Kul karakteri, genç, yakışıklı biraz da hercai gönüllü bir erkek. Henüz büyümemiş, gözlerinden muzırlık akan bir oğlan çocuğu edasında kendini tanıtıyor bize. Dizi ile ilgili çok fazla yoruma girmek istemiyorum çünkü Coffee Prince ile ilgili ayrı bir inceleme yapmayı planlıyorum.

Pek çok kişiye göre çekik gözlü tüm insanlar birbirlerine benzer ve hepsi kısaca dünyada en çok bilinen Asya’nın en güçlü ve en popüler iki ülkesinden birinden ya Çinli ya da Japon’dur. Dünyayı Amerika, Amerika’yı da Hollywood’dan ibaret sayan zihniyet için benim Gong Yoo hayranlığım bir mana ifade etmeyebilir. İtiraf ediyorum ki bende Kore’de bu kadar çok yakışıklı aktör olduğunu bilmezdim (Lee Seo Jin, Jin Jin Hee, So Ji Sub vs) Gong Yoo’nun Asya’nın dört bir yanında hayranları var ama bilse Türkiye’de –sayemde- Güney Amerika’da da sevenleri var ne yapardı acaba? Duyduklarım daha doğrusu internetten okuduklarım mütevazı ve kendisine gösterilen sevgiyi sonuna kadar hak eden bir insan olduğunu söylüyor.

Gerçek hayatta sevdiği kadına nasıl davranır bilmiyorum ama Coffe Prince’de ki performansıyla hepimiz kendine hayran bıraktı. Güzeller güzeli Eun Chan iş bulabilmek için erkek kılığında dolaşırken sevimliliği ve azmi ile bizim adamı kendine âşık ediyor. Bu dakikadan sonra da karakterin kendi içinde ki mücadelesine tanık oluyoruz. Ben nasıl bir erkeği sevebilirim noktasından ne olursa olsun bu ilişkiye bir şans verelim noktasına gelirken Hyan Kul’un yaşadığı travmayı Gong Yoo’dan başkası bu kadar güzel yansıtamazdı diye düşünüyorum.

Bir sahnede de henüz sevdiği kişinin kız olduğu öğrenmeden önce çekiyor bunu bir kenara ve sarılalım diyor. Senin yüzünden dikkatimi toplayamıyorum bir kere sarılalım. Ben tabii ki erimiş bitmiş bir vaziyette gel ben sana burada sıkı sıkı sarılırım diyorum ama ne fayda sesimi duyan yok ha ha ha ha :)

Güney Kore’nin en en en sevimli ve en yakışıklı adamı şu sıralar 2 yıllık askerlik görevini tamamlamak üzere orduda bulunuyor. Bizde ki ünlüler askerlik yapmamak için yurt dışına kaçarken, o kariyerinin en tepesinde her şeyi askıya alıp vatani görevini yapmaya gitti. Çok ilginç. Aralık 2009 da terhis olacak ama o zamana kadar hayranlarına her akşam  saat 8 de radyo programı ile sesleniyor. Korece anlayanlar bir nebzede olsa hasret gideriyorlar. Peki ya biz? Ya biz? Biz de en iyisi toplu olarak Korece öğrenelim :)

Lisedeyken nereden konu açıldı hatırlamıyorum ama bir öğretmenimiz dedi ki: ‘Hayatınız boyunca hep yakışıklılığa mı prim vereceğinizi sanıyorsunuz, bazen bir gülüş bile sizi etkileyebilir’. Bu söz Gong Yoo’nun güzel yüzünde, insanın içini ısıtan sıcacık gülüşünde daha bir anlam buluyor. Bir insan hem bu kadar güzel gülüp hem de bu kadar yakışıklı olabilir mi? Oluyor işte. Yaradan verdimi bazen hepsini bir arada veriyor. :) Biz de dünyanın dört bir tarafında ki kadınlar olarak ağzımız açık biraz da ayıptır söylemesi salya akıtarak izliyoruz bu Kore’nin en çok beğenilen adamını.

Diziyi izlemeyenler için söylediklerimin bir anlamı olmayabilir. Önce Coffee Prince izleyin. Brezilyadaki arkadaşıma bile izlettim, O da diziye ve Gong Yoo’ya bayıldı. Kendi ellerimle kendime dünyanın öbür ucunda yeni rakipler yaratıyorum. Deli miyim neyim? : ) Gong Yoo’yu anlatmaya kelimeler yetmez, gülüşü, duruşu, bakışı her şeyi ayrı güzel adamın. Ne diyelim Allah her kadına böyle bir erkek nasip eylesin.