Song Seung Hun/ Honey Honey Nearly Kills Me

Eylül 29th, 2013

En son ‘When a man loves’ dizisinde oynayan, So Ji Sub’un kankası, Korenin ender yakışıklılarından Song Seung Hun, High Cut dergisine yeni yeni pozlar vermiş.  Bence şahene olmuş. Bu arada yakında yeni bir film ile döneceği haberleri geldi. Film +18 olacakmış. Hımm merak ettim :) Her zamanki gibi güzellikleri paylaşmak ve takdir etkemk gerektiğini düşündüğümden, bu resimleri sizlerle paylaşmak istedim. Rica Ederim :D :D

Kırmızı olsun üç kuruş fazla olsun :)

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Güzellikler Takdir Edilmeli – UZAKTAN AMA- :)

Eylül 24th, 2013

Gong Yoo Marie Claire Kore dergisi ile çekim yapmış. Bu arada röportaj da vermiş tabii. Resimlerin altında epey yazı vardı. Korece bilmediğim için anlamadım. Yalnız, Korece bilseydim de bu fotoğrafların altında yazan her hangi bir cümleyi algılayabilir miydim? O da başka bir konu :) Gong Yoo’yu reklam çekimleri dışında pek dergi-tv de falan göremiyoruz. Güzellikler paylaşılmalı ve takdir edilmeli dedim. Ne iyi ettim değil mi? Biliyorumm :)

 

I am a Cyborg but that’s ok- Rain

Şubat 24th, 2010

Delilik ile dahilik arasındaki ince çizgiyi sorgulatan bu eğlenceli filmi nihayet bende izledim. Canımcım Rüzigarcım Cd ye çekmişti benim için. Baktım Uzakdoğu dizi-film aleminde yorumlamayan kalmamış, dedim kuş konduracak değilim, eksik kalsın benim fikrimde. Fakat Rüzigar YAZ :) deyince elim mahkum daha fazla bekletemedim. Yalnız uyarayım bu yorum Raine uzunca övgülerin döşendiği bir yazı olacak. Sıkılacak olanlar derhal gidebilirler :)

Filmin konusuna değineyim kısaca Young-goon kendisi fare zanneden ve sürekli turp yiyen büyükannesinin yanında kala kala delirmiştir. Bir gün annesi ve akrabaları büyükannenin profesyonel yardım alması gerektiğine karar verip apar topar hastaneye yatırırlar. Gider ayak büyükannesinden Cyborg olduğu gerçeğini öğrenir :P Büyükannesinin geride bıraktığı takma dişlerini taktığında elekronik eşyalarla konuşabildğine inanır. Kendisi üstün teknoloji ürünü bir Cyborgdur ama küçük ev aletlerini, mikserleri falan kıskanır çünkü onların var oluş amacı bellidir. Kendisi ise bu dünyadaki asli görevini hala bilmemektedir. Robot olduğundan yemek yiyemez, yerse bozulacağına inanır, bunun yerine kendisini şarj eder. Bir gün ‘kablolarını’ yani damarlarını dışarı çıkarıp şarj etmek ister ve bileklerini keser bu olayın neticesinde kendisini akıl hastanesinde bulur.

Burada kendi gerçekliklerini yaratmış birbirinden ‘deli’ hastalarla bir arada kalır. Nezaketin muhtemelen sadece dezavantajlarını yaşamış bir adam, çocukluktan beri şarkıcı olmak isteyip olamayan bir kadın, kendini dünya güzeli sana obez başka bir kadın, hayatın eğlencesini yalan söylemekte bulan başka bir kadın daha veeee Il-sun Perşembeyi çalabilecek kadar maharetli bir hırsız, küçülüp yokluğa karışmaktan korkacak kadar çocuk ruhlu bir ‘deli’. Bizim kızla aralarına önce arkadaşlık sonra da bir aşk başlıyor. Bunun öncesinde Il Sun Young Goon merhametini çalıyor ki büyükannesini hasteneye kapatan doktorlardan intikam alabilsin. 7 Ölümcül Günahtan biri merhametli olmak çünkü. Diğerleri; minnetarlık duymak, boş hayaller kurmak, suçluluk duymak, üzgün olmak, sönük ve hareketsiz olmak ve tereddüt etmek.

Gelelim Rain performansına, bir insan aynı anda hem seks sembolü, hem de şirinlik abidesi olabilir mi? Rain olmuş valla. Üstelik GERÇEKTEN şarkı söyleyebiliyor :) Tamam biliyorum kendisi Kore’nin süper starı bir şarkıcı ama konserlerinde iki çığırttıktan sonra gömleğini çıkarıyor, gösteriye yarı  çıplak devam ediyor. Bu da bende dikkat dağıtıyor izlenimi uyandırdı. Ha kızlar için görsel bir şölen mi kendisi? EVET!

Filmi yönetmen 12 yaşındaki kızı seyredebilsin diye yapmış. Çok şirin, renkli bir film. Ancak yine de ufaktan da olsa deli mi? Dahi mi? Kime göre, neye göre gerçek? sorgulatması yapıyor. Kendi dünyalarında yaşadıkları gerçek. Mesela Il Sun hırsızlık yeteneğine herkes inanmış durumda. Sadece kendisi değil : ) Hekimden sorma çekenden sor diye bir laf vardır ya aynen o felsefede ikilinin ilişkisi. Sen hastasın yemek yemelisin, normal değil bu yaptığın demek yerine ve bunu diyenlere inat kendince bir çözüm buluyor Young Goo’nun sorununa gerçekte elektronik dehası olan Il Sun kızın vücuduna bir alet yerleştiriyor ve bu alet yemekleri enerjiye dönüştüryor. Üstelik ömür boyu garantili :) Delinin halinden ancak başka bir deli anlıyor yani.

Yine Raine dönecek olursak kendisinin hayranı olmamama rağmen, yanakları sıkasım geldi bu filmde. Hatta bağırmak istedim ‘Rain bana da Yodile ne oluurrrrr’ diye  :) Özetle Rain sevenler için kaçırılmayacak bir film. Eğlenmek istiyorsanız izleyin, ama beklentilerinizi çok yüksek tutmayın ki hayal kırıklığına uğramayın. Ne olur ne olmaz  :)


Güzel Gülen Yakışıklı Adamlar : )

Nisan 28th, 2009

Dünyanın dört bir yanından güzel gülen, güzel bakan yakışıklı oyunculardan bir slideshow derledim. Hepsi çok yakışıklı hepsi GAMZELİ :)

Valentino Lanus: Meksikalı Oyuncu, eski bir model. Sevgilisi Kolombiyalı bir manken. Yetenekli ve yakışıklı. Menajeri de dünya tatlısı bir adam.

James Van Der Beek: İlk göz ağrım Dawson’ım  kendisi gibi oyuncu Heather McComb ile (2003) ile evli ve çok mutlular. Hollywoodun kirletemediği güzel insan.

Jaime Camil:  La Fea Mas Bella dizisi ile tanıdığım Latin ateşi. Fazla söze gerek yok biyografisi blogda mevcut.

Mehmet Günsür: Gururumuz mu desem : ) Türk olduğu için ne kadar mutluyum mu desem :) Burada gül gibi Türk kızları dururken (misal ben ha ha ha;) gitti elin İtalyanıyla evlendi, bir de oğlu var. Allah daha da mesut etsin ne diyelim.

Kim Bum: Çıtır çerez. F4 ün çapkın Yi Jungu gerçek hayatta çok masum ve çok tatlı.  Yaşına göre oldukça olgun ve kariyerinin başında yetenekli ve parlak bir genç.

Lee Min Hoo: Avusturalyada bile kendine hayranlar edinmiş ve resmi  sitesi yoğun ilgiden çökmüş olan oyuncu. Bu yakışıklı da bana göre çok genç. BBF dizisinden sonra fiyatını ikiye katladığı söyleniyor. Bir kozmetik firmasının yüzü. Pek çok reklam filminde rol almaya başladı. Çok yetenekli, çok genç ve çok yakışıklı.

Lee Seo Ji: Gamzeli gangster, Kral Yi San öldüren bakışlara ve muhteşem bir gülüşe sahip oyuncu. Şu an için sevgilisi yok. Bizde bunun için hiiç üzgün değiliz. : )

Josh Hollaway: Türkiye’ye gelişi olay olan, Türk erkeklerini kıskançlıktan deliye döndüren, dünayı kasıp kavuran Lost dizisinin yakışıklısı. Sarışınlığın yakıştığı ender adamlardan biri. Evli ve sanırım çok yakın zamanda baba oldu.

Hyun Bin: Bir başka güzel gülen Koreli. My Name İs Kim Sam Soon dizisi ile tanıdığım yakışıklı oyuncu. Kız arkadaşı da kendi gibi ünlü bir oyuncuymuş.

Alejandro Tous: İspanyol oyuncu. Kendisini Çirkin Betty’nin İspanyol versiyonu olan Yo Soy Bea dizisindeki Alvaro karakteri ile tanıdım. Alvaro’dan nefret ettim ama Alejandroyu çok sevdim. Dizideki rol arkadaşı (Bea/Betty) Ruth Nunez ile beraber. Çok aşık görünüyorlar.

Stefona Acrosi: Muhtemelen adını yanlış yazdım. Cahil Periler filmi ile tanıdığım İtalyan aktör. Dünyanın en güzel kadınlarından Fransız model Leticia Casta ile nişanlı. Bir çocukları var ikincisi de yolda. Sırf gülüşünü görebilmek için filmdeki kapı açma sahnesini tekrar tekrar izlediğim insan.

veeeeee GONG YOO: O gülsün ben sadece onu seyredeyim dediğim adam. Gülünce etrafına ışık saçan, günümü aydınlatan yakışıklı. Keşke böyle bir sevgilim olsa dediğim insan. Sadece Coffee Prince dizisinde ki karakterine değil kendisine de ayrıca hayranım. Gel Koreye yerleş dese bir dakika durmam giderim. Tanımayana hiç üzülmem bir rakip eksilir : ) ama tanıyıpta sevmeyen varsa gözüme görünmesin.

Gong Yoo Gülüşü içimizi ısıtan Koreli

Şubat 10th, 2009

Image and video hosting by TinyPic

I Love YOO

Uzak doğu dizilerine merak salmam yıllar önce Japon yapımı ‘Sabır Çiçeği Oşin’ adlı dizi ile başladı. O zamandan 2008’in Ocak ayına kadar başka hiçbir uzak doğu yapımı izlemedim. Geçen yıl TRT de yayınlanan Saraydaki Mücevher dizisine şöyle bir göz atayım derken, kendimi dizinin müdavimleri arasında buldum ve o gün bugündür bu alanda en iyi olan Kore dizilerini takip ediyorum.

Çok değil yaklaşık 1,5- 2 ay önce internette gezinirken sevgili Ofori’nin bloguna rastladım. Dizi tanıtımları içerisinde Coffee Prince adlı dizinin incelemesini okudum. Çok merak ettim ve kaderin ağlarını ördüğünden habersiz izlemeye başladım. Gong Yoo denen sevilesi varlığı ilk kez bu dizide gördüm. Hyan Kul karakteri, genç, yakışıklı biraz da hercai gönüllü bir erkek. Henüz büyümemiş, gözlerinden muzırlık akan bir oğlan çocuğu edasında kendini tanıtıyor bize. Dizi ile ilgili çok fazla yoruma girmek istemiyorum çünkü Coffee Prince ile ilgili ayrı bir inceleme yapmayı planlıyorum.

Pek çok kişiye göre çekik gözlü tüm insanlar birbirlerine benzer ve hepsi kısaca dünyada en çok bilinen Asya’nın en güçlü ve en popüler iki ülkesinden birinden ya Çinli ya da Japon’dur. Dünyayı Amerika, Amerika’yı da Hollywood’dan ibaret sayan zihniyet için benim Gong Yoo hayranlığım bir mana ifade etmeyebilir. İtiraf ediyorum ki bende Kore’de bu kadar çok yakışıklı aktör olduğunu bilmezdim (Lee Seo Jin, Jin Jin Hee, So Ji Sub vs) Gong Yoo’nun Asya’nın dört bir yanında hayranları var ama bilse Türkiye’de –sayemde- Güney Amerika’da da sevenleri var ne yapardı acaba? Duyduklarım daha doğrusu internetten okuduklarım mütevazı ve kendisine gösterilen sevgiyi sonuna kadar hak eden bir insan olduğunu söylüyor.

Gerçek hayatta sevdiği kadına nasıl davranır bilmiyorum ama Coffe Prince’de ki performansıyla hepimiz kendine hayran bıraktı. Güzeller güzeli Eun Chan iş bulabilmek için erkek kılığında dolaşırken sevimliliği ve azmi ile bizim adamı kendine âşık ediyor. Bu dakikadan sonra da karakterin kendi içinde ki mücadelesine tanık oluyoruz. Ben nasıl bir erkeği sevebilirim noktasından ne olursa olsun bu ilişkiye bir şans verelim noktasına gelirken Hyan Kul’un yaşadığı travmayı Gong Yoo’dan başkası bu kadar güzel yansıtamazdı diye düşünüyorum.

Bir sahnede de henüz sevdiği kişinin kız olduğu öğrenmeden önce çekiyor bunu bir kenara ve sarılalım diyor. Senin yüzünden dikkatimi toplayamıyorum bir kere sarılalım. Ben tabii ki erimiş bitmiş bir vaziyette gel ben sana burada sıkı sıkı sarılırım diyorum ama ne fayda sesimi duyan yok ha ha ha ha :)

Güney Kore’nin en en en sevimli ve en yakışıklı adamı şu sıralar 2 yıllık askerlik görevini tamamlamak üzere orduda bulunuyor. Bizde ki ünlüler askerlik yapmamak için yurt dışına kaçarken, o kariyerinin en tepesinde her şeyi askıya alıp vatani görevini yapmaya gitti. Çok ilginç. Aralık 2009 da terhis olacak ama o zamana kadar hayranlarına her akşam  saat 8 de radyo programı ile sesleniyor. Korece anlayanlar bir nebzede olsa hasret gideriyorlar. Peki ya biz? Ya biz? Biz de en iyisi toplu olarak Korece öğrenelim :)

Lisedeyken nereden konu açıldı hatırlamıyorum ama bir öğretmenimiz dedi ki: ‘Hayatınız boyunca hep yakışıklılığa mı prim vereceğinizi sanıyorsunuz, bazen bir gülüş bile sizi etkileyebilir’. Bu söz Gong Yoo’nun güzel yüzünde, insanın içini ısıtan sıcacık gülüşünde daha bir anlam buluyor. Bir insan hem bu kadar güzel gülüp hem de bu kadar yakışıklı olabilir mi? Oluyor işte. Yaradan verdimi bazen hepsini bir arada veriyor. :) Biz de dünyanın dört bir tarafında ki kadınlar olarak ağzımız açık biraz da ayıptır söylemesi salya akıtarak izliyoruz bu Kore’nin en çok beğenilen adamını.

Diziyi izlemeyenler için söylediklerimin bir anlamı olmayabilir. Önce Coffee Prince izleyin. Brezilyadaki arkadaşıma bile izlettim, O da diziye ve Gong Yoo’ya bayıldı. Kendi ellerimle kendime dünyanın öbür ucunda yeni rakipler yaratıyorum. Deli miyim neyim? : ) Gong Yoo’yu anlatmaya kelimeler yetmez, gülüşü, duruşu, bakışı her şeyi ayrı güzel adamın. Ne diyelim Allah her kadına böyle bir erkek nasip eylesin.